Ana Sayfa Gezi Türkiye’nin en güzel köşe taşı: Artvin

Türkiye’nin en güzel köşe taşı: Artvin

84
Karagöl/ Borcka/Artvin

Yeşilin farklı onlarca tonu, Çoruh Nehri, Karagöl, engebeli arazileri, temiz havası ile Artvin, Karadeniz’in en kıymetli şehirlerinden biri. Geçmişte bu bölgede hüküm sürmüş medeniyetlerin yaptırdığı manastırlar, kiliseler ve köprüler gibi birçok tarihi esere sahip olan Artvin her mevsim başka bir güzelliğe sahip.

Karadeniz Bölgesi’nin doğu Karadeniz Bölümü’nde bulunan Artvin engebeli bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen doğal güzellikleri, kültürel zenginlikleri ve tarihi yapısıyla öne çıkıyor. Kuzeyde, Karadeniz’e sınırı bulunan Artvin’in doğu ve güneydoğusunda Ardahan, güneyinde Erzurum bulunuyor. Şehrin kuzeybatı sınırları ise Gürcistan ile çevrili.

Artvin, M.Ö. Büyük Kiros tarafından kurulan ilk Pers İmparatorluğu döneminde Gürcistan’da da yayılmış bir din olan Zerdüştlüğe bağlı olarak ortaya çıkan bir yer adı olarak kabul görüyor. Gürcüce kaynaklara bakıldığında ise Artvini ve Artavani isimleriyle anılan şehir yeşilin her tonunu barındırmasıyla nam salmış, Karadeniz’in gözde illerinin başında geliyor. UNESCO’nun 2013 Dünya Belleği Programı’na giren ve Gürcü Kraliyet ailesinin prenslerinden biri olan tarihçi ve coğrafyacı Vahuşti de bu yerleşim yerinden Artavani olarak söz etmiş. Ayrıca şehir Çoroksi, Çorok, Kollehis ve Klarceti gibi isimleri almasının yanında Osmanlı Dönemi’nde ise Livane olarak anılmış.

Tarihsel geçmişine bakıldığında ise Şavşat’ın Meşeli ve Yusufeli’nin Demirköy yakınlarında bulunan bakır baltalara dayandırılarak M.Ö. 3000’li yıllara yani Tunç Çağı’na kadar gittiği görülüyor. M.Ö.4. yüzyılda bölgeden geçen Ksenophon’a göre Artvin ve çevresinde Kolkhlar, Makaronlar ve Taoklar gibi birçok kavim yaşamını sürdürüyormuş. Çoruh Havzasında bulunan Artvin, Antik Çağ’da Kolhis ve İberya sınırları içinde bulunuyordu. Bununla birlikte arkeolojik buluntulara göre Doğu Anadolu Bölgesi’ne hakim olan ve ilk Proto Türk kavimlerinden biri olan Hurriler’in Artvin ve çevresinde site devleri kurdukları da biliniyor. Eski Yunan tarihçisi Herodot’un İskit diye nitelendirdiği bu devlet çağının öncüsüydü. Tekerleği icat eden, atı evcilleştiren, tarihte ilk beyin ameliyatını gerçekleştiren İskitler, Artvin’i ele geçirerek bu alanı askeri üst olarak kullanmaya başladı.

Bu tarihten günümüze kadar birçok tarihi olaya tanıklık etmiş, farklı birçok kavime ve devlete ev sahipliği yapmış olan Artvin’in 7 Mart 2921 tarihinde kurtuluşu ilan edildi. Böylece 7 Mart 2921’de Artvin-Ardanuç-Borçka ve Şavşat’ta Türk Bayrağı dalgalanmaya başladı.

FERHAT İLE ŞİRİNİ KAVUŞTURAN ŞEHİR

Hem tarihi dokusu hem de doğal güzellikleri birlikte içinde barındıran Artvin dünyanın en güzel manzaralarına sahip Hatila Vadisi Milli Parkı’nı da içinde barındırıyor. Artvin’in tarihsel yapıları arasında Livane Kalesi, Bakırköy ve Sarıbudak Kaleleri, Dolishana Kilisesi, Porta Manastırı, Opiza Manastırı yer alıyor. Ayrıca Ardanuç’ta bulunan Gevhernik Kalesi bölgenin en eski kalelerinden biri. Ardanuç’a 5 kilometre kala, vadinin hemen yanında yükselen bir kayaya kurulmuş Ferhatlı Kalesi ise yöredeki efsaneye göre Ferhat’la Şirin’in buluştuğu yer olarak biliniyor. Farklı yüzyıllarda yapılmış birçok kilisenin yer aldığı Artvin Altıparmak Köyü’ndeki Barhal Kilisesi 10. yüzyılda inşa edilmiş. Düzgün kesme taşlarla anıtsal bir yapı olarak inşa edilen kilise 17. yüzyılda camiye çevrilmiş ve mimari güzelliğini halen korumakta. 9. yüzyılda yapılan ve bugün Dört Kilise olarak adlandırılan manastır ise ilçenin güney-batısında, Tekkale Köyü yakınlarında yer alıyor.

DAĞLARI VE YAYLALARI İLE DOĞAL CENNET

Ardanuç’ta bulunan Cehennem Deresi Kanyonu Karadeniz derelerinin aşındırma gücünü gösteren en güzel örneklerden. Ayrıca Çuprisi Gölleri, Karanlıkmeşe Ormanları ve yeşil bir halıyı andıran görüntüsü ile Kutul ve Bilbilan Yaylası da yörenin oksijen depolarından. Arhavi’de ise 10 kilometrelik kıyı şeridinin hemen ardından arazi 3 bin 200 metreye kadar yükseliyor ve yeşilin hakimiyeti tam da o noktada başlıyor. Yaklaşık 2 bin metreye kadar gür ormanların kapladığı ilçede Karadeniz’e has bitkilerin yanında, turunçgiller ve muz gibi Akdeniz ikliminde görülen bitkilere de rastlamak mümkün. 2,5 kilometrelik sahil uzunluğuna sahip Borçka’ya geldiğinizde ise Türkiye’nin ilk ve tek Biyosfer Rezerv Alanına rastlarsınız. Bununla birlikte saf Kafkas arısının bulunduğu bölgede Macahel balını tadabilirsiniz. Kocabey ve Sahara Yaylalarını çevreleyen Sahara Karagöl Milli Parkı inanılmaz güzellikteki doğasıyla bölgenin en göz alıcı yerlerinden. Ladin, köknar ve çam ağaçlarının kapladığı Milli Park, ormanlık alanlar arasındaki geniş çayırlık alanlarıyla çim kayağı yapmak isteyenlere zengin bir doğa sunuyor. Bununla beraber bölgede bulunan Atabarı Kayak Merkezi kış sporu tutkunlarının uğrak noktalarından biri konumunda.  

Kaçkar Dağları Milli Parkı sınırları içindeki Dilberdüzü Kamp Alanı, yaz aylarında çadırlarıyla buraya akın eden kampçılarla dolar. Etrafı muhteşem manzaralı yürüyüş yollarıyla kaplı Salikvan Gölü’nü de barındıran Salikvan Yaylası, Barhal Yaylası, Dilber Düzü Kamp Alanı, Hastaf Yaylası, Naznara Yaylası ile Aros Yaylası bu yaylaların en bilinenlerinden. Onlarca kuş türüne ev sahipliği yapan Hopa ise çeşitli yerlerde kurulan gözetleme istasyonları sayesinde doğa severlere yöre kuşlarını gözetleme imkanı sunuyor.

LEZZETLİ ARTVİN MUTFAĞI

Doğu Karadeniz’in turistik şehirlerinden olan Artvin, lezzetli ve doyurucu mutfağıyla da ön plana çıkıyor. Hamur işi ağırlıklı bir mutfağa sahip olan Artvin, özellikle Gürcistan mutfağıyla benzerlikler gösteriyor. Artvin ve çevresinde sıklıkla tüketilen yöresel yemekler arasında kuymak, kalaco, kaygana, yoğurtlu silor, mısır ekmeği, hamsili ekmek, cevizli kete, laz böreği, karalahana sarması, turşu kavurması, şalgam pancarı, hamsili pilav, benekli alabalık ve cağ kebabı yer alıyor.

TARIMDA GÜBRE VE ZİRAİ İLAÇ KULLANIMI ÇOK AZ

Artvin’de tarımsal işletmeler küçük aile işletmelerinden oluşturuyor. Üretilen ürünler aile tüketiminin yanı sıra mahalli pazarlar ve çevre illerin pazarlarına gönderiliyor. Tarımsal üretimde, tamamen insan gücüne dayalı üretim modeli söz konusu olup, makineli tarım yok denecek kadar az. Bitkisel üretim, çoğunlukla Çoruh Nehri ve kollarının oluşturmuş olduğu vadi tabanında bulunan tarımsal arazilerde yapılmasına karşılık, hayvansal üretim yüksek kesimlerde yapılıyor. Gübre ve zirai ilaç kullanımı ise çok az. Özellikle Çoruh Vadisi boyunca kurulan ve Yusufeli ilçesinde yoğunlaşan örtü altı sebze yetiştiriciliğinde; domates, biber, salatalık, patlıcan, yeşil soğan, ıspanak, marul, maydanoz gibi ürünler üretilmekte olup, bu ürünler çoğunlukla Erzurum sebze hali başta olmak üzere, diğer komşu illerin pazarlarına sunuluyor.

Önceki İçerik“Babamın hayatımdaki duruşumu belirlememde çok katkısı var”
Sonraki İçerikAİMSAD 8 yaşında