Çoklu krizlerin belirleyici olduğu bu dönemde sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve risk yönetimi tedarik zinciri yönetiminin ayrılmaz unsurları haline geliyor. Tedarik zinciri artık şirketler için yalnızca maliyet ve hız odağında değil; uzun vadeli dayanıklılık ve rekabet gücü yaratan stratejik bir alan olarak konumlanıyor. Tedarik Zinciri Yönetimi Derneği (TEDAR) Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Günal ile çoklu krizler çağında sürdürülebilir tedarik zincirlerinin nasıl yeniden kurgulanması gerektiğini değerlendirdik. Günal, dijitalleşmenin tedarik zinciri yönetimini kökten dönüştüren ve süreçleri daha dayanıklı hale getiren en kritik kaldıraçlardan biri olduğunu ifade ederek, gerçek zamanlı görünürlük, hızlı veri analitiği, otomasyon ve esneklik sayesinde tedarik- zincirlerinin daha öngörülebilir, kontrollü ve verimli bir yapıya kavuştuğunu dile getirdi.
Küresel ticaretin çoklu krizlerle şekillendiği, belirsizliklerin kalıcı hale geldiği bir dönemde tedarik zinciri yönetimi; şirketler için yalnızca operasyonel bir süreç değil, stratejik bir dayanıklılık alanı olarak öne çıkıyor. Pandemi sonrası dönemde artan jeopolitik riskler, iklim kaynaklı afetler, siber tehditler ve sürdürülebilirlik regülasyonları; tedarik zincirlerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Bu dönüşüm sürecinde sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve risk yönetimi kavramları artık birbirinden ayrı düşünülemiyor. Tedarik Zinciri Yönetimi Derneği (TEDAR) Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Tuğrul Günal ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda; sürdürülebilir tedarik zinciri kavramının Türkiye’deki gelişiminden dijital dönüşümün etkilerine, KOBİ’lerin bu alandaki konumundan çoklu kriz senaryolarında izlenmesi gereken yol haritalarına kadar pek çok başlığı kapsamlı şekilde ele aldık.
- Sürdürülebilir tedarik zinciri kavramı nedir? Türkiye’de tedarik zinciri yönetimi kavramının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sürdürülebilir tedarik zinciri; bir ürün veya hizmetin tedarik yolculuğunda çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine uygun şekilde planlanması, uygulanması ve optimize edilmesi anlamına geliyor. Bu yaklaşım, yalnızca maliyet ve hız odaklı olmaktan ziyade uzun vadeli değer yaratmayı hedefliyor. Kurumlar; çevresel etkilerini, çalışanlara ve topluma karşı sosyal sorumluluklarını ve etik kurallar, şeffaflık ile hesap verebilirlik gibi yönetişim süreçlerini iş modellerine entegre ettikçe daha dirençli ve rekabetçi hale gelir. Türkiye’de tedarik zinciri yönetimi, geleneksel operasyon odaklı süreçlerden çıkarak TEDAR’ın her yıl PWC ile birlikte düzenlediği yeni nesil satınalma anketlerinde de görüldüğü üzere hızla stratejik bir iş fonksiyonuna dönüştü. Özellikle dijitalleşme, sürdürülebilirlik beklentileri ve uluslararası normlara uyum gerekliliği bu gelişimi hızlandırdı. Bugün ulusal ve uluslararası şirketlerde tedarik zinciri, yalnızca satınalma, planlama, lojistik faaliyetlerini değil; risk yönetimi, çevresel performans ve dijital şeffaflık gibi bileşenleri de kapsıyor.
“Sürdürülebilirlik, tedarik zinciri süreçlerine ESG kriterleri entegrasyonuyla önemli bir rol oynuyor”
- Türkiye’de tedarik zinciri süreçleri nelerdir? Sürdürülebilirlik burada nasıl bir rol oynuyor?
Türkiye’de tedarik zinciri süreçleri; planlama, tedarikçi seçimi, satınalma, lojistik, üretim veya operasyon aşamaları, depolama ve dağıtım gibi temel adımlardan oluşuyor. Bu aşamaların her biri; uygun maliyet, kalite ve zaman optimizasyonunun yanında çevresel ve sosyal etkilerin de yönetilmesini gerektiriyor. Sürdürülebilirlik, bu süreçlere ESG kriterleri entegrasyonuyla önemli bir rol oynuyor;
- Çevresel etkilerin azaltılması (Karbon emisyonlarının düşürülmesi, enerji tasarrufu, atık yönetimi vb.).
- Etik, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele, denetim, şeffaflık, hesap verebilirlik.
- İnsan hakları ve çalışma standartlarına uyum.
Bu unsurlar sayesinde tedarik zinciri daha dayanıklı, şeffaf ve uzun vadeli değer yaratan bir yapıya kavuşuyor. Böylece şirketler yalnızca operasyonel değil, stratejik avantaj da elde ediyorlar.
“Dönüşüm sayesinde şirketler, olası krizlere ve tedarik kesintilerine daha hızlı yanıt verebiliyor”
- Dijitalleşme süreci tedarik zincirindeki işleyişi nasıl etkiliyor?
Dijitalleşme, tedarik zinciri yönetimini kökten dönüştüren ve süreçleri daha dayanıklı hale getiren en kritik kaldıraçlardan biri. Gerçek zamanlı görünürlük, hızlı veri analitiği, otomasyon ve esneklik sayesinde tedarik zincirleri daha öngörülebilir, kontrollü ve verimli bir yapıya kavuşuyor. Veri odaklı karar alma, IoT tabanlı izlenebilirlik ve uçtan uca dijital entegrasyon; hataları azaltırken operasyonel verimliliği artırıyor. Bu dönüşüm sayesinde şirketler; talep tahminlerini daha isabetli yapabiliyor, stok seviyelerini optimize edebiliyor, olası krizlere ve tedarik kesintilerine daha hızlı yanıt verebiliyor ve kaynak kullanımında önemli ölçüde verimlilik sağlayabiliyor. Özellikle büyük veri analitiği, yapay zeka ve otomasyon uygulamaları, tedarik zincirinin tüm aşamalarının daha proaktif ve bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesine imkan tanıyor.
Türkiye’deki firmalar dijital dönüşümün öneminin farkında ve bu alanda kararlı bir irade sergiliyor. Ancak dijital altyapı yatırımları ve nitelikli insan kaynağı yetkinlikleri açısından halen aşılması gereken önemli bir mesafe bulunuyor. Bu alanlarda yeterli ilerleme sağlanamadığı takdirde, şirketlerin modern iş dünyasına entegrasyonu zorlaşacak; dolayısıyla rekabet gücü ve sürdürülebilirliği risk altına girecek. Bu nedenle veri analitiği, risk yönetimi ve sürdürülebilirlik odaklı eğitimlerin hızlandırılması; dijitalleşme tarafında ise yapay zeka destekli planlama araçlarının, izlenebilirlik sistemlerinin ve ortak veri platformlarının yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor. Dijitalleşme, tedarik zincirlerinde yalnızca operasyonel bir iyileşme değil; aynı zamanda uzun vadeli dayanıklılık ve sürdürülebilir büyüme için stratejik bir dönüşüm alanı olarak değerlendirilmeli.
“KOBİ’lerde sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimine yönelik farkındalık belirgin şekilde arttı”
- KOBİ’lerin sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimine yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
KOBİ’ler, ülke ekonomisinin omurgasını oluşturan, yalnızca üretim yapan işletmeler değil, aynı zamanda istihdamın, inovasyonun ve yerel kalkınmanın temel taşı. Türkiye’de işletmelerin yüzde 99,7’sini oluşturan KOBİ’ler, toplam istihdamın yaklaşık yüzde 72’sini sağlarken katma değerin yarısından fazlasını üretiyor. Bu büyüklük, KOBİ’lerin tedarik zinciri yönetiminde oynadığı rolü stratejik bir noktaya taşıyor. Son yıllarda KOBİ’lerde sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimine yönelik farkındalık belirgin şekilde arttı. Ancak sınırlı finansal kaynaklar, teknolojiye erişim ve uzmanlık eksikliği, bu alandaki uygulamaların istenen hızda yaygınlaşmasını zorlaştırıyor. Pek çok KOBİ’de kısa vadeli maliyet avantajı öncelikli görülürken, sürdürülebilirlik yaklaşımı giderek uzun vadeli rekabet gücünü artıran bir strateji olarak konumlanıyor. KOBİ’lerin bu gücünü geleceğe taşıyabilmesi için üretim kapasitesinin ötesine geçmesi gerekiyor. Şeffaflık, veri temelli karar alma, esnek organizasyon yapıları ve entegre süreç yönetimi sürdürülebilir tedarik zincirinin temelinde yer alıyor. Teknolojiyi işin merkezine alan, dijital araçlarla süreçlerini yöneten ve tüm paydaşlarıyla uyumlu bir ekosistem kurabilen KOBİ’ler; hem değişen piyasa koşullarına daha hızlı uyum sağlıyor hem de verimlilik ve dayanıklılık açısından önemli bir avantaj elde ediyor.
“Satın alma doğru şekilde kurgulandığında tedarik zincirinin verimliliğini direkt etkiliyor”
- Satın alma ile tedarik zinciri arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarsınız? Bu iki alanın ayrıldığı ve kesiştiği noktalar nelerdir?
Satın alma, tedarik zinciri yönetiminin temel ve kritik fonksiyonel bileşenlerinden biri. Doğru şekilde kurgulandığında, tedarik zincirinin verimliliğini, sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü direkt etkiliyor. Ancak bu iki alan, kapsamları ve odak noktaları itibarıyla hem kesişen hem de ayrışan yönlere sahip. Satın alma ile tedarik zincirinin kesiştiği başlıca noktalar; tedarikçi performansının izlenmesi ve değerlendirilmesi, maliyet–kalite dengesinin optimize edilmesi ve sürdürülebilirlik ile etik kriterlere uygun tedarikçi seçimi. Bu alanlarda satın alma, tedarik zincirinin hedefleriyle uyumlu hareket ederek operasyonel sürekliliğin ve değer yaratımının temelini oluşturuyor. Ayrıştıkları noktada ise kapsam farkı ön plana çıkıyor. Satın alma fonksiyonu ağırlıklı olarak ürün ve hizmetlerin doğru zamanda, doğru fiyatta ve doğru koşullarda temin edilmesine odaklanıyor. Tedarik zinciri yönetimi ise bu sürecin çok ötesine geçerek; üretim planlamasından lojistiğe, stok yönetiminden müşteri teslimatına ve satış sonrası süreçlere kadar değer zincirinin tamamını kapsıyor. Bu çerçevede satın alma, tedarik zincirinin stratejik bir parçası. Ancak tek başına tedarik zincirinin tamamını temsil etmez. En yüksek etki, satın alma ile tedarik zinciri fonksiyonlarının entegre, veri odaklı ve ortak hedefler doğrultusunda çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Bu bütüncül yaklaşım, şirketlerin hem operasyonel mükemmeliyeti hem de uzun vadeli sürdürülebilirliği sağlamasında belirleyici rol oynuyor.
- Pandemi, afet, jeopolitik gelişmeler, siber olaylar veya lojistik sorunlar aynı anda yaşandığında tedarik zinciri nasıl etkileniyor? Böyle bir durumda ilk yapılması gerekenler nelerdir?
Pandemi, doğal afetler, jeopolitik gelişmeler, siber saldırılar ve lojistik aksaklıklar gibi krizlerin aynı anda veya art arda yaşanması, tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalara yol açıyor. Bu tür çoklu kriz ortamlarında operasyonlar kesintiye uğrayabilir, teslimat süreleri uzayabilir, maliyetler hızla artabilir ve kritik hammaddelere erişimde ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Son yıllarda yaşanan küresel gelişmeler, tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olabileceğini net biçimde ortaya koydu. Özellikle pandemi dönemi, tedarikçiye ya da tek bir coğrafyaya bağımlı olmanın yarattığı riskleri görünür kıldı. Bu durum şirketleri yerelleşme, çeşitlendirme ve bölgeselleşme stratejilerine yöneltti. Coğrafi çeşitlilik, alternatif tedarik kaynakları ve esnek lojistik yapılar oluşturmak, risklerin etkisini azaltmada önemli bir araç haline geldi. Yerelleşme ise özellikle kritik ürün ve hizmetlerde tedarik güvenliğini artırmak ve dışa bağımlılığı azaltmak açısından stratejik bir öncelik kazandı. Bu dönüşüm sürecinde şirketlerin risk yönetimi yetkinliklerini geliştirmesi, sürdürülebilirlik ile maliyet dengesini birlikte gözetmesi kritik bir rol oynuyor. Böylesi çoklu kriz senaryolarında ilk yapılması gerekenler; tedarik zincirinin mevcut durumunu net biçimde görebilmeyi sağlayacak gerçek zamanlı veri akışı ve risk görünürlüğünü tesis etmek. Ardından alternatif tedarikçiler ve lojistik rotalar hızla devreye alınmalı, kritik ürün ve süreçler için önceden tanımlanmış dayanıklılık ve iş sürekliliği planları uygulanmalı. Dijital araçlar, hızlı analiz ve senaryo bazlı karar alma mekanizmalarının etkin şekilde çalışmasını sağlayarak bu süreçte hayati önem taşıyor.
Sonuç olarak güçlü bir tedarik zinciri; krizleri tamamen ortadan kaldıramasa da bu krizlere karşı dayanıklılığı ve çevik uyum kabiliyetini artırıyor. Bu yaklaşımı benimseyen şirketler, belirsizlik dönemlerinde operasyonel sürekliliği koruyarak uzun vadeli rekabet avantajı elde eder.
“Yaşanılan zorluklar, verimlilik ve müşteri memnuniyeti üzerinde doğrudan etki yaratıyor”
- Türkiye’den ihracat yapan şirketlerin tedarik zincirini yönetirken en çok hangi sorunlarla karşılaştığını gözlemliyorsunuz?
Türkiye’den ihracat yapan şirketler en çok;
- Lojistik ve gümrük süreçlerindeki belirsizlikler,
- Talep dalgalanmaları,
- Sürdürülebilirlik uyum gereklilikleri,
- Tedarikçi performansındaki tutarsızlıklar ile karşılaşıyor.
Yaşanılan bu zorluklar, operasyonel verimlilik ve müşteri memnuniyeti üzerinde doğrudan etki yaratıyor. Stratejik planlama ve sürdürülebilir yaklaşımlar, bu risklerin azaltılmasında kritik rol oynuyor.
“Sürdürülebilir tedarik zinciri için ilk adım, mevcut durumunu bütüncül bir bakış açısıyla analiz edilmesi”
- Bir şirket sürdürülebilir tedarik zinciri oluşturmak isterse ilk adım olarak nereden başlamalıdır?
Bir şirketin sürdürülebilir tedarik zinciri oluşturma yolculuğunda atması gereken ilk ve en kritik adım, mevcut durumunu bütüncül bir bakış açısıyla analiz etmesidir. Türkiye lojistik sektörü; jeopolitik konumu ve güçlü ticaret geleneği sayesinde önemli bir potansiyele sahip olsa da sürdürülebilir lojistik uygulamalarında Avrupa ve küresel pazarlara kıyasla daha fazla entegrasyon ve yatırıma ihtiyaç duyuluyor. Avrupa’da karbon ayak izinin azaltılması ve yenilenebilir enerji kullanımı öncelikli gündemler arasında yer alırken, Türkiye’de bu alanlarda farkındalık artmakla birlikte uygulama düzeyinde halen gelişim alanları bulunuyor. Bu farkın kapatılabilmesi için özel sektör ve kamu tarafında eş zamanlı bilinçlendirme ve destekleyici adımlar büyük önem taşıyor.
Şirket özelinde ise ilk aşamada yapılacak kapsamlı analiz; ESG performansını, tedarikçi ekosistemini, operasyonel süreçleri ve mevcut dijital altyapıyı içermeli. Bu fotoğraf netleşmeden atılacak adımlar, sürdürülebilirlik hedeflerinin kalıcı ve ölçülebilir olmasını zorlaştıracak.
Bu analiz sonrasında şunların yapılması gerekiyor;
- Şirketin stratejisiyle uyumlu sürdürülebilirlik hedeflerinin belirlenmesi,
- Bu hedefleri destekleyecek net bir yol haritasının oluşturulması,
- Dijital izleme, ölçüm ve raporlama sistemlerinin devreye alınması
Sürdürülebilir tedarik zinciri, tek seferlik bir proje değil; tüm organizasyona yayılan, tedarikçilerden müşterilere kadar uzanan ve kurumsal kültürle bütünleşmesi gereken uzun vadeli bir dönüşüm yolculuğu. Bu yaklaşımı benimseyen şirketler, yalnızca çevresel ve sosyal etki yaratmakla kalmaz; aynı zamanda rekabetçiliklerini ve operasyonel dayanıklılıklarını da güçlendirir.

