Ana Sayfa Kapak Dosyası Karbon; kriz ya da fırsat

Karbon; kriz ya da fırsat

103
bricks factory chimney with symbolic emission of a co2
Google search engine

Dünya üzerindeki tüm ülkelerin lokal sorunları birbirinden farklı olsa da hepsinin çözüm aradığı ortak bir problem var; iklim krizi. Kimi ülkeler, coğrafyalar, birlikler bu konuyla ilgili çok önemli adımlar atarken, kimileri izlemeyi, kimileri oyuna sonradan dahil olmayı seçiyor. Ama bir şekilde herkes bu gerçeğin farkına varmak durumunda. Özellikle AB Yeşil Mutabakatı, iklim krizi ile ilgili önemli bir yol gösterici oldu. Dünyanın iklim krizine karşı nasıl adımlar atılacağını gösteren AB Yeşil Mutabakatındaki en önemli maddelerden biri ise karbon. Hem gerçek bir kriz hem de gerçek bir fırsat. Dünya karbonla mücadelede çok farklı bir noktaya gidiyor. Üzerine borsalar kuruluyor, krediler oluşturuluyor, sınırlarda karbon zero ürünler kazanırken, diğerleri kaybediyor. Karbon ticareti, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, karbon kredileri… Reel piyasaların bu terimleri çok iyi anlaması, araştırması ve bir an evvel işletmelerinde uygulamalar yapması gerekiyor. Yoksa özellikle 2026 yılı itibariyle ihracatçıları çok zor günler bekliyor. Tüm uzmanlar, Türkiye’nin yeterli süresi olduğu halde, bu konuyu ciddiye almadığına ve maalesef geciktiğine dikkat çekiyor ve ekliyor; “Bir an evvel bir şey yapılmaz, yeni uygulamalara ayak uydurulmazsa Türk ihracatçısı sınır kapılarında kalır.”

Dünya iklim değişikliği kriziyle hiç olmadığı kadar sıkı bir mücadelenin içinde. Bir zamanlar basit rakamlar olarak değerlendirilen sıcaklık artışları artık dünyanın devamlılığı için çok daha kritik öneme sahip. Dünyanın devamlılığını sağlayabilmesi için 1,5 derecelik sıcaklık hedefini geçmemesi gerekiyor. Halihazırda sıcaklık 1,3 derece artmış durumda, 4 derece denilen geri dönülemez senaryoda ise tüm dünya kontağı kapatsa bile artık geriye yapılabilecek bir şey kalmıyor. İşte tüm dünya bu kritik sıcaklık değerleriyle bir mücadele içinde. Bu bağlamda karbon emisyonlarının azaltılması için başta ülkeler olmak üzere, karbon emisyonlarının artışında en büyük etkiye sahip olan bacalı sanayi birçok çalışmaya imza atıyor. Bu konuyla ilgili özellikle Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı önemli bir yol haritası olarak görülüyor. Ancak burada karbona ayrı bir başlık açılması gerekiyor.

KARBON, REEL PİYASALARIN KRİTİK GÜNDEM MADDESİ

Karbon, önümüzdeki yıllarda reel sektörün hem kazandıran hem de kaybettiren en önemli konusu olacak. Yeni uygulamalar kapıda. Karbon borsası, sınırda karbon düzenlemesi, karbon zero, emisyon ticaret borsaları, reel piyasaların en kritik gündem maddeleri olarak karşımıza çıkıyor çünkü önümüzdeki birkaç sene içinde özellikle Avrupa’ya ihracat yapmak hiç kolay olmayacak. İyi, kaliteli ya da en önemlisi uygun mal satıyor olmanız, bir tercih sebebi olmayacak. Bunlardan önce ürününüzün temiz üretilip-üretilmediğine bakılacak. Yani kısacası temiz üretim yapanla yapmayan birbirinden ayrılacak. Bu oyunda doğaya saygılı üretim yapan kazanırken, yapamayan kaybetmese bile çok büyük ekonomik zorluklarla mücadele etmek zorunda kalacak çünkü sınırda ağır vergiler kendilerini bekliyor olacak.

TÜRKİYE KARBON KONUSUNDA GEÇ KALDI

Tüm dünya karbon emisyonlarının azaltılması için yoğun mesai harcarken, maalesef Türkiye hem konuyu bir hayli geç dikkate aldı hem de son dakika hayata geçirmeye çalıştığı projeler sınıfta kaldı. Hal böyle olunca karbon işi Türk reel piyasalarında bir çıkmaza dönüştü. Hem dünyada hem de Türkiye’de karbon ile ilgili son gelişmeleri incelediğimiz kapak dosyamızı çok ama çok dikkatli okumanızı, uzmanların uyarılarını ciddiye almanızı ve kendi işletmeleriniz için çok acil bir yol haritası belirlemenizi öneriyoruz. Başlığını “Karbon; kriz ya da fırsata” olarak attığımız kapak dosyamız kapsamında sorularımızı konunun uzmanı; TULIP Sürdürülebilirlik Merkezi Kurucusu ve Genel Müdürü Şafak Özsoy’a, Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya’ya, JURCOM GRC Services BV CEO’su Ali Osman Özdilek’e ve Karbon Emisyonu Düşürme ve Kontrol Derneği Başkanı Ali Özcem Kılıç’a yönelttik. Çok kritik değerlendirmeler yapan dört ismin ortak kanaati, Türkiye’nin karbon konusunda geç kaldığı ve uygulanmaya başlayacak yeni sistemler nedeniyle ihracatın büyük anlamda sekteye uğrayacağı yönünde. Süreçle ilgili önemli bilgileri ve konunun uzmanlarının yapmış olduğu değerlendirmeleri paylaşmadan önce bazı terimlere değinip, piyasalara ne gibi avantajlar ve dezavantajlar sunacağından bahsetmek gerekiyor. Çünkü söz konusu karbon konusuna pek hakim değiliz. En baştan başlamamız, iyice özümsememiz gerekiyor.

DÜŞÜK KARBON EKONOMİSİNE GEÇİŞTE TÜRKİYE’NİN HIZLANMASI GEREKİYOR

Bilindiği üzere AB Yeşil Mutabakatı tüm kaynakların etkin bir şekilde kullanılabilmesi ve her anlamda sürdürülebilir bir dünya sağlanması için geliştirilmiş ve kabul edilmiş uluslararası bir eylem planı. Bu amaçla 2050 yılına kadar enerji, ulaşım, sanayi, finans, inşaat, tarım gibi alanlarda sürdürülebilirliği sağlayarak sanayinin dönüşümü ve dolayısı ile ekonominin yeniden şekillenmesi amaçlanıyor. Dünyada 2050 yılı itibariyle net sıfır emisyon hedefi mevcut, Türkiye olarak bizim taahhüdümüz ise 2053… Uzmanlar, karbondan arınmış bir ekonomiye ulaşmanın en önemli yolunun, mevcut sistemin yerini, yenilenebilir kaynaklara devretmesi ile olabileceğini söylüyor. Ancak 2053 yılı uzak gibi görünse de aslında hemen kapımızda, bu nedenle zorlu ancak bir o kadarda da avantajlara sahip olan bu sürece çok hızlı adapte olunması ve aksiyon alınması gerekiyor, diğer bir değişle düşük karbon ekonomisine geçişte Türkiye’nin hızlanması gerekiyor. 2050 karbondan arınmış dünya hedefine ulaşmamız için şirketlerin ve sektörlerin hedef koymaları, ciddi planlamalar yapmaları şart. Ayrıca tüm tedarik zincirinin buna dahil edilmesi de gerekiyor. Karbon nötr hareketiyle ilgili önemli değerlendirmeler yapan TULIP Sürdürülebilirlik Merkezi Kurucusu ve Genel Müdür Şafak Özsoy kapak röportajları kapsamında şu açıklamalarda bulundu; “Karbon ayak izinin hesaplanması sadece bir başlangıç olup asıl mesele karbondan arındırılmış süreçlere nasıl ulaşacağımızdır. Tedarik zinciri dahil olmak üzere uzun bir zamandan beri karbon ayak izinizi azaltma yolunda ciddi bir zaman vardı. Maalesef bu süreyi kullandığımızı söyleyemeyeceğim. Hedef koymadan yani stratejinizi oluşturmadan karbon nötr bir dönüşümü başarmak mümkün değil.”

İLK AŞAMADA KARBON YOĞUN SEKTÖRLER UYGULAMADAN ETKİLENECEK

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ise tam anlamıyla ihracatçıların zorlanacağı nokta olacak. SKDM, sera gazı emisyon azaltımı hedefine ulaşılması açısından temel araçlardan biri. AB bu mekanizma ile bir yandan yeşil dönüşümün yaratacağı maliyet karşısında Avrupa’nın rekabetçiliğinin korunmasını, diğer taraftan küresel düzeyde iklim değişikliği ile mücadele çabasının artırılmasını hedefliyor. Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (Carbon Border Adjustment Mechanism / CBAM) 16 Mayıs 2023’te AB Resmi Gazetesi’nde yayımlandı ve ertesi gün yürürlüğe girdi. Geçiş aşamasında olan sistem 1 Ekim 2023’te uygulamaya girecek ve ithalatçılar için ilk raporlama dönemi 31 Ocak 2024’te bitecek. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında tek taraflı aldığı bir karar olan bu uygulamada, AB, hammadde, ara madde ve nihai, bitmiş üründe karbon emisyonlarınızı izin verilen sınırların altında tuttuğunuzu ve net zero hedefine uygun bir yapıda bunları ürettiğinizi ispatlamanızı isteyecek. İlk aşamada, çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun sektörler bu uygulamadan etkilenecek. İleriki dönemde hangi sektörlerin sisteme nasıl dahil edileceği, karbon sınırlarının ne olacağı belirlenecek. Kalıcı sistem 1 Ocak 2026’ta devreye girecek ve o tarihten sonra Avrupa’ya ihracat yapmanın tüm süreçleri değişecek. İhracatçılar bu tarihten sonra her yıl, bir önceki yılda AB’ye ihraç edilen mal miktarını ve bunların gömülü sera gazı miktarını beyan edecek.

100 MİLYAR DOLAR NASIL FİNANSE EDİLECEK?

Karbon sertifikaları ise bu konunun en hassas tarafı. Bu zorlayıcı uygulamalara karşı atılacak en önemli adım karbon sertifikalarına sahip olmak. Tüm dünya kaliteli karbon sertifikası üreterek, ihtiyacı olanlara bunu satmanın yollarını arıyor. Bunun en kolay yolu ise Nature-based Solutions dedikleri doğa temelli çözümler. Daha açık bir dille ağaç dikmek. Her yıl yüzden fazla ülkenin katılımıyla gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP) bu yılki en önemli gündem maddesi, işte bu karbon sertifikaları. Çünkü kasım ayında düzenlenecek olan COP28’de 100 milyar dolarlık uyum fonu hedefi masaya yatırılacak, bu finansmanın nasıl sağlanacağı ve ne şekilde dağıtılacağı görüşülecek. COP28’de kıyametin kopacağını belirten Karbon Emisyonu Düşürme ve Kontrol Derneği Başkanı Ali Özcem Kılıç şu bilgileri paylaştı; “Dünyanın ısınmasını engelleyelim fikri, bu işin ideal kısmı. Şimdi bu toplantıda işin parası konuşulacak. Bu 100 milyar dolar nasıl finanse edilecek, bu tartışılacak. COP27’de fonların kurulması kararı alınmıştı. Hemen arkasından çok önemli bir girişim yapıldı ve Afrika Karbon İnisiyatifi kuruldu. Neden oluşturdular bu inisiyatifi? Söz konusu bu paradan pay alabilmek için. Afrika’nın şu anda o çöllerinde birçok proje başladı. Buradan karbon kredisi üretecekler, ürettikleri bu kaliteli karbon kredisini de dünyaya satacaklar.”

ÇOK SAYIDA SEKTÖR KENDİNE VERİLEN KARBON TAVANINI KONTROL EDEMEZSE…

Düşük karbon ekonomisine geçişte karşımıza iki önemli işleyiş çıkıyor. Bunlardan ilki, karbon borsası, ikincisi ise sınırda karbon düzenlemesi mekanizması. Karbon borsası, diğer bir değişle karbon piyasası, iklim değişikliğine neden olan sera gazları için çıkarılmış ve emisyon kaynaklarına tahsis edilmiş, emisyon izinlerinin alınıp satıldığı bir piyasa. Söz konusu sistem karbon emisyonunu azaltanla, azaltamayan arasında bir alışverişi kapsıyor. Bu sistemin ortaya çıkışının asıl sebebi, çevresel kirliliğe bağlı problemlerin çözümlerinde fiyatlandırmanın etkin bir çözüm yöntemi olması. Karbona bir fiyat konulduğunda, emisyonunu azaltanlar için fırsatlar dünyası söz konusuyken, azaltamayanlar için ciddi bir dezavantaj doğuruyor. Karbon borsaları, emisyon ticaret sistemleri (ETS) kapsamında işliyor. Dünyada 60’tan fazla karbona fiyat koyan sistem bulunuyor. Bunların 30’u ETS olarak çalışıyor. Bu emisyon ticaret sistemlerinin en büyüğü ise; Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi. ETS kapsamında her işletme için bir emisyon tavanı belirleniyor. Bu tavan belirlenirken, işletmenin büyüklüğü, hangi sektörde hizmet verdiği, kendi iç yapısı dikkate alınıyor. Bir işletme temiz üretime geçerek emisyonlarını azalttığında, elde ettiği azaltımları başka bir endüstriye ya da işletmeye satıyor ve kendisine yeni bir finansman kaynağı yaratabiliyor. Ancak bu sistem beraberinde ciddi bir sorunu da getiriyor. Ya çok sayıda sektör kendine verilen karbon tavanını kontrol edemez ve karbon borsasında işlem yapmak isterse? İşte böyle bir durumda karbon fiyatlarında beklenmedik artışlar yaşanabilir. Bu nedenle her firmanın karbon emisyonlarını düşürmek için projeler üretmesi, üzerine emek ve mesai harcaması gerekiyor. Firmaların kendilerini analiz etmeleri gerektiğinin altını çizen Gaia Climate Kurucu Ortağı Gediz Kaya, karbon borsaları ile ilgili şu değerlendirmeleri yaptı; “Doğru zamanda, doğru hareketleri yapan sanayi kuruluşları için emisyon ürünleri satılabilir bir ürün haline geldiğinde yeni teknolojileri finanse edebilecek yeni gelirleri olacak ve yeni teknolojileri finanse ederek daha verimli üretim yapmalarının önü açılacak.  Bu işi kendi içinde yapamayan firmaları da tabi ki bir maaliyet bekliyor olacak.”

TÜRK İHRACATÇISI SKDM DÜZENLEMELERİNE UYDUĞUNU İSPATLAMADA BÜYÜK BİR SORUN YAŞAYACAK

Reel piyasaların, SKDM ile ilgili büyük bir sorunu var. AB, ihracatçılardan ürünlerinin temiz olmasını kanıtlamasını istiyor ama maalesef Türkiye’nin bunu kanıtlayacak, kabul görmüş bir sertifikası yok. EPİAŞ, blok zincir teknolojisinden yararlanarak oluşturduğu YEK-G (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) sistemini SKDM için de kullanılmasını ön görerek, AB’ye başvuruda bulundu. Ancak AB tarafından YEK-G kabul görmedi. Peki, bu ne demek oluyor? Türk ihracatçısı SKDM, düzenlemelerine uyduğunu ispatlamada büyük bir sorun yaşayacak ve bu sorunla ilgili hızlı bir çözüm bulunamazsa, 2026 yılından itibaren temiz üretim yapmayan, yapsa dahi bunu ispatlayamayan ihracatçıların malları sınırda kalacak. Sınırdan malını sokmak isteyen ihracatçıyı ise büyük vergi cezaları karşılayacak. Bu konuyla ilgili değerlendirmelerini paylaşan URCOM GRC Services BV CEO’su Ali Osman Özdilek; “Önünde sonunda karbon nötr hedefleri kapsamında üretimde kullanılan hammadde, ara madde ve üretim tekniklerinin karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik olması ve bunun şeffaf ve izlenebilir olmasını sağlayacak bir teknolojik altyapı ile sertifikalandırılması/ispatlanması gerekmektedir. Aksi takdirde ülkeden ülkeye veya bölgesel yapılara göre değişecek olmakla birlikte ihracatın önünde ek vergiler, idari para cezaları, gümrük tedbirleri gibi çok çeşitli mekanizmalarla engellerin çıkacağı kesindir.”

Önceki İçerik“Türk ihracatçısının malları sınır kapılarında kalacak”
Sonraki İçerikTCMB reeskont kredisi limitini yükseltti