Mobilya ve ormancılık sektörlerinden çıkan atıkların enerjiye dönüştürülmesi, Türkiye için hem çevresel sürdürülebilirlik hem de enerji arz güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Timsan Yönetim Kurulu Üyesi Serhan Aksu, doğru teknoloji ve verimli sistemlerle söz konusu potansiyelin değerlendirilmesinin hem cari açığın azaltılmasına katkı sağlayacağını hem de kırsalda kalkınmayı hızlandıracağını belirtti.

Türkiye’de hızla büyüyen mobilya üretimi ve güçlü ormancılık altyapısı, ciddi miktarda biokütle atığının ortaya çıkmasına neden oluyor. Talaş, cips, budama kalıntıları gibi organik atıkların enerjiye dönüştürülmesi, yalnızca atık yönetimi açısından değil, aynı zamanda yenilenebilir enerji üretiminde de stratejik bir fırsat sunuyor. Timsan Yönetim Kurulu Üyesi Serhan Aksu, bu kapsamda biokütle atıklarının değerlendirilmesinde öne çıkan teknolojilere, verimliliği etkileyen unsurlara ve çevresel ile ekonomik kazanımlara dikkat çekti.

Türkiye’nin biokütle atıkları açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Serhan Aksu, ülkenin zengin orman varlığı ve gelişmekte olan mobilya sektörünün yarattığı üretim kapasitesiyle ciddi miktarda biokütle atığı sunduğunu ifade etti. Aksu; “Ormancılık faaliyetleri ile mobilya ve ahşap endüstrisinin yan ürünleri olan toz, talaş, yonga, kabuk ve cips gibi atıklar, doğru şekilde değerlendirildiğinde sürdürülebilir enerji üretimi için önemli bir kaynak teşkil ediyor. Aksu’ya göre, bu atıkların ısı ve elektrik enerjisine dönüştürülmesi yalnızca çevresel sürdürülebilirlik değil, aynı zamanda enerji arz güvenliği açısından da stratejik öneme sahip. Ayrıca yeşil enerjiye geçiş, karbon ayak izinin azaltılması, fosil yakıt tüketiminin düşürülmesi ve cari açığın kapanmasına da doğrudan katkı sağlayacak” dedi.

“Yılda milyonlarca ton orman ürünü işleniyor”

Türkiye’de yılda milyonlarca ton orman ürünü işlendiğine dikkat çeken Serhan Aksu, özellikle Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde yoğunlaşan mobilya üretiminin, birçok bölgede giderek artış gösterdiğini ve bunun sonucunda büyük miktarda ahşap artığı oluştuğunu belirtti. Aksu, bununla birlikte orman endüstrisinden çıkan budama artıkları, kuru dallar ve işlenmemiş odun cipslerinin de yüksek enerji potansiyeline sahip olduğunu vurguladı. Ancak bu atıkların büyük bir bölümünün ya düşük verimli yöntemlerle değerlendirildiğini ya da hiç kullanılmadan çevreye bırakıldığını ifade etti.

“Atıklarının enerjiye dönüşümünde çeşitli teknolojiler kullanılıyor”

Biokütle atıklarının enerjiye dönüşümünde çeşitli teknolojiler kullanıldığını ifade eden Serhan Aksu, şunları söyledi; “Bu teknolojiler genel olarak iki ana grupta toplanıyor: direkt yakma ve gazlaştırma türevi yöntemler. Yakma (Direct Combustion), özellikle talaş ve odun cipsi gibi kurutulmuş atıkların yüksek sıcaklıkta yakılmasıyla ısı enerjisi üretilmesini sağlıyor. Bu enerji, buhar türbinleri aracılığıyla elektrik enerjisine dönüştürülebiliyor. ORC (Organic Rankine Cycle) tabanlı enerji üretimi de prensipte aynı ilkelere dayanıyor.

Piroliz ve gazifikasyon, organik maddenin oksijensiz ya da düşük oksijenli bir ortamda yüksek sıcaklıkta ısıtılmasıyla sentetik gaz (syngas) elde edilmesini sağlayan yöntemlerdir; elde edilen bu gaz, kojenerasyon sistemlerinde hem elektrik hem de ısı üretiminde kullanılabiliyor. Anaerobik fermentasyon ise özellikle nem oranı yüksek biokütlelerde kullanılan bir yöntemdir; bu süreçte metan gazı üretilir ve elde edilen gaz enerji üretiminde değerlendiriliyor.”

“Biyokütle Enerji Santralleri’nde kombine çözümler çok daha verimli”

Serhan Aksu, atıkların değerlendirildiği Biyokütle Enerji Santralleri’nde (BES) kombine çözümlerin çok daha verimli olduğunu belirtti. Aksu; “Örneğin, bir binanın veya prosesin ısı enerjisini doğrudan yakarak karşılamak yerine, atıklardan önce enerji üretmek ve çevrimi tamamlamak üzere türbin çıkışında akışkanı soğutmak için arta kalan enerjiyi ısıtma, kurutma gibi tesisin ihtiyaç duyduğu ısı enerjisinin temininde kullanmak, tabiri caizse atığın etinden ve sütünden yararlanmak anlamına geliyor. Bu sayede hem elektrik enerjisi üretilmiş hem de ısı enerjisi sağlanmış oluyor. Bu sebeple, bu prensiple kurgulanmış ve çalışan tesisler, toplam verim esasına göre diğer tesislere kıyasla çok daha verimli kabul ediliyor.”

Serhan Aksu son olarak yenilenebilir enerji kaynakları arasında yerli, sürdürülebilir ve ekonomik bir seçenek olan biokütle enerjisinin, Türkiye’nin enerji geleceğinde daha etkin bir rol oynaması gerektiğinin de altını çizdi.

Verimlilik unsurları

Enerji üretiminde verimliliğin yalnızca kullanılan dönüşüm teknolojisine değil, aynı zamanda ham maddenin özelliklerine de bağlı olduğunu vurgulayan Serhan Aksu, şu maddelere dikkat çekti;

  • Nem Oranı: Biokütledeki nem oranı ne kadar düşükse, enerji dönüşüm verimliliği o kadar yüksek oluyor. Bu nedenle kurutma işlemleri önemli.
  • Parçacık Boyutu: Uygun boyutlandırma, yanma ve gazifikasyon süreçlerini optimize ediyor
  • Sistem Tasarımı: Yüksek verimli kazanlar, türbinler ve kojenerasyon sistemleri, daha fazla enerji elde edilmesini sağlıyor.
  • Otomasyon ve Kontrol Sistemleri: Süreç izleme ve optimizasyon sistemleri ile kayıplar minimize ediliyor
Çevresel ve ekonomik kazanımlar

Bu tür atıkların enerjiye dönüştürülmesinin çevresel ve ekonomik açıdan birçok fayda sağladığını belirten Aksu şu avantajlara işaret etti;

  • Fosil yakıt bağımlılığı azalır,
  • Karbon ayak izinin azaltılması
  • Atık bertaraf maliyetleri düşer,
  • Sera gazı salımları kontrol altına alınır,
  • Kırsal bölgelerde enerjiye erişim sağlanır,
  • Cari açığın azalmasına büyük fayda sağlar,
  • Yeni iş alanları yaratılarak yerel kalkınma desteklenir.

Mobilya ve ormancılık sektöründen kaynaklanan biokütle atıklarının enerji üretiminde değerlendirilmesinin, Türkiye için hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli faydalar sunduğunu vurgulayan Serhan Aksu, bu potansiyelin etkin şekilde kullanılabilmesi için şu önerileri dile getirdi;

  • Enerji dönüşüm tesislerine yönelik teşvikler artırılmalı,
  • Yerel yönetimlerle entegre atık toplama sistemleri kurulmalı,
  • KOBİ’ler için uygun ölçekli biyokütle sistemlerinin finansmanı sağlanmalı,
  • Üniversite-sanayi iş birlikleri ile yerli ve verimli dönüşüm teknolojileri geliştirilmeli.