Türk yat sektörünün ihracat potansiyelini ve dönüşümünü daha yakından ele almak üzere, sektörde köklü bir geçmişe sahip olan Barbaros Teknecilik Ortakları Mustafa Şişman ve Ali Şişman ile üretim serüvenlerini, ihracat faaliyetlerini ve el emeğine dayalı üretim anlayışlarını konuştuk.
İstanbul’da küçük bir atölyede başlayan yolculuğunu bugün uluslararası pazara açılan bir başarı hikayesine dönüştüren Barbaros Teknecilik, el işçiliğine dayalı üretim anlayışıyla sektörde fark yaratıyor. Ahşap ve polyester teknelerde müşteri odaklı ve proje bazlı üretim yapan firma, yüksek kalite standartları ve ihracat gücüyle öne çıkıyor. Barbaros Teknecilik Ortağı Mustafa Şişman, AİMSAD Dergisi’ne firmanın gelişim sürecini ve sektöre dair önemli değerlendirmelerini anlattı.
Mustafa Şişman; “1957 yılında İstanbul’da küçük bir atölyede başlatılan bu yolculuk, bugün hala aynı tutkuyla devam ediyor. 28 yıl boyunca sadece 46 metrekarelik bir alanda üretim yaptık. 1985’te Tuzla’ya taşınarak daha büyük bir alana geçtik. 1994’te aile şirketimizi kurduk ve o günden bu yana üretimimizi aynı adreste sürdürüyoruz. Bugüne kadar 2,20 metrelik bottan 18 metrelik motoryata kadar farklı ebatlarda pek çok ahşap ve polyester tekne imal ettik. Şu anda 600 metrekarelik kapalı alanda faaliyet gösteriyoruz. 1993’ten beri Hollanda’daki De Breedendam, Makma, Bootsman Slopen gibi firmalara düzenli olarak ahşap ve polyester-ahşap tekneler ihraç ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Üretimde tamamen yüksek kaliteli malzemeler kullanıyoruz”
Mustafa Şişman, firmanın üretim sürecine dair detayları paylaşırken, kullanılan malzeme ve yöntemlerde hiçbir şekilde kaliteden ödün vermediklerini vurguladı. Şişman; “Üretimde tamamen yüksek kaliteli malzemeler kullanıyoruz. Ağaç olarak sapelli maun, birmanya teak, meşe, iroko, akaju maun ve denizcilikte kullanılan özel marine kontraplaklar tercih ediyoruz. Yapıştırmada poliüretan ve epoksi bazlı tutkallarla çalışıyoruz. Bağlantı elemanları olarak krom vida, cıvata ve galvanizli çiviler kullanıyoruz. Motoryatlardan yelkenlilere, klasik teknelerden özel üretim modellere kadar her tür projeyi hayata geçirebilecek altyapıya sahibiz. Zaten firma olarak tamamen proje bazlı çalışıyoruz; her tekne, müşteriye özel tasarlanıyor ve üretiliyor” dedi.
“Bu işin büyük bir bölümü hala el işçiliği”
Mustafa Şişman, firmanın üretim anlayışının teknikten ziyade tamamen bilgi ve el becerisine dayandığını belirterek, üretimde kullanılan malzemelerin yalnızca makineden geçmediğini, her parçanın özel formda işlendiğini ve bu süreçte keser ile rende gibi geleneksel el aletlerinin kullanıldığını; parçaların ustanın gözüyle ölçülüp eliyle şekillendirildiğini ifade etti. Şişman; “Bu işin büyük bir bölümü hala el işçiliğine dayalı. Tekne gövdeleri epoksiyle kaplanıyor; zımparalama, cilalama ve montaj gibi tüm aşamalar ustalarımızın eliyle yürütülüyor. Üretim sürecinde kullandığımız makinelerin ise tamamı yerli üretim” dedi.
Barbaros Teknecilik’in esas gücünün teknik donanımından ziyade ustalarının sahip olduğu deneyime dayandığını dile getiren Mustafa Şişman, bu bilginin ancak zamanla kazanılabildiğini ve usta-çırak zincirinin giderek zayıfladığını ifade etti. Gençlerin bu alana ilgisinin azalmasının uzun vadede üretim geleneğini tehdit ettiğini belirten Şişman şunları söyledi; “Bu bilgi kuşaktan kuşağa aktarılmazsa, üretim biçimimiz yok olur. Bu nedenle mesleki eğitim sistemi yeniden yapılandırılmalı; yalnızca teknik bilgi değil, pratiğe dayalı üretim alışkanlıkları da kazandırılmalı. Gençler üretim süreçlerine çok daha erken yaşta dahil edilmeli.”
“İç mekan tasarımını da biz şekillendiriyoruz”
Teknenin yalnızca dışını değil, içini de en ince ayrıntısına kadar planladıklarını dile getiren Mustafa Şişman şöyle konuştu; “Yaşam alanlarının yerleşimi, dolapların konumu, kullanılan malzemeler, müşteriyle birebir görüşülerek tasarlanıyor. Kimi parçaları atölyemizde kendimiz üretiyoruz, bazı donanımlar ise denize uygunluğu ve dayanıklılığı gözetilerek güvenilir tedarikçilerden temin ediliyor. Kullanılan tüm malzeme ister içeriden ister dışarıdan gelsin, bizim kontrolümüzde işleniyor. İç donanımın montajı, yerleşimi, boyası, cilası yine bizim ustalarımızın elinden çıkıyor. El işçiliği burada da devrede, her şeyin yerli yerinde olması için titizlikle çalışıyoruz.”
“Özellikle 5 ila 15 metre arası teknelerde uzmanlaşmış durumdayız”
Dünyada el işçiliğine dayalı tekne üretimi yapan ülke sayısının oldukça sınırlı olduğuna dikkat çeken Şişman, “Avrupa bu işi kaliteyle yapabiliyor ancak artan işçilik maliyetleri nedeniyle sürdürülebilirliğini yitirmiş durumda. Çin ise gerekli sabır, zaman ve bilgi birikiminden uzak. Çin bu işi bizim kadar iyi yapamaz. Türkiye ise her iki ucu da dengeleyebilen bir üretim merkezi konumunda. Bugüne kadar yüzlerce tekne ürettik. Özellikle 5 ila 15 metre arası teknelerde uzmanlaşmış durumdayız. Bu segmentte üretilen tekneler hem bireysel kullanım hem de kıyı güvenliği hizmetleri için tercih ediliyor. Hollanda, Almanya, İngiltere, Belçika ve Japonya gibi pazarlara düzenli olarak ihracat yapılıyor.
“Uygun fiyatlı tekne bağlama alanları oluşturulması gerekiyor”
Türkiye’nin tekne üretiminde sunduğu kalite ve fiyat avantajına rağmen, kullanım altyapısında ciddi eksiklerin mevcut olduğunu vurgulayan Mustafa Şişman; “Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde marina alanlarının yetersizliği, sektördeki gelişmenin önünde bir engel oluşturuyor. Belediyelerin otopark mantığında çalışacak, uygun fiyatlı tekne bağlama alanları oluşturması gerekiyor. 10–12 metrelik teknelere bile bağlama yeri bulamıyoruz” diye konuştu.


