Çetin Ünsalan – Gazeteci / [email protected];

Dünya ekonomisinde, dış ticaret pazarlarında paktlar dönemine girdik. Özellikle ihracatımızın önemli bir bölümünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa’nın hem Latin Amerika ülkeleriyle yaptığı Mercosur anlaşması, hem de Hindistan ile attığı imzalar, zannedildiği gibi sadece tarım sektörü ekseninde cereyan etmiyor.

Anlaşmaların detaylarına baktığınızda sanayi ürünlerini de kapsayacak bir biçimde, tedarik zincirinin yeniden kurgulanması ve avantajlar sunulmasını da içeren başlıkların olduğunu görüyoruz.

Türkiye’nin elbette burada hamleler yapması şart. Nitekim Avrupa’da üretilmiştir kavramının içine dahil edilmesi, yani Avrupa ile üretilmiştir bakış açısının parçası olması ve bu alanda yapılan girişimlerin sonuç vermiş olması son derece kıymetli.

Aksi takdirde daha büyük bir problem yaşama ihtimalimiz vardı. Ama bununla birlikte bu kapsama girmiş olmamız sorunu ortadan kaldırmıyor. Latin Amerika ve Hindistan eksenindeki ilişkiler, bizi boşa düşürebilir.

Uluslararası anlaşmalar ve ilişkiler şüphesiz reel sektörün müdahil olabileceği yapılar değil. Ama tam bu noktada her firmanın ve sektörün yapabilecekleri var. Meseleye sadece Avrupa diye bakmamak gerekir.

Avrupa’nın ekonomik ekseninin etkilediği tüm coğrafyalar bundan payını alacaktır. O zaman paktlar oluşurken, sektörlerin de hamle yapması gerekir. Nasıl hamlelerden söz ediyorum? Mesela Avrupa’da yaşanan bir reel sektör gerçeği var.

Tam bu noktada ortaklık hamlesine girebiliriz. Çünkü birçok Avrupalı şirketin kaygısı, uzun yıllara dair sürdürdükleri üretimlerini ve markalarını nasıl koruyacakları üzerinde şekilleniyor. O zaman nitelik sorunu olmayan mesela ağaç işleme makineleri sektörünün ilişkilerinde bu boyutu da gündeme alması gerekmez mi?

Belki bu finansal koşullar içinde satın almalardan bahsetmek güç. Ama firmanızın da satışını gündeme almayın. Bunun yerine paylaşım ekonomisinin en plana çıktığı koşullarda birliktelikler yaratmanın yolunu bulmak, partner firmaları tespit etmek, firma kültürü uyanlarla da belki hayatını birleştirmek alternatif olabilir.

Bu firma düzeyinde yapılacak bir iş. Sektörlerin ise hedef pazarlarında ilişkilerini sıkılaştırıp, özel anlaşmalara imza atıp, kamu kurgusunu da aşarak ekonomik paktlara yönelmesi, STK’lar çerçevesinde ilişkileri geliştirmesi, sadece mal ya da hizmet satmanın ötesinde, partnerlik hususlarını gündeme taşıması lazım.

AİMSAD, aslında bu bakış açısına sahip. Ama Türkiye’deki tüm sektörlerin benzer bir yaklaşıma ulaşması için de yolculukta pay sahibi olabileceğini düşünüyorum. Sadece aynı konuda faaliyet gösteren firmaların işbirliğini hesaba katmayın.

Döngüsel ekonomi içerisinde, birinin atığı, diğerinin hammaddesi olduğu bir sistemin öne çıktığı bir fotoğrafta, birbirini tamamlayan üretim süreçlerinin de ilişkisi gündeme gelmelidir. Bu tarz işbirlikleri, devletler arası anlaşmaların boyutu ne olursa olsun, önemli ölçüde az etkilenmeyi, belki de riski fırsata çevirmeyi sağlayabilir.

Bir de verimliliğin öne çıktığı bu dönemde, süreçleri veri kurgulu dijitalleştirmeyi, teknoparkları ziyaret ederek buradaki startuplardan işbirliği yapacağı partnerler bulmayı da alternatifler arasında görmelidir.

Özetle dünyada paylaşımın yeniden yapıldığı, bunun da işbirlikleri ve tamamlayıcı işlerle beraber düşünüldüğü bir ortamda beklemeyin, hamle yapın. Çünkü hamle yapanlar kazanacak.