İş Dünyasında Kadınlar röportaj serimizin bu sayıdaki konuğu, EU Denetim ve Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Özlem Emirhanoğlu oldu. Kariyerine üretim sektöründe başlayan Emirhanoğlu, kalite yönetimi ve baş denetçilik alanındaki deneyimiyle mesleki birikimini farklı sektörlere taşıdı. Bugün denetim, danışmanlık, eğitim ve mentorluk alanlarında çalışmalarını sürdüren Emirhanoğlu ile kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsili, iş hayatında eşitlik anlayışı ve liderlik yaklaşımı üzerine konuştuk.
Kadınların iş dünyasındaki varlığı artık yalnızca bir temsil meselesi değil; kurumların yönetim kalitesini, karar alma biçimini ve kültürel dönüşümünü doğrudan etkileyen bir unsur. EU Denetim ve Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Özlem Emirhanoğlu ile kariyer yolculuğunu, denetim ve girişimcilik deneyimini, sivil toplum çalışmalarını ve kadın liderliğine dair yaklaşımını konuştuk. Üretim sahasında başlayan mesleki serüvenini kalite yönetimi, baş denetçilik ve mentorlukla derinleştiren Emirhanoğlu, eşitliğin ancak sistematik ve sürdürülebilir adımlarla mümkün olabileceğini vurguladı.
- Öncelikle sizi biraz tanımak isteriz. İçinde bulunduğunuz iş dünyasında kendinizi nasıl tanımlarsınız?
İş hayatına 1998 yılında başladım. İlk iş yerim otomotiv sektöründe bir motosiklet fabrikasıydı. O yıllarda motosiklet üretimimizin tamamı çalıştığım fabrikada yapılıyor ve birçok proses kendi içimizde gerçekleşiyordu. Bu çalışma ortamım bana farklı üretim proseslerini yakından tanıma fırsatı verdi ve üretime olan sevgim burada başladı. Çalıştığım pozisyon ISO 9001 standardı ve üretim proseslerini iyi öğrenerek kalite alt yapımın sağlam oluşması için bir zemin hazırladı. Sonrasında hizmet sektöründe yine kalite müdürü olarak çalıştım. Bu iş yerinde ise tamamen hizmet adımlarını ve uluslararası standartla uyumunu deneyimledim. Bu ilk iş yerlerim bana kısa zamanda mesleki olarak çok şey kattı. Daha sonra Uluslararası Baş Denetçilik sertifikası ve dernekçilik derken bu günlere geldik. Şu anda tüm sektörlerde, denetim, danışmanlık, eğitim ve insan kaynakları konularında faaliyet gösteren EU Denetim ve Eğitim Hizmetleri’nin 16 yıllık şirket sahibi ve yöneticisiyim. Kendinizi iş dünyasında nasıl tanımlarsınız sorusunun cevabı ise güvene dayalı iş ilişkileri kuran ve sürekli kendine ve çevresine faydalı olmaya çalışan, uzun yıllardır ev ve iş hayatını dengede tutmaya çalışan biri olarak tanımlayabilirim.
“Kariyerimdeki önemli dönüm noktalarından biri, kendi şirketimi kurma cesaretim”
- Kariyer yolculuğunuzda sizi en çok şekillendiren deneyim ne oldu?
27 yıllık iş hayatım boyunca çok kez dönüşümler yaşadım. İlk dönüm noktası 2003 yılında, hizmet sektöründe kalite müdürü olarak uygulayıcı pozisyonunda çalışırken, ISO 9001 Baş Denetçi Eğitimi alarak yeni bir mesleğin kapılarını aralamam oldu. Çalışma hayatımın ilk yıllarından itibaren tabiri caizse hiç yerimde durmadım. Her 5-10 yılda bir yeni yetenekler katmaya çalıştım. Denetçilik mesleğinin katma değerli bir iş olması ve belgelendirme sektörünün belirli standartta denetimlerle çalışabilmesinin sağlanması için Sistem Denetçileri Derneği’ni (SİSDER) 9 denetçi arkadaşımla birlikte kurarak uzun yıllar dernek çatısı altında çalıştım. Bu da insan ilişkileri, network ve sektörün dinamikleri ile ilgili beni oldukça geliştirdi. Aslında bir STK da çalışmak hem karakterinizde hem kariyerinizde önemli gelişmelere fırsat sunarken, aynı zamanda karşılık beklemeden çalışma disiplini ile sizden sonra gelenlere de önderlik etmenizi sağlıyor. Bu bence en önemli kendini mutlu etme yöntemlerinden biri. Önemli dönüm noktalarından bir diğeri de çalıştığım kurumsal yapıdan ayrılıp kendi şirketimi kurma cesaretim ile geldi. Böylece artık önümde bambaşka bir yol vardı. Yine girişimcilik ruhumun kendini bulduğu bir diğer gönüllü süreç ise Şile Tıbbi Aromatik Bitkiler Tarımsal Kalkınma Kooparatifi’nin kurucu üyelerinden biri olmamdı. Hayatımda ilk kez toprakla tanışma ve çalışma fırsatım oldu. Bu süreç benim için çok keyifli bir çalışma ortamı oldu. Kooperatifimiz halen Şile ve çevre köylerinde tarımsal kalkınma faaliyetlerine devam ediyor.
Yine son yıllarda şirket yöneticiliğim sırasında da hala daha iyiyi, daha farklıyı ve daha faydalı olma çabalarım sebebiyle mentorluk mesleği ile tanıştım. Aslında yaptığım işin ve hayata bakış açımın beni otomatik olarak buraya taşıdığını düşünüyorum. Bu faaliyetimi de elle tutulur bir zemine oturtmak istememle, 2021 yılında Mentor Derneği’ne üye olarak iş dünyasına ve insan ilikşilerine farklı bir yerden bakmaya başladım. Bu vesile ile Mentor Derneği’ndeki tüm çalışma arkadaşlarıma faaliyetlerimiz sırasındaki fayda yaratma çabalarından, bana ve sisteme kattıkları değerden ötürü teşekkür ederim. Şimdi ise 27 yıllık bu serüvenimin sonrasında kendime bambaşka bir alan yaratarak kariyerimde farklı bir noktaya doğru ilerliyorum. Bu yeni nokta ise kişisel mentorluk ve yol arkadaşlığı. Tüm bu tecrübelerimden yola çıkarak, iş hayatındaki gelişimim ve yıllardır kendimi ruh ve beden bütününde de geliştirme çabalarım beni kişisel mentorlük faaliyetlerine yönlendirdi. Son dönemde bu faaliyetlerime ağırlık verip bu şekilde kariyerime devam ediyorum. Heyecan duyduğum söz konusu yeni süreç ile birlikte yol arkadaşlarıma hem kapsamı geniş olan hem de nokta atışı bir çalışma ile destek oluyorum. Aslında birbirimize de destek olduğumuz bu süreç umarım hepimize iyi gelir.
“En önem verdiğimiz konu, yönetim kurullarımızda kadın erkek dengesini sağlamak”
- Üst yönetim ve karar alma mekanizmalarında kadın temsili konusunda Türkiye’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemiz kadın temsili konusunda halen hedeflenen seviyenin çok gerisinde. Bu temsil oranının artması ile ilgili bir araya gelmiş STK’ları da uzun yıllardır takip ediyorum. Destek programları ve kadınlarımızı üst düzey yönetimde alacakları görevlere hazırlayan eğitimler var olmasına rağmen maalesef yeterli değil. Bazen herhangi bir sektördeki üst yönetim kadrolarını gördüğümde hiç kadın temsili olmamasını dehşet ile karşılıyorum. Çünkü kesinlikle bakış açısının, eşit temsil olmasa bile, mutlaka kadınlara görev verilecek şekilde değişmesinden yanayım. Çalıştığım STK’larda en önem verdiğimiz konu kesinlikle yönetim kurullarımızda kadın erkek dengesini sağlamak. Ulaştığımız resmi verilerde, 2023 yılı itibarıyla ülkemizde, üst ve orta düzey yönetici seviyesinde kadın oranını yüzde 20,6 olarak görüyoruz. Önceki yıllara göre rakamın yüksek olması sevindirici ancak halen yeterli değil. Kadın temsilinde, OECD ülkeleri ortalamasının yüzde 30’larda ve hatta bazı Avrupa ülkelerinde bu oranın yüzde 40’lara yakın olduğu düşünüldüğünde ülkemizdeki oranın hiç tatmin edici olmadığını görebiliyoruz. Bugün yaklaşık yüzde 80 oranında erkek egemen olan iş dünyasında, kadın temsilinin yeterli olduğundan ve hedeflerimize ulaşmada başarılı olduğumuzdan bahsedemeyiz. Aslında bu dengesiz yapı beraberinde kadınların çalışma hayatında çok başka sorunları da doğal olarak beraberinde getiriyor.
- İş dünyasında cinsiyet eşitliği adına yapılması gereken en acil 3 şey sizce nedir?
Öncelikle şirketlerimizin kültürlerinde bu farkındalığı yaratabilmemiz lazım. Bakış açımız değişmeden tüm alınacak önlemler sadece görsellikten ibaret olup maalesef sonuca istenilen şekilde ulaşılamıyor. Kültürümüzü değiştirebilmek için eşitlik politikalarının hazırlanması, yayınlanması ve yaygınlaştırılması, periyodik eğitimlerin verilmesi ve iş verenlerin bu konuda istikrarlı bir duruş sergilemeleri gerekiyor. Kültürümüzü değiştirip farkındalığımızı artırmak dışında, eşit ücret politikalarının oluşturulması, terfi süreçlerinin şeffaf ve adil bir şekilde yönetilmesi ve kadın temsilinde kota uygulamalarının yaygınlaştırılması diyebilirim.
“Kadınların erkeklerden çok daha titiz, yerinde detaycı ve azimli olduğunu düşünüyorum”
- İş dünyasında kadın liderlerin sayısının artmasının Türkiye üzerinde nasıl bir etkisi olur?
Birçok alanda kadınların erkeklerden çok daha titiz, yerinde detaycı ve azimli olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle kadınların iş dünyasına belirli bir kalibrasyon getirdiğini de düşünüyorum. Örnek verecek olursak, hiç kadın çalışanı olmayan bir işletme ile kadın çalışanları fazla sayıda olan bir işletme arasında, daha o çalışma ortamına girer girmez çok büyük bir fark olduğunu görebiliyoruz. Tabi konuyu genelliyorum, istisnalar her zamanki gibi kaideyi bozmuyor ama genel anlamda kadının olduğu işletmelerde her zaman herkesin daha derli toplu daha belirli bir standartta çalışma ortamı yarattığını gözlemliyorum. Kadın liderler olarak olaya bakarsak, kadınların da bazı dezavantajlar var. Öncelikle bahsettiğim gibi kadın erkek bakış açısından kurtularak liderlik yapılması gerekiyor. İş hayatında aslında kadın veya erkek, hiç kimseye gereğinden fazla avantaj veya dez avantajlı durum yaratmak bizim istenilen sonuçlara ulaşamamamızı beraberinde getiriyor. Bu sebeple cinsiyeti, özel duygularımızı, arkadaşlık ilişkilerimizi, akrabalık ilişkilerimizi iş hayatında belirli bir seviyede tutabilirsek doğru yönetimsel süreçler bu şekilde daha faydalı kurgulanabilir.
“Medya araçları kadınların iş dünyasındaki başarısını görünür kılmak için güçlü bir kaldıraç”
- Kadınların iş dünyasındaki başarılarını görünür kılmak adına medya ve iletişim araçlarının rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle olumlu taraftan bakarsak; geleneksel medya ve özellikle dijital platformlar, kadın liderlerin hikayelerini daha geniş kitlelere ulaştırma imkanı sağlıyor. Örneğin; Forbes veya Fortune gibi yayınların “en güçlü kadınlar” listeleri, rol model etkisi yaratıyor. Bu tür içerikler, genç kadınlara “ben de yapabilirim” duygusu kazandırırken, iş dünyasında çeşitlilik ve kapsayıcılık konularını da gündemde tutuyor. Ancak mesele sadece görünürlük değil, nasıl temsil edildiği. Medya bazen kadın başarılarını istisna gibi sunabiliyor ya da başarıyı dış görünüş, özel hayat gibi unsurlarla gölgeleyebiliyor. Bu da yapısal eşitsizlikleri yeniden üretme riskini doğuruyor. Yani görünürlük artarken, anlatı dili hala problemli olabiliyor. Dijital iletişim araçları burada oyunu biraz değiştiriyor. LinkedIn, X veya Instagram gibi platformlar sayesinde kadınlar kendi hikayelerini doğrudan anlatabiliyor, aracı filtreleri azaltıyor. Bu da daha otantik ve çeşitli başarı hikayelerinin ortaya çıkmasını sağlıyor. Aynı zamanda kadın dayanışma ağları ve topluluklar da bu kanallar üzerinden güçleniyor. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir nokta ise algoritmalar. Hangi hikayelerin daha çok görünür olduğu, çoğu zaman platformların ticari ve teknik dinamiklerine bağlı. Bu da bazı başarıların öne çıkarken bazılarının geri planda kalmasına neden olabiliyor. Özetle, medya ve iletişim araçları kadınların iş dünyasındaki başarısını görünür kılmak için güçlü bir kaldıraç. Ancak gerçek etki, sadece daha fazla görünürlük değil, daha doğru, dengeli ve klişelerden arındırılmış temsil ile mümkün olur.
“Kendinizden emin olduğunuz noktada göz önünde olmaktan çekinmeyin”
- Genç kadın profesyonellere kariyer yolculuklarının başında vereceğiniz en önemli tavsiye ne olur?
Benim iş hayatımın başından beri duruşum aslında hep cinsiyetsizlikten yana oldu. Cinsiyetin pozitif veya negatif yönde öne çıkartılması benim her zaman kaçındığım bir konu. Malum bu kadar uzun çalışma hayatında çoğu kadının karşılaştığı gibi, cinsiyetçilik üzerinden çeşitli davranışlara maruz kalmama rağmen her zaman işimi ön plana çıkartıp bunları mümkün olduğunca geri plana atmaya çalıştım. Tabi herkes bu konuda aynı fikirde olamayabilir. Belki benim direncim bu konuda fazla olduğu için hiçbir zaman öne çıkarmadım ve yok saydım. Kalite altyapısından gelmiş olmam aynı zamanda bu duruşumu sürdürülebilirlik anlamında destekledi. Bakış açısı geçen yıllarda o kadar değişti ki bizim jenerasyon çok daha ezilerek büyütüldüğümüz için iş hayatında da çoğu zorluğun karşısında devam edebilme motivasyonunu kendimizde bulabildik. Aile ve okuldaki disiplin, bizi işlerimize de dört kolla sarılma iç güdüsüne yönlendirdi. Ancak şimdi bu özelliklerin çok fazla kalmadığı düşüncesindeyim. Ben 20’li yaşlarımda 39 derece ateşle, 20’lik dişimi çektirdikten sonra, çocuğum hastayken gibi birçok örnekte koşa koşa işe gittiğimi hatırlıyorum. Şimdi hafif boğaz ağrısında evde dinlenen çalışanlarımız var. Bu arada gençlerin tamamen kendilerini ve sağlıklarını önceliklendirmesinin kötü bir şey olduğunu savunmuyorum. Sadece bizim bakış açımızdan farklı. Ancak ilerleyebilmek için sanırım bu iki davranış modeli arasında dengeyi sağlamak gerekiyor. Belki bizim yaptığımızda çok doğru değildi, şimdi bu kadar kendini koruyucu bir bakış açısına sahip olmak da.
İş hayatına yeni başlayan bir kadın için başarı tek bir formüle bağlı değil ama bazı stratejiler var ki neredeyse her sektörde fark yaratır. Bunlarıdan biraz daha gerçekçi ve uygulanabilir şekilde bahsetmek gerekirse; öncelikle yetkinliklerinizden emin olmalısınız. Yetkinliklerinizden emin olabilmenin yolu, bir sistem içerisinde tüm diğer oyuncularla birlikte yapacağınız iş ve diğer aktivitelerden yola çıkarak bulunabilir. Çünkü yeni mezun kadın arkadaşlarım için düşündüğümüzde, çalışma hayatında hiç birşey okuldaki veya bizim çalışma hayatımızdan önceki gibi olmayacak. Bu farkındalığı ancak saha da olarak kazanabiliriz. Kendinizden emin olduğunuz noktada göz önünde olmaktan çekinmeyin. Artık herşey birkaç uygulamanın içinden yönetilebiliyor. İşinize uygun platformu seçip yine mutlaka işiniz ve hedef kitleniz ile ilgili paylaşımlar yapmanız sizi ulaşmak istediğiniz noktaya ulaşmanızda büyük yardımları olacak. Kendinize ve içinizdeki parlayan ışığınıza inanın. Ona inanın ve hayallerinize ulaşabilmek bu yolu onunla yürüyün. Çünkü içinizdeki o ışık sizi sizden bile fazla motive ederek hedefe ulaşmanızda en büyük desteğiniz olacak.
“Benzer engellerle karşılaşmış birinin yol göstermesi, zaman kaybını ciddi şekilde azaltıyor”
- Kadınların birbirine rehberlik etmesi ve deneyim paylaşımı sizce kariyer gelişiminde ne kadar belirleyici? Kadınların birbirine rehberlik etmesi ve deneyim paylaşımı sizce kariyer gelişiminde ne kadar belirleyici?
Kadınların birbirine rehberlik etmesi ve deneyim paylaşımı, kariyer gelişiminde çok güçlü ve çoğu zaman belirleyici bir faktör. Hatta bazı durumlarda teknik bilgi veya eğitim kadar etkili olduğunu söylemek abartı olmaz. Öncelikle şu gerçek var; iş dünyasında ilerlemek sadece ne bildiğinizle değil, aynı zamanda sistemi ne kadar tanıdığınızla da ilgili. Burada deneyim paylaşımı devreye giriyor. Daha önce benzer engellerle karşılaşmış birinin yol göstermesi, zaman kaybını ciddi şekilde azaltıyor ve hatalardan öğrenme sürecini hızlandırıyor. Mentorluk faaliyetleri ile genellikle yazılı olmayan ancak var olan kurumun dinamiklerini öğrenmek için şirket içinde fayda sağlayabilir. Veya benzer bir yoldan geçmiş birini görmek, “bu mümkün, bunu yapabilirim” algısını güçlendirip ilhan verebiliyor. Örneğin; kadınların destek ağlarına dahil olduklarında, liderlik rollerine daha fazla yöneldiğini gösteriyor. Rol model etkisi burada doğrudan psikolojik bir kaldıraç etkisi yaratıyor. İlk iş deneyimlerimizi yaşadığımız yıllarda adı bu olmasada birbirimize destek olduğumuz çok fazla kadın arkadaşımız ile bu süreçleri paylaştık. Kariyer fırsatlarının önemli bir kısmı da güçlü bağlantılar üzerinden geliyor. Mentorlar, menteeleri doğru kişilerle tanıştırarak bu süreci hızlandırabilir. Bu, özellikle erkek egemen sektörlerde kadınlar için önemli bir avantaj sağlıyor. Ama burada önemli bir ayrım var; sadece mentorluk değil, sponsorluk da çok önemli. Yani birinin sadece tavsiye vermesi değil, sizi aktif olarak önermesi, fırsatlara dahil etmesi. Bu ikinci aşama kariyer sıçramalarında çoğu zaman belirleyici oluyor. Kısacası kadınların birbirine rehberlik etmesi sadece bireysel kariyerleri değil, toplumsal olarak kadınların iş dünyasındaki konumunu güçlendiren bir zincir etkisi yaratıyor. Bir kişi yükseldikçe, arkasından başkalarını da çekebiliyor.

