Çetin Ünsalan – Gazeteci / [email protected];

Dönüşen bir ekonomiyi, teknolojik gelişmelerle birlikte iş yapış biçimlerinden üretimlerin kendisine kadar farklılaşan bir ekosistemi sürekli gündemimizde tutuyoruz. Aslında yeni sanayi devriminin, öncekilere oranla farklılıkları olduğunu hepimiz hissediyoruz.

Bunun içinde kimi zaman yapay zeka, kimi zaman verimlilik, bazen sürdürülebilirlikle bağlantı yenilenebilir enerji, bazen de finansın önceliklerinin değişimi gibi birçok faktör önümüze çıkıyor.

Fakat bu dönemin en gölgede kalan, diğer başlıklarını da içeren kavramının biraz gölgede kalması, yapılan yatırımların ve değişen yaklaşımların istenen sonuçları vermeme riskini önümüze koyuyor.

Bence hepsini kapsayan iki kavram paylaşım ekonomisi ve optimum kaynak kullanımıdır. Neden derseniz; verimliliği de teknolojiyi kullanma biçimini de, sürdürülebilirliği de insan kaynağını da, finansal okur yazarlığı da bu pencereden okumak mümkün.

Yani ortadaki mesele teknolojinin daha çok sesinin çıktığı bu çağda, zihniyet değişimi ve iş modellerindeki farklılaşmadır. Şayet temele bunu koymazsak, iyi niyetle yapılan yatırımların sonuç vermeyecek harcama ve borç haline dönüşmesi kaçınılmazdır.

Öncelikle geçmiş sanayi devrimlerinde firmaların ve şahısların bireysel kariyerleri, bu dönemde yerini iş birliklerine bırakıyor. Yani güçlü olan firmaların köşe başlarını tuttuğu değil, işbirliği içinde farklı disiplinlerin yarattıkları değerlerin, yuvarlanan köşelerde kalıcılığını sürdürdüğü bir fotoğrafla karşı karşıyayız.

Daha somut anlatmak gerekirse; çok iyi bir makine üreticisi olmanız, artık tek başına yeterli gelmiyor. Bunun iş ağı geniş, tedarik zincirine hakim, finansmanı iyi bilen, yazılım üreten partnerlerle bütünleşik olması şart.

Yani bir satın alma çağında değiliz. Aynı iş kolundaki insanların güçbirliği yaptığı, ortak satın almalardan, ortak dış pazar hareketine kadar güçlü kaslarını birleştirdiği, diğer disiplinlerle de partnerlik ilişkisi içinde olduğu yapıları kurmamız gerekiyor.

Bugüne kadar dernekler üzerinden ortak zemin yakalayan sektörlerin daha başarılı olduklarını görüyoruz. Mesleki STK’ların bile, başka disiplinlerle işbirliği yaptığı bir sürecin tam kapısındayız.

Yani aslında bu ekonomik devrim, birleşerek daha büyük değerler yaratmak, verimliliği yakalamak, farklı disiplinlerin yetkinlikleriyle ortak hareket etmek üzerine kurgulanmış bir yapıyla geliyor.

Küçük olanın artık sizin olmadığı, elinizden kayıp gittiği, mevcut pastadan daha çok pay almak yerine, payını sabit tutup, hep birlikte daha büyük pasta yaratarak, payını da artırmak üzerine, herkesin kazandığı bir sistemi mercek altına almamız gerekiyor.

Bu güçbirlikleri eğer sektörler arasında sağlanabilirse, asıl fırsat da burada geliyor. Hacimli, yetenekli ve güçlü yapılar, uluslararası pazarlarda da etkin olmanın, tek bir firma gibi hareket etmenin ve pay alırken, kazancını arttırmanın, bu sayede de müşteri sürekliliğini sağlamanın yolunu bulacaklar.

Özetle bu ekonomide yeni koşulları sağlayacak her türlü mal ve hizmet var. Fakat bakış açısı değiştirilmezse, ziyafet sofrasına aç oturup, aç kalkma riski de büyük. Dönem “ben” değil “biz” dönemidir ve firmalarını, sektörlerini yarına taşıyanlar paylaşabilenler olacaktır.