Makine sektörünün mevcut durumu, küresel gelişmelerin sektöre etkileri ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri değerlendirmek üzere, Makine İmalatçıları Birliği (MİB) Genel Sekreteri Zülfikar Kılıç ile bir araya geldik. Kılıç, Rusya, İspanya ve Polonya gibi pazarlarda düşüşün sürdüğüne dikkat çekerek; “Bu görünüm bize şunu söylüyor; 2026’ya da hacimden çok kalite, fiyat ve seçilmiş pazarlarla girilmiş durumda.” ifadelerini kullandı.
Makine sanayisi, küresel ticaretteki yön değişimlerinin ve ekonomik dalgalanmaların en hızlı yansıdığı alanlardan biri olmayı sürdürüyor. Son dönemde ihracatın niteliğinde yaşanan dönüşüm, iç pazardaki kırılganlıklar ve jeopolitik gelişmelerin etkisi, sektörün sadece büyüklüğünü değil aynı zamanda yönünü de yeniden şekillendiriyor. Özellikle maliyet baskıları, finansmana erişim ve değişen pazar dinamikleri, makine üreticilerinin stratejilerini daha seçici ve katma değer odaklı hale getiriyor. Bu çerçevede, makine sektörünün mevcut durumunu ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri değerlendirmek üzere MİB Genel Sekreteri Zülfikar Kılıç ile bir araya geldik.
- 2025 yılı Türkiye makine sektörü açısından nasıl geçti? 2026 yılının ilk çeyreği sektör adına nasıl bir görünüm ortaya koydu?
2025 yılı, makine sanayimiz açısından kolay bir yıl olmadı; ama sektörümüzün dayanıklılığını ve yön değiştirme kabiliyetini açık biçimde gösterdi. Serbest bölgeler dahil toplam makine ihracatımız yılı 28,7 milyar dolar ile kapattı ve önceki yıla göre yüzde 1,9 artış sağladı. Buna karşılık tonajda yüzde 6,3’lük gerileme yaşandı. Yani daha az miktarla, daha yüksek ortalama değerle ihracat yaptık. Kilogram başına ortalama ihracat fiyatının 8,1 dolar ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkması, ürün karmamızın daha yüksek mühendislik ve katma değer içeren alanlara kaydığını gösteriyor. Aynı dönemde makine ithalatının 45,6 milyar dolar düzeyine çıkması ve ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 62,6 seviyesinde kalması ise, iç pazardaki baskının devam ettiğini ortaya koydu. Almanya’ya ihracatımız yüzde 6,8 artışla 3,2 milyar dolara, ABD’ye ihracatımız ise yüzde 9 artışla 2 milyar dolara yakın bir seviyeye ulaştı. Buna karşılık Rusya ve Irak gibi pazarlarda belirgin gelir kayıpları yaşandı. 2026’nın ilk çeyreğine ilişkin elimizde şimdilik ilk iki aya ait net veri var ve bu veriler, 2025’te oluşan yapının devam ettiğini gösteriyor. 2026 yılının ocak–şubat döneminde ise serbest bölgeler hariç makine ihracatı 3,8 milyar dolar, serbest bölgeler dahil 4,4 milyar dolar düzeyine çıktı; değerde yüzde 4,5 artış, miktarda ise yüzde 10,6 gerileme görüldü. Ortalama birim fiyat 8,8 dolar/kg ile 2025 ortalamasının da üzerine çıktı. Almanya 561 milyon dolar ve yüzde 14,9 artışla ilk sıradaki yerini korurken, ABD’ye ihracat yüzde 57,6 artışla 370 milyon dolara çıktı. İtalya’da da yüzde 16,4’lük artış var. Buna karşılık Rusya, İspanya ve Polonya gibi pazarlarda düşüş sürüyor. Bu görünüm bize şunu söylüyor; 2026’ya da hacimden çok kalite, fiyat ve seçilmiş pazarlarla girilmiş durumda.
“Makine sanayinde maliyet enflasyonu yüksek seyrini koruyor”
- Sektörün üretim, ihracat, iç pazar ve sipariş yapısında son dönemde nasıl bir tablo öne çıkıyor?
İhracat tarafında daha seçici ve daha yüksek katma değerli bir yapı oluşuyor. 2026’nın ilk iki ayında içten yanmalı motorlar ve aksamları, inşaat ve madencilik makineleri, pompalar ve kompresörler, türbin–turbojet–hidrolik sistemler ve traktörler/tarım makineleri öne çıktı. Özellikle türbin–turbojet–hidrolik sistemlerde yüzde 40,7, traktörler ve tarım–ormancılık makinelerinde yüzde 19,5, pompalar ve kompresörlerde yüzde 12,9 değer artışı kaydedildi. Buna karşılık evsel–endüstriyel soğutma, yıkama–kurutma, klima sistemleri ve tekstil–konfeksiyon makinelerinde düşüşler söz konusu. Dolayısıyla sektör, daha çok proses, akışkan teknolojileri, güç aktarma ve stratejik üretim segmentlerine doğru kayıyor. Bu bize aynı zamanda siparişlerin tabana yayılmadığını, daha çok belirli ürün gruplarında yoğunlaştığını da gösteriyor. Üretim ve iç pazar tarafında ise tablo daha kırılgan. Makine sanayinde 2025 sonunda maliyet enflasyonu yüksek seyrini korurken, sektör üretimi geçen yılın tamamında yüzde 6,7 geriledi. Kapasite kullanım oranı 2025 yılı ortalaması olan yüzde 68’in de altına inerek Ocak 2026’da yüzde 63,7’ye kadar düştü. Aynı anda makine ithalatının 2025’te yüzde 4,6 artarak 46 milyar doların üzerine çıkması, iç talepteki zayıflığın ve yatırım iştahındaki duraksamanın, yerli üretici yerine ithalat lehine sonuç verdiğini gösteriyor. Sipariş yapısında da önemli bir değişim var; müşteriler yeni tesis yatırımlarında daha temkinli davranıyor, mevcut makine parkını daha verimli ve daha akıllı hale getiren modernizasyon, revizyon ve servis çözümlerine yöneliyor. Satış sonrası hizmetin, entegrasyonun ve mühendislik desteğinin rekabette daha belirleyici hale gelmesi de bu yüzden.
“2025 boyunca yüksek faiz, düşük kur ve sıkı para politikası bir arada hissedildi”
- Ekonomide yaşanan gelişmeler ve belirsizlikler makine sektörünü nasıl etkiliyor?
Makine sanayi, genel imalat sanayiine göre para politikası değişimlerine ve yatırım iklimine çok daha duyarlı bir sektör. Çünkü bizim ürünümüz yatırım malıdır; sipariş, finansman, yatırım iştahı ve güven duygusu birbirinden ayrılmaz. 2025 boyunca yüksek faiz, düşük kur ve sıkı para politikası bir arada hissedildi. Bu durum, bir yandan yatırım kararlarını öteledi, diğer yandan işletmelerin maliyetlerini fiyatlara tam yansıtmasını zorlaştırdı. İhracat verilerimiz de bunu ortaya koyuyor. Sektörümüz ihracat gelirini koruyabildi ama bunu hacim artışıyla değil fiyat ve ürün karmasıyla yaptı. Bu, dayanıklılık göstergesi olarak tanımlanabilir ama kalıcı rahatlama işareti değil. Nitekim 2026’nın özellikle ilk yarısının kârlılık, nakit akışı ve sipariş sürekliliği açısından zorlayıcı olacağı değerlendirmesi de buradan geliyor.
Avrupa tarafındaki tablo da etkili. Euro Bölgesi imalat PMI verileri zayıf seyrediyor; Almanya’da sabit sermaye oluşumu ve genel imalat sanayii üç yıldır baskı altında. VDMA verilerinin de işaret ettiği gibi, savunma, altyapı, enerji ve büyük ölçekli işletme yatırımlarına dönük siparişler daha dirençli; buna karşılık genel sanayi yatırım iştahı hala zayıf. Bu da bizim için, talebin geniş tabanlı bir şekilde canlanmasından çok, stratejik kabul edilen alanlarda daha seçici biçimde hareket edeceği anlamına geliyor.
“Rusya ile ticaretteki kısıtlamaların olumsuz etkisi 700 milyon doları buldu”
- Gündemdeki savaşların ve jeopolitik gerilimlerin sektöre yansımaları neler oldu ve söz konusu durumla alakalı önlemler alındı mı?
Jeopolitik gerilimler 2025 boyunca sektörümüzün pazar kompozisyonunu doğrudan etkiledi. En belirgin etkiyi Rusya’da gördük. MAİB’in 2025 yıl sonu verilerine göre, Rusya ile ticaretteki kısıtlamaların olumsuz etkisi 700 milyon doları buldu. Irak’ta da yüzde 9,8’lik daralma ve 70 milyon dolarlık gelir kaybı yaşandı. Buna karşılık Suriye’ye makine ihracatının yüzde 189 artarak 130,6 milyon dolara çıkması, bazı yakın coğrafyalarda yeniden imar ve altyapı ihtiyacının yeni talep alanları yarattığını gösterdi. 2026’nın ilk iki ayında da benzer bir tablo var; Rusya yüzde 31,8, Irak ise yüzde 43,4 gerilemiş durumda. Firmalarımız son dönemde pazar çeşitlendirmesini hızlandırdılar; Almanya, ABD, İtalya gibi ana pazarlardaki ağırlığımızı artırırken Mısır, Fas, Ukrayna, BAE gibi alternatif pazarlardaki varlığımızı da güçlendirmeye çalıştık. Diğer taraftan, Türk makine sektörü, teslimat süresi, tedarik güvenliği ve servis kalitesini fiyatın önüne koyan bir yaklaşımı daha görünür hale getirdi. MİB olarak da hem kamu kurumları hem de uluslararası muhataplarımız nezdinde sektörün karşı karşıya olduğu yeni riskleri sürekli gündemde tuttuk. Ancak İran ile ABD ve İsrail arasında başlayan çatışmalar, sadece Ortadoğu’daki pazarlarımızı değil, tüm dünyaya yansıyan yeni bir istikrarsızlık dalgasını ortaya koydu. Bu kapsamda, jeopolitik gerilimlerin artık geçici bir sapma değil, yeni ticaret düzeninin kalıcı unsurlarından biri olduğu açık; bu nedenle alınan önlemler de geçici değil, yapısal olmak zorunda.
“Sektörümüzün karşı karşıya olduğu baskıları ilgili tüm kurumlara sistematik biçimde aktardık”
- Mevzuat, destek mekanizmaları ve finansman alanında makine sektörüne yönelik mevcut uygulamalar ve yürütülen çalışmalar nelerdir?
Makine sanayi açısından bugün en önemli ihtiyaç, ticaret politikası, sanayi politikası ve finansman araçlarının aynı stratejik çerçevede ele alınması. MİB olarak özellikle son dönemde sektörümüzün karşı karşıya olduğu baskıları başta Ticaret Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumlara sistematik biçimde aktardık. Bu kapsamda üç ayaklı yaklaşımımız net; ithalat denetimlerinin güçlendirilmesi, ilave gümrük vergileri ve benzeri ticaret politikası araçlarının seçici biçimde kullanılması ve piyasa gözetimi–denetiminin etkinleştirilmesi. MİB olarak bu önlemleri yerli üretimi ve teknolojik yetkinliği korumanın meşru ve gerekli araçları olarak görüyoruz. Destek ve finansman cephesinde ise hala gidilecek yol var. Eximbank ve kamu bankaları üzerinden ihracatçılara sağlanan araçlar kıymetli; ancak rakip ülkelerde makine ve yatırım mallarına yönelik kullanılan alıcı kredileri, uzun vadeli yatırım finansmanı ve kamu destekli sigorta mekanizmalarıyla kıyaslandığında daha güçlü bir yapı gerekiyor. Bizim beklentimiz, yeni dönemde yerli makine kullanımını yatırımcı açısından daha avantajlı kılacak vergi, kredi ve garanti mekanizmalarının devreye alınması; yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarında ise uluslararası kalkınma finansmanı araçlarının makine sanayine daha yoğun yönlendirilmesidir. Rekabetçilik ekseninde ele alınacak bütüncül bir sanayi ve finansman yaklaşımının, makine sektörünün üretim gücünü yeniden tahkim etmenin en kritik aracı olduğunu düşünüyoruz.
“2025 sonunda Çin’den makine ithalatı yüzde 15,7 artışla 12,8 milyar dolara ulaştı”
- Çin’in son yıllarda makine sektöründeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tablonun Türkiye’ye yansımaları neler oldu, sektörün rekabet gücünü koruması ve güçlendirmesi adına hangi adımların atılması gerekiyor?
Çin’in etkisini artık sadece “ucuz ürün baskısı” olarak tarif etmek yetersiz kalıyor. Mesele, ölçek, finansman, süre, standartlaştırılmış modüler üretim ve stratejik sanayi politikalarının aynı anda devreye girdiği bir rekabet biçimine dönüştü. Türkiye açısından bu tablonun en net göstergesi, makine ithalatındaki Çin yoğunlaşması. 2025 sonunda Çin’den makine ithalatı yüzde 15,7 artışla 12,8 milyar dolara ulaştı. Toplam ithalat içindeki payı yüzde 27,8 gibi stratejik açıdan dikkatle izlenmesi gereken bir seviyeye taşındı. 2026 Ocak verilerinde de makine dış ticaretinde en çok açık verilen ülke açık ara Çin. Ocak ayında Çin’e ihracatımız 21 milyon dolar, Çin’den ithalatımız ise 1,15 milyar dolar oldu; ihracatın ithalatı karşılama oranı da yalnızca yüzde 1,8 düzeyinde kaldı. Bu baskının Türkiye’ye yansıması, yalnızca iç pazarda fiyat kırılması şeklinde değil. Aynı zamanda yerli makine imalatçısının kapasite kullanımını, yatırım iştahını, teknoloji geliştirme imkanlarını ve orta vadeli ölçek büyütme potansiyelini aşağı çekiyor. 2025 yılı üç çeyreğinde makine–teçhizat yatırımları artarken kapasite kullanım oranlarının gerilemesi, ithalat baskısının doğrudan ifadesidir. Bu nedenle çözüm de çok katmanlı olmalı.
MİB olarak burada üç ayaklı yaklaşımı savunuyoruz, ithalat denetimlerinin güçlendirilmesi, ilave gümrük vergileri ve diğer ticaret politikası araçlarının daha hızlı ve daha seçici biçimde kullanılması, piyasa gözetimi ve denetiminin caydırıcı biçimde işletilmesi. Buna ek olarak, yerli makine tercihinin yatırımcı açısından daha avantajlı hale getirileceği finansman ve teşvik modellerine mutlak ihtiyaç var. Yani Çin meselesi sadece “vergi” meselesi değil; aynı zamanda sanayi politikası, finansman ve yerli üretim kapasitesini koruma meselesi.
“Dijitalleşmeyi ihracat modelimizin ve iş yapış biçimimizin doğal uzantısı olarak görüyoruz”
- Sürdürülebilirlik ve dijitalleşme başlıkları makine sektörünün gündeminde bugün nasıl bir yer tutuyor?
Bugün makine sanayinde sürdürülebilirlik ve dijitalleşme, artık “yan gündem” değil, doğrudan rekabetin merkezi. Enerji verimliliği, emisyonlar, ürünün yaşam döngüsü, kaynak kullanımı, dijital izlenebilirlik, uzaktan servis, veri toplama ve süreç optimizasyonu gibi başlıklar, özellikle Avrupa pazarında satın alma kararlarının ayrılmaz parçası haline geldi. Bu nedenle Türk makine sanayi de giderek daha fazla enerji verimli, dijital kontrollü, veri üreten ve bakım–servis tarafında müşteriyle uzun süreli ilişki kuran çözümlere yöneltiyor. MİB olarak biz de üyelerimizin bu dönüşümü sadece regülasyona uyum olarak değil, yeni pazarlara erişim ve daha yüksek katma değer üretme fırsatı olarak görmesini önemsiyoruz. Bu başlık hem Avrupa ile entegrasyonumuz hem de iç pazarda rekabet gücümüz açısından belirleyici olacak. Aynı şey dijitalleşme için de geçerli. Makine artık tek başına mekanik bir ürün değil; kontrol sistemleri, sensörler, yazılım, veri yönetimi ve servis altyapısı ile birlikte bir çözüm paketi. Dünya genelinde yatırımların yeni kapasite kurmaktan çok mevcut makineleri daha akıllı, verimli ve esnek hale getirmeye yönelmesi, makineyi giderek daha fazla hizmet ve yazılım bileşeniyle birlikte düşünmemizi gerektiriyor. Bu nedenle biz, dijitalleşmeyi sadece fabrika içi otomasyon değil; ihracat modelimizin ve iş yapış biçimimizin doğal uzantısı olarak görüyoruz.
- Robotik ve yapay zeka ile birlikte yeniden şekillenen makine güvenliği standartlarına Türk makine sektörü ne ölçüde uyum sağlayabiliyor?
Türk makine sektörü, özellikle ihracat yapan ve Avrupa ile çalışmayı esas alan firmalar bakımından bu dönüşüme yabancı değil. Bugün robotik, yapay zeka destekli denetim, akıllı kontrol, uzaktan izleme, siber güvenlik, veri bütünlüğü ve fonksiyonel güvenlik başlıkları artık klasik makine güvenliğinin ayrılmaz parçaları haline geliyor. Türkiye’de ihracatçı ve kurumsallaşmış makine üreticileri, teknik mevzuat uyumu, CE, ürün güvenliği ve dijital entegrasyon açısından önemli bir mesafe almış durumda. Nitekim, yatırım mallarında artık finansman imkanları, pazar erişimi, teknik mevzuat uyumu ve tedarik güvenliği fiyat kadar önemli rekabet unsurları haline geldi. Bu, sektörün zaten bu başlıklarla yaşadığını gösteriyor. Bununla birlikte, bütün sektörün aynı hızda ilerlediğini söylemek de gerçekçi olmaz. Özellikle KOBİ ölçeğindeki işletmelerde standartlara uyum, belgelendirme, yazılım–elektronik entegrasyonu ve nitelikli insan kaynağı tarafında destek ihtiyacı devam ediyor. Burada yapılması gereken, kuralları ertelemek değil; firmaların bu dönüşüme uyumunu hızlandıracak eğitim, test, sertifikasyon ve yatırım desteklerini daha erişilebilir hale getiriyor. Biz MİB olarak, güvenlik standartlarına uyumun yalnızca ihracatın şartı değil, aynı zamanda sektörün saygınlığı ve uzun vadeli rekabet gücünün temeli olduğunu düşünüyoruz.
“Ağaç işleme makineleri, makine sanayimizin mühendislik ve uygulama çeşitliliği açısından önemli niş alanlarından biri”
- Ağaç işleme makine sektörünün, genel makine sektörü içindeki konumunu ve mevcut durumunu nasıl tanımlarsınız?
Ağaç işleme makineleri, makine sanayimizin hem mühendislik hem de uygulama çeşitliliği bakımından önemli niş alanlarından biri. Bu alt sektör; mekanik tasarım, otomasyon, hassas işleme, yazılım, güvenlik ve servis kapasitesini aynı anda gerektirdiği için aslında genel makine sanayimizin yetkinlik düzeyini çok iyi yansıtan bir gösterge. Mobilya, panel, kapı–pencere, yapı malzemeleri ve iç mekan uygulamaları gibi birçok zincire hizmet vermesi de bu alanı stratejik kılıyor.
Bugün genel makine sanayiinde gördüğümüz temel eğilimlerin büyük bölümü ağaç işleme makineleri için de geçerli; daha yüksek otomasyon, daha fazla yazılım entegrasyonu, enerji verimliliği, iş güvenliği, dijital izleme ve servisleşme. Aynı zamanda bu alan, iç pazardaki yatırım döngülerine ve Avrupa’daki talep şartlarına duyarlı olduğu için, finansman ve talep koşullarındaki dalgalanmaları hızlı hisseder. Bu yüzden ağaç işleme makine sanaysini, genel makine ekosistemimizin hem ihracat potansiyeli taşıyan hem de teknolojik dönüşüm kapasitesini yansıtan önemli bir parçası olarak görüyoruz. MİB olarak yaklaşımımız, bu alt dalı da makine sanayimizin bütünündeki rekabetçilik, standart uyumu, yerli üretim kapasitesi ve uluslararası entegrasyon başlıkları içinde değerlendiriliyor.

