Türkiye’nin makine ihracatı yılın ilk sekiz ayında 18,8 milyar dolara ulaştı. Bu dönemde ihracat miktar bazında yüzde 6,8 gerilerken, ihracat değeri yüzde 1,0 arttı. Almanya 2,2 milyar doların üzerindeki ihracatla ilk sırada yer alırken, ABD’ye yapılan makine ihracatı yüzde 29,4 artışla 1,6 milyar dolara çıktı.

MAİB’in yayınladığı makine imalat sanayisine ilişkin konsolide verilere göre, yılın ilk sekiz ayında serbest bölgeler dahil toplam makine ihracatı 18,8 milyar dolara ulaştı. Bu dönemde ihracat miktar bazında yüzde 6,8 azalırken, ihracat birim fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle değer bazında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,0 artış kaydedildi. Makine ihracatında en büyük pazar olan Almanya’ya yapılan ihracat yüzde 7,8 değer artışıyla 2,2 milyar doların üzerine çıktı. İkinci sıradaki ABD’ye gerçekleştirilen makine ihracatı ise yüzde 29,4 artarak 1,6 milyar dolara ulaştı. ABD’nin yanı sıra Mısır, Hollanda, Ukrayna ve Kazakistan pazarlarında çift haneli büyümeler görülürken, aynı dönemde Irak ve Rusya’ya yönelik makine ihracatında yüzde 30’un üzerinde daralma yaşandı.

MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, Orta Doğu’daki çatışmaların petrol fiyatlarını yükseltmesinin küresel dezenflasyon sürecini olumsuz etkilediğini, Avrupa’daki ekonomik baskıların ve Çin’in artan ihracatının küresel rekabeti zorlaştırdığını belirtti. Türkiye’nin bu denklemde izlemesi gereken stratejiye ve Orta Vadeli Program’ın (OVP) makroekonomik vizyonuna dair analizlerini paylaşan Yılmaz, şunları söyledi; “Küresel ticarette jeopolitik risklerin kalıcı hale geldiği bu süreçte açıklanan makroekonomik yol haritamız, sanayimizin rekabet gücünü toplam faktör verimliliği, yeşil dönüşüm ve teknolojik kapasite artışıyla sağlamlaştırmayı hedefleyen vizyoner bir yaklaşım sunuyor. Dijitalleşmeyi merkeze alan ve yüksek katma değerli üretimi önceleyen bu çerçeve, imalat sanayimizi küresel belirsizliklere karşı Türkiye’nin en sağlam kalkanı olarak konumlandırıyor. Özellikle savunma sanayiinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve talep oluşturma modelinin; raylı sistemler, enerji ekipmanları ve sağlık teknolojileri gibi stratejik makine kollarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi, sektörümüzde önemli bir kapasite sıçraması yaratacak unsur olarak öne çıkıyor. Kamunun girişimci ve yönlendirici bir rol üstlenerek dönüşümü hızlandırması, makine imalatçılarımızı geleceğin teknolojilerini geliştiren ve ihraç eden konumunu pekiştirecektir.”

“Teşvik mekanizmaları kurgulanırken işletmelerin ithalat bağımlılıkları ve net döviz getirileri temel kriter olmalı”

Ekonomi yönetiminin teşvik mimarisini, imalatçı ihracatçının sahadaki gerçek üretim performansını merkeze alacak şekilde kurgulamasının bu stratejideki önemin dikkat çeken Yılmaz şunları söyledi; “Döviz dönüşüm desteği gibi finansal mekanizmalarda değerlendirmelerin firmaların net kârı üzerinden değil, doğrudan faaliyet kârı üzerinden yapılması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü yüksek faizlerin ve kur dalgalanmalarının yaşandığı, kambiyo zararları ile finansman maliyetlerinin işletme bilançolarını ciddi şekilde aşındırdığı bir dönemde, net kârlılık sanayicinin gerçek üretim gücünü yansıtmaktan uzak. Destekleri ekonomik akılla buluşturmanın ve işletmelerin gerçek performansını ölçerek doğru yere kanalize etmenin yegane yolunun, faaliyet kârını merkeze almak olduğunu düşünüyoruz. Bu yaklaşım, yaratılan net katma değer ile de desteklenmeli. Teşvik mekanizmaları kurgulanırken işletmelerin ithalat bağımlılıkları ve net döviz getirileri temel kriter olmalı. İhracatını büyük ölçüde ithal girdiye dayandıran bir üretim modeliyle; yerli sanayi entegrasyonu yüksek, ithalat bağımlılığı düşük ve ülkeye net döviz kazandıran üretim modelleri teşvik sisteminde aynı kefeye konulmamalı. Teşvik mimarisi, firmaların net dış ticaret performansını merkeze alarak ekonomimizde kalıcı değer yaratan imalatçıları ödüllendirmeli.”