Küresel iş dünyasında artan stres ve tükenmişlik, çalışan davranışlarını da dönüştürüyor. ManpowerGroup 2026 Global Yetenek Barometresi’ne göre çalışanların önemli bir bölümü her gün yüksek stres yaşarken, işten ayrılmadan yeni fırsatları takip eden “sessiz arayış” eğilimi güçleniyor. Özellikle genç kuşaklarda belirsizlik ve ek gelir arayışı daha belirgin hale gelirken, uzmanlara göre kurumların sürdürülebilir başarı için insan odaklı çalışma modellerini yeniden düşünmesi gerekiyor.

Küresel iş dünyasında giderek artan ancak çoğu zaman görünmeyen bir baskı hissediliyor. Çalışanların yaklaşık yarısı her gün yüksek düzeyde stres yaşadığını ifade ediyor. Şubat ayında yayımlanan ManpowerGroup 2026 Global Yetenek Barometresi verileri de bu tabloyu doğruluyor. Araştırmaya göre her üç çalışandan ikisi kariyerinin bir döneminde tükenmişlik yaşadığını belirtiyor. Küresel ortalamaya bakıldığında stresin oldukça yaygın olduğu görülse de veriler detaylandırıldığında yükün belirli çalışan gruplarında yoğunlaştığı ortaya çıkıyor. Yaş ve cinsiyet dağılımı incelendiğinde stresin özellikle genç kadın çalışanlar üzerinde daha güçlü hissedildiği dikkat çekiyor. Z kuşağı (18–28 yaş) kadınların yüzde 57’si her gün yüksek düzeyde stres yaşadığını belirtirken, Baby Boomer kuşağı (61–79 yaş) erkeklerde bu oran yüzde 31 seviyesinde kalıyor. Başka bir ifadeyle iki grup arasında neredeyse yarı yarıya bir fark bulunuyor.

Bu artış yalnızca bireysel koşullarla açıklanabilecek bir durum değil. İş dünyası aynı anda verimlilik baskısı, nitelikli iş gücü açığı ve hızlanan dijital dönüşümle karşı karşıya. İş tanımları hızla değişirken yeni beceri beklentileri ortaya çıkıyor ve geleceğe ilişkin öngörüler giderek daha belirsiz hale geliyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan genç kuşaklar ise söz konusu belirsizliği daha yoğun hissediyor. Bu nedenle stres, artık dönemsel bir iş yoğunluğu meselesi olmaktan çıkarak daha yapısal bir çalışma hayatı sorununa dönüşüyor. Dijital dönüşümün hızlanması, artan belirsizlik ve yoğun iş yükü; çalışan deneyiminin merkezine stres ve tükenmişlik konusunu yerleştiriyor.

“Z kuşağında ek gelir arayışı yüzde 68’e ulaşmış durumda”

Araştırma sonuçları, çalışan davranışlarında yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor. Katılımcıların yüzde 64’ü mevcut işinde kalmayı planladığını belirtirken, yüzde 60’ı aktif biçimde yeni iş fırsatlarını takip ettiğini ifade ediyor. Ayrıca çalışanların yüzde 31’i yakın gelecekte işini kaybedebileceğini düşündüğünü söylüyor. Bu veriler, iş gücü piyasasında sessiz ancak dikkat çekici bir hareketliliğin başladığını ortaya koyuyor. Bu tablo, çalışanların işlerinden ani kopuşlar yaşamak yerine daha temkinli bir arayış içinde olduğunu gösteriyor. Pek çok kişi mevcut pozisyonunu korumayı tercih etse de, iş güvencesine ilişkin algının zayıflaması ve kariyer fırsatlarına dair belirsizlik yeni seçenekleri değerlendirme eğilimini artırıyor. Özellikle bilim ve teknoloji odaklı alanlar başta olmak üzere bazı sektörlerde çalışanları elde tutmanın giderek zorlaştığı görülüyor. Nitekim beyaz yaka çalışanların iş tatmini de 2024’e kıyasla 2025’te yüzde 13 gerilemiş durumda. Bu veriler, bilgi yoğun ve dönüşüm baskısının yüksek olduğu sektörlerde çalışanların alternatif fırsatları daha yakından izlediğini gösteriyor. Sektörel kırılganlıklarla birlikte bu eğilimin genç kuşaklarda daha belirgin hale geldiği dikkat çekiyor. Z kuşağında ek gelir arayışı yüzde 68’e ulaşmış durumda. Çalışanlar mevcut işlerinden ayrılmıyor olabilir; ancak önemli bir kısmı zihinsel olarak farklı kariyer senaryolarına hazırlanıyor.

“Karşı karşıya olduğumuz durum, bireysel dayanıklılık sorunu değil, insan odaklı sistem tasarımı eksikliğidir”

İnsan kaynakları firması Gilda&Partners Kurucu Ortağı Jilda Bal, ortaya çıkan verilerin kurumlar için yapısal bir uyarı niteliği taşıdığını vurguluyor. “Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, bireysel dayanıklılık sorunu değil, insan odaklı sistem tasarımı eksikliğidir. Çalışanların yarısının her gün stres yaşadığı bir ortamda performans artışı sürdürülebilir değildir. Kurumların yalnızca teknolojiye değil, her seviye çalışanla birlikte liderlere de yatırım yapması gerekiyor. Böylece güveni, anlam duygusunu ve öngörülebilir kariyer yollarını yeniden inşa etmeye odaklanabilirler. Çalışanlar işte kalıyor olabilir ancak gelecekte nerede duracaklarını görmek istiyorlar. Liderlik artık sonuç üretmenin ötesinde, belirsizlik dönemlerinde güven inşa edebilme yetkinliğiyle ölçülüyor. Yeni dönemde sürdürülebilir başarı hızdan çok, insanların kendini güvende ve değerli hissettiği çalışma modellerine bağlı olacak.”