Ekonomik dalgalanmalar, yüksek faiz oranları ve tahsilat sorunlarının öne çıktığı bu dönemde, işletmeler için güçlü bir nakit yönetimi stratejisi hayati önem taşıyor. Finans Kontrol Merkezi Kurucusu, Ekonomist ve Finans Danışmanı Sinem Toplan, AİMSAD Dergisi’ne yaptığı değerlendirmede firmaların nakit akışında karşılaştıkları temel sorunları, 2025 yılında öne çıkan kırılganlıkları ve 2026’ya girerken finansal açıdan daha dayanıklı hale gelebilmeleri için atılması gereken adımları tüm yönleriyle AİMSAD Dergisi’ne aktardı.
Doğru zamanda ulaşamadığımız nakit yaşam kalitemizi tehdit ediyor. Kar faaliyetin sonunda oluşuyor ama nakit, süreç içerisinde gerekli. Nakit yönetimi; bir şirketin kasasına giren ve çıkan parayı doğru planlama, izleme ve kontrol etme süreci olarak biliniyor. Yani kâr etmekle kasada nakit olması arasındaki farkı yönetme sanatı diyebiliriz. Nakit, şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilmesi için nefes gibi. Kriz dönemlerinde sağlam nakit pozisyonu olan şirketler ayakta kalırken, olmayanlar zorlanır. Kısacası, nakit yönetimi şirketin hayatta kalma sigortası. Finans Kontrol Merkezi Kurucusu, Ekonomist ve Finans Danışmanı Sinem Toplan, AİMSAD Dergisi’ne yaptığı değerlendirmede; firmaların nakit akışında yaşadıkları temel sorunları ve 2026’ya girerken finansal dayanıklılığı artırmak için atılması gereken kritik adımları ortaya koydu.
- Nakit sıkıntısı yaşanmasına yol açan en yaygın hatalar nelerdir?
Kâr ile nakit aynı şey değil. Son 2 yıldır şirketler kâr var, nakit yok durumunu yaşıyor. Birkaç başlıkta değerlendirmekte fayda var;
- Tahsilatlar gecikiyor çünkü müşteriler de krediye ulaşmakta zorlanıyor.
- Uzun vadeli satışlar ödemeler zamanında alınmadığında satış kârı var olsa da paranın kasaya girmememsi ödemelerde aksama yaratıyor. Aksayan ödemeler ticari güvensizlik yaratıyor.
- Birçok firma önce ciroya odaklanıyor. Oysa, her ciro artışı yeni hammadde tedarik süreci demek. Bu sebeple nakit akış planlanmalı.
- Tahsilat – ödeme dengesizliği sorunların başında geliyor; satış yapılıyor ama alacaklar geç tahsil edildiğinde, tedarikçilere ve bankalara ödemeler daha erken yapılmak zorunda kalıkalınıyor. Aslında buna “karanlık dönem” denir.
Stok fazlalığı: Satışa dönüşmemiş stoklar, kağıt üzerinde varlık görünse de nakiti tüketen bir varlık türüdür.
Borç ve kredi yükü: Faiz ve taksit ödemeleri özellikle krediler rotatif olarak kullanıldıysa eldeki nakdin büyük kısmını tüketebilir. Son yıllarda firmalar bu durumu farketti ve taksitli ticari kredilere yöneldiler. 90 günlük gecikmelerin icra takibine konu olması da firmalarda ayrı bir sıkıntı yaratır oldu.
Plansız büyüme: Hızlı satış artışı işletme sermayesi ihtiyacını yükseltiyor; eğer bu finansman sağlanamazsa nakit sıkıntısı doğuyor.
Agresif yatırım politikası: Geçmişte şirket kârlıyken yeni şube, makine veya projelere büyük nakit harcanması bugün nakit problemi doğuruyor. Düşük faizli dönemde firmalar agresif yatırım alışkanlığı edindi bu durum nakit darboğazı peşinden getirdi.
- 2026’ya girerken şirketlerin nakit yönetiminde mutlaka dikkat etmesi gereken öncelikler neler olmalı?
2026’ya girerken ekonomik ortam hala belirsizliklerle dolu; yüksek faizler, dalgalı döviz, küresel resesyon ihtimali, içeride ise tahsilat zorlukları ve artan maliyetler.
Nakit akışını haftalık takip
- Yıllık bütçe yetmez; en azından haftalık/daily cash flow planı yapılmalı, hedef ve gerçekleşmeler takip edilmeli.
- Tahsilat – ödeme takvimleri çakışmadan önceden görülmeli.
Müşteri ve tahsilat yönetimi
- Pazarlama kadrolarının en büyük yanılgısı satış yapmayı başarı kabul etmeleri. Satışın değil, tahsilatın gerçek gelir olduğu unutulmamalı.
- Satış ve pazarlama paketleri sunulmalı. Vade limitleri, teminatlı satış, kredi sigortası ve erken ödeme iskontosu gibi araçlar devreye alınmalı.
Stok ve işletme sermayesi disiplini
- Fazla stok = nakit mezarlığı anlamı taşıyor.
- Stok devir hızını artırmak, gereksiz sermaye bağlamamak yüksek finans maliyeti sebebiyle önemli.
Borç yapısını sağlamlaştırmak
Faiz yükü baskısı devam edecek; kısa vadeli krediye bağımlılığı azaltıp, uzun vadeli ve sabit faizli finansman tercih edilmeli ya da yeni ortaklıklar değerlendirilmeli.
- 2026 döviz kuru tahminlerinizi alabilir miyiz?
Döviz kuru tahminleri her zaman yüksek belirsizlik içeriyor, özellikle Türkiye gibi kırılgan dış finansman, politika değişimleri ve makro dalgalanmaların etkili olduğu bir ekonomide net kur tahmini yapmak doğru olmaz. Yine de mevcut ekonomik göstergeleri, resmi öngörüleri ve piyasa beklentilerini birlikte değerlendirdiğimizde, Orta Vadeli Program’a (OVP) göre, 2026 yılı için ABD doları / TL ortalama kuru 46,60 TL olarak tahmin ediliyor. Beklentilerini 50,5 – 51 olarak açıklayan yatırım şirketleri de var. Dövizin artışı enflasyonu etkilediği için Merkez Bankası’nın da piyasaya rezerv satışı ile mücadelesi sürecek. Geniş bir yelpazade tahmin sunmakmdaha sağlıklı olacak. Normal şartlarda, USD kurunun 45 TL’nin altına düşmesi ya da 60 TL üzeri seviyelere kadar çıkması gibi ihtimal olduğunu düşünmüyorum. Önemli riskler ve belirsizlikler oluşursa kur beklenti üzerinde sıçrama yapar.
- 2025 yılında nakit akışındaki yaşanan kırılganlıklar nelerdir?
2025 yılı gerçekten de şirketler için döviz dalgalanmaları, yüksek faiz ortamı ve tahsilat riskleriyle geçti. Öncelikle 2025’te şirketlerin nakit akışında ortaya çıkan kırılganlıkları tespit edip sonrasında çıkarılacak derslere odaklanmakta fayda var;
Döviz dalgalanmaları: Dövizle borçlanmış firmalar, kur yükselince finansman maliyetinde baskı yaşadı. Yönetbildilerışı enflasyon artışının altında kalması sebebiyle nakit sürecini yönetbildiler. İhracat payları azalıp döviz kredisi kullanamaz olmaları firmaları daha çok sarstı. TL kredilerin faizi yüzde 60 seviyesindeyken döviz kredileri en fazla yüzde 12 oldu.
Faiz baskısı: Kredi maliyetleri yükseldi, kısa vadeli kredilerle dönen şirketlerin faiz yükü kağıt üzerinde kârı silerken nakit çıkışlarını hızlandırdı. Faiz yükü anaparaya eklendikçe bilançolardaki borç seviyesi arttı. Borç çevirme maliyetleri arttı, nakit rezervi olmayan firmalar finansmana erişimde zorlandı. Muhasebesel olarak finansman gider kısıtlaması uygulamasının da devreye alınmasıyla sermayesi düşük olan firmalar finansman maliyetinin tamamını giderleştiremediler.
Tahsilat sorunları: Müşteriler de aynı ekonomik baskılar altında olduğundan vadeler uzadı, tahsilatlar aksadı.
Zincirleme domino etkisi oluştu: Bir firmanın tahsilat sorunu, diğerinin ödeme sorununa dönüştü.
İşletme sermayesi açığı: Artan maliyetler ve enflasyon, stok ve alacak dengesini bozdu. Satışlar nominal olarak artsa bile nakit ihtiyacı daha hızlı büyüdü.
Ani nakit şokları: Kur farkı zararları, faiz ödemeleri veya tahsilat gecikmeleri nedeniyle şirketler beklenmedik likidite açıklarıyla karşılaştı.
Çıkarmamız gereken dersler
Döviz riski yönetilmeli: Kur riskini hedge (Riske karşı kendini korumak) eden, nakit pozisyonunu TL bazlı yöneten firmalar daha dirençli kaldı. Döviz bazlı satış fiyatlarına zam yapabilenler süreci daha güçlü yönettiler.
Faiz yükünü hafifletmek: Kısa vadeli kredilere bağımlılık, faiz şoklarında kırılganlığı artırıyor. Uzun vadeli sabit faizli borçlanma veya alternatif finansman yöntemleri (leasing, factoring vb.) daha sağlıklı. Firmalar, leasinglerde var olan sat ve geri kirala uygulamalarını dikkate almalılar.
Tahsilat yönetimine odaklanmak: Satış yapmanın tek başına anlamı yok; tahsilat güvencesi olmayan satış, risktir. Müşteri limitleri, kredi sigortası, teminatlı satış gibi yöntemler kritik. Bu durumda sigortalı satış yapanlar daha güvenli hareket ediyorlar.
Nakit rezervi oluşturmak: Beklenmedik şoklara karşı en az birkaç aylık sabit gideri karşılayacak nakit tamponu oluştrumak nakit yoksa bile bankalarda kullanılmamış limit yaratmak şart.
İşletme sermayesi disiplini: Stok yönetimi, alacak ve borç vadelerinin dengelenmesi, nakit akışı tablosunun düzenli izlenmesi şirketleri kriz anında koruyor. Bunu yapabilmek için disiplinler arası uyum önemli. Pazarlama, satınalama ve muhasebe gibi tüm birimlerin entegre çalışması sağlanmalı.
Özetlersek, 2025 bize şunu öğretti; Karın değil, nakitin hayatta tuttuğunu öğretti. Dalgalı piyasalarda şirketler için en büyük rekabet avantajı, sağlam bir nakit yönetim disiplini ve finansal esneklik olduğu anlaşıldı.

