Türkiye’de makine sektörünün önündeki en önemli gündem başlıkları arasında yatırım ortamının güçlendirilmesi, üretimin sürdürülebilirliğinin korunması ve dış pazarlardaki rekabet gücünün artırılması yer alıyor. Özellikle finansmana erişim, maliyet baskıları ve talepteki yavaşlama, firmaların 2027 yılına ilişkin planlarında daha temkinli hareket etmesine neden oluyor. Türk Tarım Alet ve Makineleri İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR) Genel Sekreteri Selami İleri, sektörün güçlü üretim altyapısını koruduğunu ancak finansman ve pazar koşullarının yeterince destekleyici olmadığını belirterek; “2027 yılında öncelikli hedefimiz, iç pazardaki sert daralmanın önüne geçmek ve üretimi yeniden sürdürülebilir bir seviyeye taşımak” dedi.
Makine sektörü üretim gücü, ihracat kapasitesi, yarattığı katma değer ve teknolojik dönüşüm potansiyeliyle Türkiye ekonomisinin önemli sektörleri arasında yer alıyor. Geniş bir üretim ekosistemine sahip olan sektör, farklı sanayi kollarının yatırım ve modernizasyon süreçlerinde üstlendiği rolün yanı sıra dış pazarlardaki rekabet gücüyle de Türkiye’nin sanayi ve ihracat performansına katkı sağlıyor. Özellikle yüksek katma değerli üretim, yerlileşme, dijitalleşme ve otomasyon yatırımları, sektörün önümüzdeki dönemdeki rekabet gücünü belirleyecek temel başlıklar arasında öne çıkıyor. Ancak 2026’nın son çeyreğine girilirken yüksek finansman maliyetleri, iç talepteki zayıflık ve küresel pazarlardaki durgunluk sektör üzerindeki baskıyı artırıyor.
Artan üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler yeni yatırımların ve kapasite artırımlarının önünde önemli bir engel oluştururken, firmalar bir yandan mevcut pazarlarını korumaya diğer yandan ihracatta yeni fırsatlar yaratmaya ve rekabet güçlerini sürdürmeye odaklanıyor. Küresel ticarette artan rekabet, değişen tedarik zincirleri ve başta Avrupa Birliği olmak üzere önemli ihracat pazarlarında güncellenen teknik düzenlemeler de makine üreticilerinin gündemini doğrudan etkiliyor. Bu süreçte üreticilerin yalnızca fiyat ve üretim kapasitesiyle değil; teknoloji, verimlilik, kalite standartları ve değişen mevzuata uyum kabiliyetleriyle de rekabet etmeleri giderek daha fazla önem kazanıyor. Türk Tarım Alet ve Makineleri İmalatçıları Birliği (TARMAKBİR) Genel Sekreteri Selami İleri ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; makine sanayisinin 2026 yılı performansını ve mevcut görünümünü, sektörün karşı karşıya olduğu temel sorunları, yatırım ve finansman koşullarının üreticiler üzerindeki etkilerini, ihracat pazarlarında yaşanan gelişmeleri ve AB’de değişen teknik mevzuatın firmalara getireceği yeni gereklilikleri değerlendirdik.
- Makine sanayisi; yatırım, üretim, ihracat ve teknolojik dönüşüm açısından Türkiye ekonomisinin önemli sektörleri arasında yer alıyor. 2026 yılı son çeyreği itibarıyla Türk makine sektörünün mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
2026’nın son çeyreğine girerken makine sanayisinin güçlü üretim altyapısını koruduğunu ancak iç talep ve finansman tarafında ciddi baskı altında olduğunu görüyoruz. Sektör 30 bini aşkın işletmesi, 500 binin üzerindeki istihdamı, yaklaşık 60 milyar dolarlık üretim kapasitesi ve 30 milyar dolara yaklaşan ihracatıyla sanayimizin ana taşıyıcılarından biri. İlk yedi ayda ihracat yüzde 1,7 artarak 16,5 milyar dolara çıktı. Miktar gerilerken birim fiyatın yüzde 9 yükselmesi katma değer artışına işaret ediyor. Buna karşılık yüksek finansman maliyeti, zayıf iç yatırım iştahı ve Avrupa’daki durgunluk üretimi ve yatırımları sınırlıyor. Sektörün kabiliyeti güçlü ama finansman ve pazar koşulları henüz yeterince destekleyici değil.
“Makine sektörü, mevcut pazarlarını ve ihracat hacmini korumaya odaklanmış durumda”
- Makine sektörünün bugün öne çıkan gündem başlıkları ve temel sorunları neler?
Gündemin ilk sırasında finansmana erişim, iç talepteki zayıflık ve maliyet-kur dengesi yer alıyor. İşçilik, enerji, çelik ve komponent maliyetleri hızla artarken döviz kurunun aynı ölçüde yükselmemesi, ihracatçıların kâr marjlarını daraltıyor ve fiyat rekabetini zorlaştırıyor. Bu nedenle makine sektörü, ihracatta yeni bir büyüme ivmesi yakalamaktan önce mevcut pazarlarını ve ihracat hacmini korumaya odaklanmış durumda. Yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarının finansmanı, AB’de değişen teknik mevzuata uyum, artan korumacılık eğilimleri ve küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması da sektörün giderek önem kazanan gündem başlıkları arasında yer alıyor. Tarım makineleri özelinde ise çiftçilerin finansmana erişimde yaşadığı güçlükler ve yüksek kredi faizleri nedeniyle yatırım kararlarını ertelemesi, iç pazarda belirgin bir talep daralmasına yol açıyor.
- Tarım makineleri sektörünün genel makine sanayisi içindeki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörde üretim ve iç pazar açısından nasıl bir dönem yaşanıyor?
Tarım makineleri, yüksek yerli üretim kabiliyeti ve düşük ithalat bağımlılığıyla makine sanayisinin stratejik alt sektörlerinden biri. İstihdam, üretim değeri ve ihracat gibi temel göstergelerde makine sanayisi içinde üst sıralarda yer alıyor. 2024 yılında ithalatın iç pazarı karşılama oranı yüzde 29,5 ile genel makine sanayisinin yaklaşık yarısı seviyesinde gerçekleşti. Buna karşılık 2026 yılı, iç pazar açısından son derece zor geçiyor. Sektörde resmi olarak izlenebilen en önemli iç pazar göstergesi traktör tescilleri. Buna göre ocak–temmuz döneminde traktör tescilleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 49,5 azalarak 12 bin 867 adede geriledi. Bu seviye son beş yıl ortalamasının yüzde 64 altında kaldı. Sektördeki daralmayı gösteren bir diğer önemli gösterge ise TÜİK Tarım Makineleri Sanayi Üretim Endeksi. 2023 yılında 134 ortalamaya ulaşan endeks, 2025 yılını 80,3 seviyesinde kapattı. 2026 yılının ilk yarısında ise endeks ortalaması 67 seviyesinde gerçekleşti. Bu daralmanın temel nedeni tarımsal mekanizasyon ihtiyacının azalması değil, çiftçinin yatırım kapasitesinin zayıflaması. Yüksek faizler, krediye erişimde yaşanan güçlükler, artan girdi maliyetleri ve gelir belirsizliği, çiftçilerin makine yenileme ve yatırım kararlarını ertelemesine yol açıyor.
“Türk üreticilerin Avrupa teknik mevzuatına uzun yıllardır uyum sağlaması önemli bir avantaj”
- AB’de değişen makine mevzuatı ve yeni teknik düzenlemeler, makine üreticilerini nasıl etkiliyor? Türk üreticilerin bu sürece hazırlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
AB’nin 2023/1230 sayılı yeni Makine Regülasyonu 20 Ocak 2027’den itibaren zorunlu hale geliyor. Düzenleme; güvenlik fonksiyonlarında yapay zeka, uygunluğu etkileyen yazılım ve veriler için siber güvenlik, dijital kullanım talimatları ve dijital uygunluk beyanı gibi alanları da kapsıyor. Üreticinin makine tasarımının yanında teknik dosya, risk değerlendirmesi, yazılım yönetimi, dokümantasyon ve satış sonrası süreçlerini de güncellemesi gerekiyor. Türk üreticilerin Avrupa teknik mevzuatına uzun yıllardır uyum sağlaması önemli bir avantaj. Ancak özellikle KOBİ’lerde hazırlık seviyesinin homojen olduğunu söylemek zor. 2026’nın kalan ayları; standartların takibi, personel eğitimi ve uygunluk altyapısının tamamlanması bakımından kritik.
- Önümüzdeki dönemde hangi konuları öncelikli gündeminizde tutuyorsunuz? Sektörün 2027 yılına ilişkin beklentileri neler?
2027 yılında öncelikli hedefimiz, iç pazardaki sert daralmanın önüne geçmek ve üretimi yeniden sürdürülebilir bir seviyeye taşımak. Bunun için çiftçinin uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmana erişiminin kolaylaştırılması büyük önem taşıyor. Aynı zamanda ihracattaki toparlanmanın daha geniş bir ürün ve pazar tabanına yayılması, akıllı tarım, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme yatırımlarının desteklenmesi ve etkin piyasa gözetimi yoluyla haksız rekabetin azaltılması temel gündem başlıklarımız arasında. 2027 yılına temkinli bir iyimserlikle bakıyoruz. Finansman koşullarında anlamlı bir iyileşme sağlanması halinde, son dönemde ertelenen makine yenileme ve yatırım talebinin kademeli olarak yeniden devreye girmesini bekliyoruz. Bununla birlikte, pazarın kısa sürede geçmiş yıllardaki yüksek seviyelerine dönmesini beklemek gerçekçi olmayacak. Daha sağlıklı olan, iç talepte dengeli ve sürdürülebilir bir toparlanmanın başlaması ve bunun üretime de yansıması.
