Türkiye’nin makine ihracatı, yılın ilk dokuz ayında yüzde 1,5 artışla 21,3 milyar dolara ulaştı. Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, küresel pazarlarda artan rekabet baskısına dikkat çekerek, Türk makine sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet gücünü koruyabilmesi için yeni düzenlemelere zamanında hazırlanmasının ve mevzuat uyumunun önemini vurguladı.

MAİB’in yayınladığı verilere göre, yılın ilk dokuz ayında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 1,5 artarak 21,3 milyar dolara ulaştı. İhracat miktarının tonaj bazında yüzde 6 azaldığı bu dönemde, kilogram başına ortalama ihracat birim fiyatı 8,7 dolara çıktı. Türkiye’nin makine ihracatında en büyük pazarı olmayı sürdüren Almanya’ya gerçekleştirilen ihracat, yüzde 8,7 artışla 2,5 milyar doların üzerine yükselirken, ABD’ye yönelik makine ihracatı yüzde 27,6 artarak 1,8 milyar dolara yaklaştı. Alt sektörler incelendiğinde, içten yanmalı motor ve aksamları 1,8 milyar dolarlık ihracatla ilk sırada yer aldı. İnşaat ve madencilik makineleri, pompalar ve kompresörler, yıkama ve kurutma makineleri, traktörler, tarım ve ormancılık makineleri ile türbin, turbojet ve hidrolik silindirler ise ihracatı 1 milyar dolar sınırını aşan diğer alt sektörler olarak sıralandı. Yıllıklandırılmış makine ihracatı 28,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken, aynı dönemde makine ithalatı yüzde 4,6 artarak 47 milyar dolara ulaştı.

Küresel ekonomide büyüme beklentilerinin aşağı yönlü revize edildiği bu yıl, uluslararası ticarette yeni rekabet alanlarının geliştiğine dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz şunları söyledi; “ABD ile Çin arasındaki ticaretin yüzde 20’den fazla daraldığı son iki yılda pazar çeşitlendirmesine yönelen Çin’in ihracatını Eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artırması, ölçek ve fiyat baskısını tüm dünyada artırdığını gösteriyor. 2025’te 360 milyar Euro’ya ulaşan AB’nin Çin ile mal ticareti açığı 2026’nın ilk yarısında 200 milyar Euro olarak kaydedildi ve bu durum Avrupa sanayiinin rekabet kaygılarını daha da derinleştiriyor. Avrupa sanayi kuruluşlarının ithalata karşı ticaret savunma araçlarının güçlendirilmesini ve ithal ürünlerin AB standartlarına uygunluğunun daha sıkı denetlenmesini istemesi, rekabeti teknik uygunluk üzerinden şekillendirme stratejilerinin bir parçası. Net-sıfır teknoloji ürünlerinde AB menşei zorunluluğu getiren ‘Made in EU’ konusunda Fransa ve Almanya’nın ortak bir öneride uzlaşması bunun bir boyutu. Taslağın ilk aşamada otomotiv sektörünü hedeflemesi, kapsamının bu alanla sınırlı kalacağı anlamına gelmiyor. Menşe tanımının netleşmesiyle diğer sanayi kollarının da kapsama alınması ve yatırımların menşe şartlarını karşılayabilen ülkelere yönelmesi riskini doğuruyor.”

 “Zamanında hazırlık ve mevzuat uyumu Türk makine sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumaya da hizmet edecektir”

Avrupa Birliği’nin makinelere ilişkin 2023/1230 sayılı Tüzüğü esas alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Makine Emniyeti Yönetmeliği’nin önemine vurgulayan Yılmaz, bağlantılı AB düzenlemelerine ilişkin mevzuat çalışmalarının da gecikmeden yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti; “Bir kısmı geçtiğimiz hafta yürürlüğe giren, diğer maddeleri Ocak ayında yürürlüğe girecek olan Makine Emniyeti Yönetmeliği, imalatçılarımızın ürün güvenliğini ve teknik mevzuata uygunluğu ortaya koyma sorumluluklarını genişletiyor. İmalatçılarımızın mevcut ürünlerinin yeni gereklilikleri ne ölçüde karşıladığını belirleyerek eksiklikleri giderecek somut uyum planları hazırlamaları gerekiyor. Ancak mevzuata uyum, işletmelerin yalnızca kendi imkânlarıyla yürütecekleri bir çalışma olarak görülmemeli; hazırlıkların kamu ve özel sektör arasındaki koordinasyonla yürütülmesi sağlanmalı. Özellikle sektörel kuruluşlar ve meslek örgütlerinin teknik bilgi ve saha deneyimlerini kamu kurumlarıyla paylaşmaları, uygulamadaki ihtiyaçların doğru belirlenmesine ve mevzuatın uyumlaştırılmasına katkı sağlayacaktır. Bununla birlikte, mevzuat hazırlıkları bu yönetmelikle sınırlı kalmamalı. Siber Dayanıklılık Tüzüğü ve Veri Tüzüğü gibi bağlantılı AB düzenlemelerinin de Türkiye’deki hukuki statüsü, ulusal mevzuatla uyum ihtiyacı ve AB pazarına ürün sunan firmalarımıza getirebileceği yükümlülükler ayrı ayrı değerlendirilmeli. AB üyesi ülkelerde tüzükler doğrudan uygulanırken, Türkiye’de AB düzenlemeleri kendiliğinden ulusal hukukun parçası hâline gelmediğinden, ulusal mevzuatta düzenleme gerektiren alanlardaki uyumlaştırma çalışmalarının gecikmeden tamamlanması şart. Zamanında hazırlık ve mevzuat uyumu, yasal yükümlülükleri karşılamanın ötesinde ürün kalitesini, müşteri güvenini ve Türk makine sektörünün Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumaya da hizmet edecektir.”