Can Baydarol
AB ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı
“AB’de üretilmiştir” ile “AB ile birlikte üretilmiştir” kavramları geçtiğimiz günlerde bir kabus senaryosu ile senaryodan çıkış anlamında ülkemizde de çokça tartışıldı. “AB’de üretilmiştir” kavramının mutlak kabulü halinde, Türkiye’de üretilen ürünlerin, başta otomotiv ana ve yan sanayii olmak üzere Avrupa pazarına girip giremeyeceği endişesi had safhadaydı. Salt bu sektördeki Türkiye’nin toplam ihracatının geçtiğimiz yıl 41 milyar dolar olduğu, bu ihracatın da yüzde 70’inin AB ülkelerine olduğu gerçeği ışığında Türk ekonomisine çok ciddi yeni bir darbenin vurulacağının haklı endişesi ortaya çıkmıştı.
Doğal olarak konuyu sadece otomotiv ana ve yan sanayii ürünleri ile de sınırlamamak gerekiyordu. Türkiye’de üretim yapan çok sayıda Avrupalı yatırımcı farklı sektörlerde işlem yapıyor, AB’ye yapılan toplam ihracatın hemen hemen yarısı bu işletmeler tarafından gerçekleştiriliyordu. Çıkacak ters bir karar çok sayıda yabancı yatırımcının Türkiye’deki faaliyetlerini sonlandırmalarına da yol açabilecekti.
Neyse ki korkulan olmadı!..
İç pazar ve hizmetlerden sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Stephane Sejourne bu çerçevedeki AB programını tanıtırken, her ne kadar kavrak olarak “AB’de üretilmiştir!” kavramını tercih etse de, içerik olarak çok daha geniş bir AB üretim coğrafyasını işaret etti. Bu bağlamda AB’nin Gümrük Birliği ya da Serbest Ticaret Anlaşması olan ülkelerde yapılan üretimin menşeinin AB menşei sayılacağını ifade etmesi, duyulan endişeleri şimdilik büyük oranda giderdi. Doğal olarak ilerleyen dönemlerde mütekabiliyet ilkesine bağlı olarak yaşanabilecekler şimdilik kaydı koymamıza da yol açıyor.
Yine Sejourne’nin söylediklerine geri dönersek, özellikle kamu ihalelerine katılım konusunda AB menşeinin önemi ön plana çıkacak. Bu bağlamda AB menşeli üretim AB ülkelerindeki ihalelerde öncelik tanınmasına yol açacak. Özellikle ülkemizi de yakından ilgilendiren bu hususu önümüzdeki günlerde daha fazla mercek altına almamız gerekecek.
Evet, Gümrük Birliği’nde olduğumuz için Türkiye’de üretilen mallar AB’de üretilmiş olarak kabul edilecek. Peki bu kabule bağlı olarak Türkiye’de üretim yapan bütün üreticiler AB’deki ihalelere katılımda öncelik görebilecekler mi?
Bu soru işte tam da Sejourne’nin işaret ettiği mütekabiliyet kavramının merkezinde yer alıyor. Eğer Türkiye AB menşeli üreticilere kendi kamu ihalelerine katılım serbestisi tanırsa, bu durumda Türkiye’de üretim yapan üreticiler de (AB menşeli olarak kabul görmeleri halinde) AB’nin kamu ihalelerine katılabilecek.
Kulağa mantıklı gelen bu mütekabiliyeti Türkiye’nin uygulaması kolay mı? Gümrük Birliği’nin son döneminin başladığı 31 Ocak 1995’ten bu yana düzenli olarak yapılan bütün GBOK (Gümrük Birliği Ortak Komitesi) toplantılarında AB tarafı Türk kamu ihalelerine AB firmalarının doğrudan katılımını talep etmiş, Türkiye bu talebi reddetmiştir. Türk ekonomisinin yüzde sekizini oluşturduğu varsayılan kamu ihaleleri hiçbir siyasi otorite tarafından vaz geçilebilir nitelikte değildir.
Esasen çok istediğimiz Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinin ana konusunu oluşturması kaçınılmaz olan bu konu önümüzdeki takvimin de en önemli konularından bir tanesini oluşturacaktır.

