İlham Veren Hikayeler

Hekimlerin piri, çağının ötesinde bir tıp dehası: İbni Sina

Hekimlerin piri, çağının ötesinde bir tıp dehası: İbni Sina

Batı dünyasında “Büyük Üstat” ismi ile tanınan, modern tıbbın kurucusu ve hekimlerin önderi İbni Sina; sadece tıp alanında değil felsefeden matematiğe, astrolojiden müziğe bilimin pek çok alanında yaptığı katkılarla çağları aşan bir filozof, düşünür ve alim olduğunu kanıtlayan bir deha.

Tarihte Hipokrat ve Galenos gibi büyük hekimlerden daha ileride kabul edilen, hakkında insanların nabız atışına bakarak 300 farklı hastalığı teşhis ettiğine dair rivayetler anlatılan, ünü kıtaları aşmış, çağlara yayılmış bir filozof, alim ve  tıp adamı İbni Sina. Küresel tıbbın gelişmesine çok önemli katkılar sağlayan, 11.yüzyılda İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük hekim olan İbni Sina, bütün ömrünü insanların aydınlanmasına adadı.

Modern Orta Çağ biliminin kurucusu kabul edilen İbni Sina, batılı kaynaklarda “hekimlerin piri ve hükümdarı”, “doktorların sultanı” ve “büyük üstat” ismi ile tanınır. El-Kanun fi’t-Tıb (Tıbbın Kanunu) adlı kitabı Avrupa üniversitelerinde 7 asır boyunca temel kaynak eser olarak okutulmuştur. 600 yıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesindeki 9 ana kitabın en başında İbni Sina’nın Kanun’u yer almıştır. Tıp ve felsefe alanına ağırlık verdiği değişik konular üzerine 240’ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Kayda geçen yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Geometri (özellikle Öklid geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi’nin el-İbane’s aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenmiştir. Felsefe, mantık, kimya, edebiyat, müzik, dil, astronomi, geometri gibi diğer disiplinlerle ilgili pek çok önemli çalışma yapmıştır.

İslam dünyasında İbni Sina, Batı’da ise Avicenna olarak bilinen çağının en büyük aliminin gerçek adı Ebu Ali El Hüseyin Bin Abdullah Bin İbni Sina’dır. Türk, Arap ve Fars olduğuna dair tartışmalar bugün hala sürse de M.S. 980 yılında Buhara’da dünyaya geldi. Babası Abdullah devlet görevlisiydi. Alimlerin, düşünürlerin, saygın ve kültürlü insanların sürekli olarak misafir edildiği bir evde büyüyen İbni Sina, üstün bir zekaya sahip olduğundan 10 yaşındayken Kur’an-ıKerim’i ezberledi. Küçük yaşta çağının bütün ilimlerini öğrendi. Arapçayı ana dili gibi konuşuyordu. Fıkıh, akait, edebiyat eğitimine devam etti. Eğitim aldığı dönemde üstün zekası fark edildi ve “ilimden başka işle meşgul edilmemesi” önerildi.

El Messah’tan Hint aritmetiği, Ez Zahid’den fıkıh, El Berki’den dil ve edebiyat dersleri aldı. Eğitiminde çok önemli bir isim olan En Natili’den aldığı derslerle Eukledies’in Elementler, Porphyrious’un mantık kitabı Eisagoge (İsaguci) ve Batlamyus’un Almagest (El Macisti-Büyük Bnleşim) kitaplarını okudu.

Hocası Natili’nin Gürgenç’e gitmek üzere Buhara’dan ayrılmasından sonra İbni Sina, fizik, matematik ve felsefeyle ilgili metinler ve şerhlerini okumaya, incelemeye devam etti. Felsefede iyi bir donanıma sahip olduktan sonra tıp öğrenmeye başladı. El Mesihi ve El Kumri gibi hocalardan tıp dersleri aldı. Razi’nin El Havi isimli çok geniş tıp eserini de okudu.

Daha 16 yaşındayken tanınmış bir hekim oldu. Çağdaşı pek çok hekim onu bir tıp otoritesi saymaya başladı. Çok fazla çalışıyor, araştırıyor ve öğreniyordu.Gündüz ve gecesini okuyarak geçirir, mum ışığında sabahın erken saatlerine dek çalışmalar yapardı. Çok az uyurdu. 18 yaşına geldiğinde çağının bütün ilimlerini öğrenmişti.

18 yaşındayken Buhara emiri Nuh Bin Mansur’un yakalandığı kulunç hastalığını tedavi etmek için saraya davet edildi. Çok genç olduğu için ilk başta hükümdara güven vermese de uyguladığı tedavi 5’inci günün sonunda başarılı olunca hükümdar kendisini saray hekimleri arasına aldı ve ona bir oda tahsis etti. Saray hekimliğine getirildiği için Samanilerin resmi kütüphanesinden çalışma izni aldı ve çok değerli eserleri okuyup, o eserler üzerinde çalışma yapma imkanına kavuştu. İbni Sina özellikle Razi’nin eşsiz tıp kitaplarını da burada okuma şansına erişti.

İbni Sina’nın tüm vaktini geçirdiği kütüphane bir süre sonra çıkan bir yangında küle döndü. Kütüphaneyi “başkaları faydalanmasın” diye İbni Sina’nın yaktığını söyleyenler, onu kundakçılıkla suçlayanlar oldu.

Hükümdarın ölümünün ardından, 22 yaşında babasını da kaybeden İbni Sina Gürgenç’e gitti. Burada Vezir Ebul Hüseyin Es Süheyli tarafından kendisine kucak açıldı ve Emir’e takdim edildi. Vezir, bilim dostuydu. Emir tarafından maaş bağlanan ve sarayda ağırlanan İbni Sina, burada Biruni gibi büyük bir alimle çalışma fırsatı buldu. Ancak böyle büyük bir bilim insanı ile çalışması çevrede kıskançlığa sebep oldu.

Gazneli Mahmut’un teklifini reddetti

Bu sıralarda Gazneli Mahmud, vezire bir mektup göndererek sarayındaki alimleri kendi sarayına göndermesini istedi. Ancak Sultan Mahmut’un felsefeden hoşlanmadığını bilen ve özgür bir çalışma ortamı bulamayacağını düşünen İbn-i Sînâ, Gazneli Mahmud’un teklifini geri çevirdi ve şehirden ayrıldı. 

İbni Sina Gürgenç’ten ayrıldıktan sonra da araştırıp öğrenmeye, yeni eserler yazmaya devam etti. Yetenekleri için kullanma sahası arayan İbn-i Sînâ, Merv’den Nişabur’a ve Horasan sınırlarına kadar bölgeyi kimi zaman kimliğini gizlererek, kimi zaman kendi kimliğiyle adım adım dolaştı.

1012 yılında şiddetli bir hastalığa yakalanan İbni Sina, Cürcan’a döndü ve hayatını kaleme alan öğrencisi Ebu Ubeyd El Cüzcani ile tanıştı. Burada ayrıca eski bir öğrencisine rastlayan İbni Sina, onun yanına yerleşti ve bu kentte mantık ve astronomi dersleri vermeye başladı.  Yaklaşık 1 milyon kelime içerdiği belirtilen El Kanun Fit Tıp eserini burada yazmaya başladı.

Daha sonra Rey ve Kazvin’de çalışan  büyük tıp dehası, yeni eserler yazmaya da devam etti. İsfahan valisinin yanına yerleşti. Bunu öğrenen Hamadan emîri İbni Sîna’yı yakalattı ve hapsetti. Savaş sona erdikten sonra Hamadan emîrinin yanında çalıştı. Kısa süre sonra İbn-i Sînâ; kardeşi, iyi bir öğrencisi ve iki köleyle kılık değiştirip şehirden kaçtı ve korku dolu bir yolculuktan sonra çok iyi karşılandıkları İsfahan’a ulaştı.

İbn-i Sînâ’nın son 10-12 yılı Ebû Câfer’in hizmetinde geçti. Burada doktor, bilim danışmanı olarak çalıştı ve hatta savaşlara bile katıldı. Bu yıllarda edebiyat ve filoloji çalışmaya başladı. Bir Hamedan seferi sırasında şiddetli bir kolit atağına yakalandı. Güçlükle ayakta duruyordu.

Pek çok hastayı tedavi etmesine rağmen kendisi için yaptığı tedavi başarılı olamadı. Tedaviyi aceleye getirdiği ve yüksek doz ilaç kullandığı iddia edildi.

Önerilen tedavileri uygulamadı ve kendisini kadere teslim etti. Ölüm yatağında mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve son gününe dek üç günde bir  Kuran okudu. Haziran 1037’de 56-57 yaşında öldü. Kabri Hamedan’dadır.

Modern tıbbın kurucusu

Modern tıbbın kurucusu sayılan İbni Sina’nın tıp literatüründe kendi dönemi için bilinecek her şeyi bildiği gerçektir. Felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü’ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi’t-Tıb (Tıbbın Kanunu) kitabı, Montpellier ve Louvain’de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur.

İbni Sina, mikroskobun olmadığı bir dönemde tarihte mikropların varlığından bahseden ilk hekimdir. O çağlarda sayısız insanın ölümüne yol açan çiçek, cüzzam, veba gibi hastalıkların görünmeyen kurtçuklar (mikrop) sayesinde hava veya temas yoluyla bir hastadan diğerine bulaştığını söylemiştir.

Gözün altı bölümden oluştuğunu ve retinanın görme için önemini tespit eden İbni Sina, katarakt ameliyatı yapmıştır. Böbrek ameliyatı yapmış, idrarı tahlil ederek şeker hastalığını teşhis etmiş, tümörleri tanımlamış, yüz felci, ülser, sarılık gibi hastalıklar üzerinde çalışmıştır.

Cerrahi tedavinin gelişiminde de çok önemli çalışmalar yapmıştır. Amerliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler geliştirmiştir. Ameliyatlarda “narkoz” kullanan İbni Sina, katater ve urları çıkarmak için pens ve bisturi gibi aletler icat etmiştir. Sarılık ve şarbon gibi hastalıkların gelişim süreçlerini açıklamıştır. Veba, kızıl, çiçek, tüberküloz, menenjit gibi hastalıklara ilişkin teşhis ve tedavi yöntemi geliştirmiştir.

Bebeklerde ilk iki yıl anne sütünün önemine değinen İbni Sina, psikiyatri alanında da önemli çalışmalar yapmıştır. Ruh ve sinir hastalarını müzikle tedavi etmeyi önermiş, bu tedavi yöntemi uzun yıllar Osmanlı hastanelerinde de uygulanmıştır.

Tedavilerinde lavman, sıcak ve soğuk su banyoları, kaynak suları, buz kesesi, temiz hava yöntemlerini uygulayan İbni Sina bütün hastalıklarının kaynağının yenilen ve içilen şeylerden kaynaklandığını belirterek beslenmenin önemine dikkat çekmiştir. Tatlıdan uzak durulmasını, fazla yemekten kaçınılmasını ve sabahları ılık su ile güne başlanmasını tavsiye eden İbni Sina, hareketin de insan hayatındaki önemine vurgu yapmıştır. Aristo’nun başlattığı ruh yanında bedeni de eğitme amacı güden Peripateizm (Gezimcilik) Ekolü’nün takipçisi olmuştur. Aristo derslerini oturarak veya bir yerde sabit durarak değil yürüyerek anlatırdı öğrencilerine. Bunun İslami versiyonu ise Meşşailik idi ve İbni Sina, İbni Rüşd ve Farabi bu ekolün en önemli temsilcileri oldular.

Künye

Tam adı: Ebu Ali El-Hüseyin Bin Abdullah Bin Sina

Kimdir: Doğu’da İbni Sina, Batı’da Avicenna ismiyle anılan tarihin en büyük hekimi, aynı zamanda felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi alanlarda çalışmalar yapmış büyük bilim insanı.

Doğum tarihi ve yeri: M.S 980 Buhara – Eşrefiye Köyü (Özbekistan)

Ölüm Tarihi: M.S 1037 Hamedan (iran)

“Hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör olamaz”


takipçi satın al instagram takipçi satın al twitter takipçi satın al tiktok takipçi satın al youtube abone satın al facebook takipçi satın al twitch takipçi satın al porno izle