Kadınların iş dünyasında liderlik rollerinde daha fazla yer alması, yalnızca bireysel başarıların artması anlamına gelmiyor; aynı zamanda şirketlerin daha yenilikçi, sürdürülebilir ve kapsayıcı stratejiler geliştirmesine de doğrudan katkı sağlıyor.  Özellikle teknoloji ekosisteminde kadınların güçlenmesi, inovasyonun hızlanması ve genç nesillere daha ilham verici rol modelle sunulması açısından kritik önem taşıyor. Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim  Kurulu Başkanı Zehra Öney, uluslararası  projelerden, kadınların teknolojideki rolünü  güçlendiren çalışmalara uzanan yolculuğunu anlattı.

Teknoloji ve iş dünyasında kadınların görünürlüğünü artırmaya yönelik çalışmalar son yıllarda giderek önem kazanıyor. Eğitimden istihdama, girişimcilikten liderliğe kadar birçok alanda fark yaratan projeler, kadınların potansiyelini ortaya koyuyor. İş Dünyasında Kadınlar röportaj serimizin yeni bölümünde, Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney ile bir araya geldik. Kariyerinin farklı aşamalarında teknoloji, inovasyon ve liderlik alanında önemli projelere imza atan Zehra Öney, Türkiye’nin gerçek potansiyeline, kadınların kolektif gücüyle ulaşacağına inandığını ifade etti.

  • Öncelikle sizi biraz tanımak isteriz. İçinde bulunduğunuz iş dünyasında kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Ben kendimi her zaman geleceği önceden görmeye çalışan bir fütürist olarak tanımladım. Ama benim için fütürizm sadece geleceği hayal etmek değil; onu inşa etmek için harekete geçmek, teknolojiyi insanın ve toplumun faydasına dönüştürmek demek. Daha kariyerimin ilk adımlarında teknolojinin hayatı ve toplumsal yapıları değiştirme gücünü fark ettim ve o günden bu yana tüm yolculuğumda bu gücü doğru yönde kullanmaya odaklandım.  Aslında profesyonel yolculuğuma turizm sektöründe başladım. Üniversite yıllarında turizm rehberliği yaparak işe adım attım ve ardından satış ve pazarlama müdürlüğü, genel müdürlük gibi pozisyonlarda görev aldım. Bu dönem bana risk almayı, insan yönetimini, zaman planlamasını ve güçlü bir network oluşturmayı öğretti. Ancak geleceğin teknolojide olduğunu her zaman hissediyordum. Bu nedenle gelen bir teklifi değerlendirerek Turkcell’e geçiş yaptım ve kariyerimin yönünü tamamen değiştirdim.  Turkcell’de önce CEO Ofisi’nde, ardından Uluslararası İş Geliştirme departmanında görev aldım. Burada Avrupa Birliği ve ABD ilişkileri üzerinde çalıştım. Yurt dışı mobil ihalelerde sorumluluk üstlendim. Mobilitenin uluslararası rekabeti dönüştüren gücünü bizzat deneyimleme fırsatı buldum. Bu dönem, akademik eğitimlerle teknoloji vizyonumu pekiştirdiğim ve global iş geliştirme kaslarımı güçlendirdiğim bir dönem oldu.  Ardından Mobilera’da Genel Müdürlük görevini üstlendim. Burada yalnızca bir ajansı yönetmekle kalmadım, aynı zamanda dijital dönüşümün Türkiye’deki öncülerinden biri olarak sektörde ilklere imza attım. Kendi stratejilerimizle hem Türkiye’de hem de globalde markaların mobil dünyaya adım atmalarını sağladık. Özellikle yurt dışı pazarlara açılmak, yabancı yatırım çekmek, Ar-Ge ve inovasyon projeleriyle fark yaratmak öncelikli hedeflerimdi. Bu kapsamda şirketin iki kez yabancı sermaye yatırımı almasına öncülük ettim ve mobil pazarlama ekosisteminde adımızı uluslararası arenaya taşıdım. Bu dönemde benim bireysel projem olan dış mekan ekran çalışması ile İstiklal Caddesi’nden başlayarak dış mekanlara 40’lık interaktif ekranlar yerleştirerek hem yerel halka hem de turistlere dijital bir deneyim sunduk. Yalnızca birkaç ayda yarım milyondan fazla selfie çekildi ve ekranlar büyük bir ilgi gördü. Bu proje, kentlerin dijitalleşmesi açısından da bir ilk oldu. Aynı dönemde, Yapı Kredi binasında modellediğim dijital duvar projesiyle Türkiye’deki ilk monumental etkileşimli uygulamayı hayata geçirdik. Bu projeler belediyelerden şehircilik ödülleri kazandı ve dijital kent vizyonunun öncüsü oldu.

Mobilera döneminde aldığımız ödüller ise kariyerimin önemli dönüm noktaları arasındaydı. Liderliğini üstlendiğim Unilever Cornetto Interactive Wall Projection Project 2010’da Los Angeles’ta düzenlenen Mobile Marketing Association (MMA) yarışmasında EMEA “Best Innovation” ödülünü getirdi. Bir yıl sonra, aynı projeyle Barcelona’da gerçekleştirilen GSMA Dünya Mobil Kongresi’nde “Best Mobile Marketing & Advertising” Dünya Birinciliği ödülünü kazandık. Bu başarılar, Türkiye’den çıkan dijital projelerin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de en üst düzeyde takdir görebileceğinin en somut kanıtı oldu.  Ayrıca Mobilera’da, Teknopark’taki mühendislerle pazarlama ekiplerini aynı masada buluşturan hibrit bir iş modeli kurguladım. O dönemde alışılmadık olan bu yöntem, teknik geliştirme ile pazarlama vizyonunu aynı anda besleyerek hem ürünlerin inovatif olmasını hem de ticarileşme hızının artmasını sağladı. Bu entegrasyon sayesinde yarattığımız projeler yalnızca ödüllerle değil, aynı zamanda global pazarlarda ilham verici örnekler olarak da anıldı. Bu süreçte kurduğum ekiple birlikte Türkiye’nin 60’tan fazla büyük markasına 360 derece dijital dönüşüm hizmeti sunduk. Outdoor ve dijitali bütünleştiren “360 derece ajans” anlayışını ekibimle birlikte benimsedik ve sektörde fark yarattık. 2011’de kurduğum 360+ Media Interactive Technologies ile AR/VR ve yapay zeka destekli deneyimler geliştirdik. Türkiye’de bu alanlardaki ilk uygulamaların öncü ekiplerinden biri olduk.  Bu yolculuk beni Londra merkezli Blippar’a taşıdı. 2013’te Blippar’ı Türkiye’ye getirip burada A.Ş. kurmalarına öncülük ettim ve şirketin CEO’su oldum. 2014-2017 arasında Blippar Global SMT’de yer aldım. Silikon Vadisi’nde Visual Search Ar-Ge’sinin yürütüldüğü Executive Committee’de görev alarak hem yerelde hem de globalde 100’ün üzerinde projeye imza attık. Toplamda 10 milyondan fazla kullanıcıyı bu teknolojiyle buluşturduk. Yaptığımız projeleri Harvard Üniversitesi’nde “Best case” olarak anlatmak için sahneye çıktım. Bu da Türkiye’den çıkan çalışmaların dünya çapında ne kadar yenilikçi bulunduğunun en önemli göstergelerinden biri oldu.  Ancak benim için gerçek dönüm noktası, teknolojinin toplumsal faydaya dokunması oldu. 2019’da Teknolojide Kadın Derneği’ni (Wtech) kurdum. Çünkü biliyorum ki kadınlar teknoloji ekosisteminde eşit şekilde yer almadıkça gerçek anlamda ilerlemeden söz edemeyiz. Bugün derneğimiz aracılığıyla 20.000’in üzerinde genci mezun ettik. Katılımcılarımızın ortalama yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor. Mezunlarımızın yüzde 93’ü istihdama katıldı. Yapay zeka, veri bilimi, blokzincir, kripto varlık, RPA ve siber güvenlik gibi stratejik alanlarda sunduğumuz eğitimlerle kadınları yalnızca teknoloji kullanıcısı değil, aynı zamanda üretici, girişimci ve lider olarak yetiştiriyoruz. Bu yıl da yeni projelerle bu sayıyı daha da artırmayı hedefliyoruz.  Vizyonum çok net; Türkiye’nin yalnızca teknoloji tüketen değil, aynı zamanda teknoloji üreten bir ülke olmasına katkı sunmak. Kadınların bu süreçte öncü rol üstlenmesi, yalnızca bireysel başarıları değil, toplumsal kalkınmayı da hızlandıracaktır. Çünkü çeşitlilik inovasyonun kalbi; inovasyon olmadan da sürdürülebilir bir gelecek mümkün değil.

“Mesele cinsiyet değil, yetenek”
  • Kadınların iş hayatında yükselirken karşılaştığı cam tavan engellerini aşmak için sizce en etkili yöntemler neler olabilir?

Ben aslında cam tavanlara hiç inanmıyorum. Çünkü bir engeli sürekli konuşur ve var derseniz, o engeli farkında olmadan siz de beslemiş oluyorsunuz. Asıl dönüşüm, bu engelleri yok sayarak değil, çocuklarımızı baştan doğru bir bakış açısıyla yetiştirerek mümkün olabilir.  Çocuklara daha küçücük yaşta “Kızlar bebekle oynar, erkekler top oynar” gibi kalıplar dayatıldığında, ileride iş hayatında karşılaştığımız eşitsizliklerin tohumları atılmış oluyor. Oysa mesele cinsiyet değil, yetenek. Çocuğa “Sen neyi seviyorsun, hangi alanda kendini göstermek istiyorsun?” diye sormayı öğrenmeliyiz. Onları kalıplara sıkıştırmadan, sevgiyle ve özgür bırakarak büyüttüğümüzde, kendi potansiyellerini keşfetme cesaretini kazanıyorlar.  Bir diğer önemli boyut da sürdürülebilirlik bilinci. Çocuklara doğayı korumanın, topluma fayda sağlamanın ve geleceğe karşı sorumluluk duymanın değerini erken yaşta aktarabilirsek, yalnızca bireysel başarıları değil, toplumsal ilerlemeyi de hızlandırmış oluruz. Böyle yetişen bireyler iş dünyasına adım attıklarında sadece cinsiyet eşitliğini değil, daha kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir bir düzeni de beraberinde getiriyorlar.  Kısacası, cinsiyet değil yetenek odaklı ayrımların yapıldığı, sevgiyle ve sürdürülebilirlik bilinciyle büyüyen çocuklar, iş hayatında da eşitliğin ve gerçek ilerlemenin öncüsü olacak.

“Kadın liderlerin artışı, şirketlerin daha güçlü ve sürdürülebilir stratejiler geliştirmesi demek”
  • İş dünyasında kadın liderlerin sayısının artmasının Türkiye üzerinde nasıl bir etkisi olur?

Kadın liderlerin sayısının artması yalnızca kadınların başarısı değil, Türkiye’nin geleceği için stratejik bir kazanç. Çünkü liderlikte çeşitlilik arttığında karar mekanizmaları daha kapsayıcı, yenilikçi ve sürdürülebilir oluyor. Araştırmalar da bunu destekliyor; McKinsey raporlarına göre toplumsal cinsiyet eşitliğine yaklaşan ekonomiler GSYH’lerini trilyon dolarlarla artırabiliyor. Türkiye açısından kadın liderlerin artışı demek, inovasyonun hızlanması, şirketlerin daha güçlü ve sürdürülebilir stratejiler geliştirmesi, toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılması demek. Kadın liderler empati, yaratıcılık, uzun vadeli düşünme ve sistem bakış açısıyla iş dünyasına farklı bir perspektif kazandırıyor. Benim vizyonum, Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte teknoloji ve iş dünyasında söz sahibi olması. Bu hedefe, kadınların liderlikte daha görünür hale gelmesiyle ulaşabileceğimize inanıyorum. Çünkü çeşitlilik olmadan inovasyon; inovasyon olmadan da sürdürülebilir bir gelecek mümkün değil.

“Kadınlar teknoloji yapamaz, liderlik edemez klişeleri gerçek başarı hikayeleriyle zayıflıyor”
  • Kadınların iş dünyasındaki başarılarını görünür kılmak adına medya ve iletişim araçlarının rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medya ve iletişim araçları kadınların iş dünyasındaki başarılarını görünür kılmak açısından kritik bir dönüştürücü güç. Çünkü bir başarı görünür olmadıkça, toplum nezdinde kalıcı bir etki yaratması zor. Kadınların liderlik hikayelerinin medya aracılığıyla paylaşılması yalnızca bireysel kariyerlerini desteklemekle kalmaz; aynı zamanda yeni kuşaklara rol model sunar. Bu görünürlük kolektif bir kazanıma dönüşür. Ayrıca medya sayesinde kadınlar birbirlerinden haberdar olabilir, ortak hareket edebilir. Dijital platformlar sayesinde dünyanın farklı ülkelerinden kadın profesyoneller birbirine ulaşarak dayanışma ağları kurabiliyor.  Bunun yanı sıra medyanın sağladığı görünürlük önyargıları da kırıyor. “Kadınlar teknoloji yapamaz, liderlik edemez” klişeleri gerçek başarı hikayeleriyle zayıflıyor. Medya bu yönüyle cam tavanların kırılmasına katkı sağlayan en etkili araçlardan biridir. Kısacası medya kadınların başarılarını görünür kıldıkça, bireysel hikayeler kolektif güce dönüşür; toplumsal algı değişir ve daha kapsayıcı bir iş dünyasının inşasına katkı sunuyor.

“Kadınların birbirine destek olduğu her durumda yalnızca bireysel engeller değil, toplumsal bariyerler de aşılır”
  • İş dünyasında kadın dayanışmasının önemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu dayanışmayı artırmak için neler yapılabilir?

Kadın dayanışması benim için bir temenniden öte, Teknolojide Kadın Derneği’nin kuruluş felsefesini oluşturan temel ilkelerden biriydi. Tabii ki burada erkeklerin de desteklerini göz ardı edemeyiz. Özellikle bizim derneğimizde her zaman sadece kadın üzerine bir anlayış bulunmuyor. Hep çeşitlilik diyoruz. Bu nedenle de yüzde 80-20 kuralımız her alanda bulunuyor.  Biz inanıyoruz ki bir kadının başarısı diğerinin önünü kapatmaz; tam tersine hepimiz için yeni kapılar aralar.

Bu dayanışmayı artırmak için üç alanda yoğunlaşıyoruz;

  • Rol model ve ilham: “Teknolojinin Lider 100’leri” projemizle Türkiye’nin en parlak gençlerini sektörün deneyimli liderleriyle buluşturuyoruz. Bu, gençlerin yalnızca ilham değil, somut bir yol haritası edinmelerini de sağlıyor.
  • Yetkinlik kazandırma: Binance TR Teknolojide Kadın Akademisi gibi programlarla kadınlara kripto, blockchain, Web3 gibi alanlarda eğitim veriyoruz. Böylece onların yalnızca motive olmalarını değil, somut avantajlarla kariyerlerine güç katmalarını sağlıyoruz.
  • En çok ihtiyaç anında dayanışma: Depremden etkilenen gençlere ve kadınlara Teknoloji ve Yetenek Akademisi aracılığıyla ulaşıp, onlara yeniden umut kuracak destek mekanizmaları sunuyoruz.

Kadınların birbirine destek olduğu her durumda yalnızca bireysel engeller değil, toplumsal bariyerler de aşılır. Türkiye’nin gerçek potansiyeline, kadınların kolektif gücüyle ulaşacağına inanıyorum.

“Kadınların iş gücündeki varlığı yalnızca adalet için değil, ekonomik rekabet için de bir zorunluluk”
  • İş dünyasında cinsiyet eşitliği adına yapılması gereken en acil 3 şey sizce nedir?

Benim gözümde cinsiyet eşitliği için üç kritik adım var ve bunlar birbirini tamamlıyor;

  • Güç dengelerini değiştirmek: Kadınların yalnızca işe alımda değil, karar mekanizmalarının merkezinde yani yönetim kurullarında, strateji masalarında ve inovasyon ekiplerinde yer alması gerekiyor. Kadınların bu alanlarda görünür olmasıyla kurum kültürü otomatik olarak dönüşür.
  • Kadın dayanışmasını kurumsallaştırmak: Mentorluk ve rol modeller çok değerli ama bunların bireysel olmaktan çıkıp kurumsal ağlara dönüşmesi gerekiyor. Kadınların birbirinden güç aldığı ağlar, “Birlikte hareket etme” kültürünü yaygınlaştırır. Dayanışma bireysel bir iyilik değil, stratejik bir iş yapma biçimine dönüştüğünde etkisi kalıcı olur.
  • Çeşitliliği inovasyonun motoru olarak görmek: Kadınların iş gücündeki varlığı yalnızca adalet için değil, ekonomik rekabet için de bir zorunluluk. Araştırmalar çeşitliliğin karar kalitesini yükselttiğini, inovasyonu hızlandırdığını ve şirket performansını doğrudan artırdığını gösteriyor.

Bu üç adım birleştiğinde, iş dünyasında gerçek anlamda eşitlikten söz edebiliriz. Kadınların yalnızca sayıca değil; karar, dayanışma ve inovasyon eksenlerinde güçlenmesi, geleceğin iş dünyasının en kritik teminatı.