Türkiye, deniz ticaretinde sadece bir geçiş noktası değil; üretim, ihracat ve lojistik akışların kesiştiği stratejik bir merkez olma yolunda ilerliyor. Artan yük hacmi, güçlenen liman altyapısı ve coğrafi avantajlarına rağmen, bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçmesi entegrasyon, dijitalleşme ve lojistik planlama alanlarındaki gelişmelere bağlı. Shipsider Denizcilik Teknolojileri Kurucusu Ayşe Aslı Başak ile Türkiye’nin liman ticaretindeki konumunu ve önümüzdeki döneme dair dönüşüm alanlarını ele aldık. Ayşe Aslı Başak, Doğru limancılık politikaları ile birlikte Türk limanlarının kapasitelerini son yıllarda artırdığını ifade ederek, Türkiye’nin ihracat ve ithalat taşımalarının tonaj bazında yaklaşık yüzde 86’sının deniz yoluyla yapıldığını dile getirdi.

Deniz yolu taşımacılığı, küresel ticaretin ana omurgasını oluşturmaya devam ederken, limanlar da bu yapının en kritik halkalarından biri olarak öne çıkıyor. Artan ticaret hacmi, değişen tedarik zincirleri ve bölgesel lojistik rekabet, limanların rolünü her zamankinden daha stratejik hale getiriyor. Türkiye ise sahip olduğu coğrafi konum, büyüyen liman kapasitesi ve üretim gücüyle, yalnızca kendi dış ticaretini yöneten değil, aynı zamanda bölgesel ticaret akışlarında belirleyici olabilecek bir potansiyele sahip. Bu kapsamda, Türkiye’nin liman ticaretindeki mevcut konumunu, avantajlarını ve gelişim alanlarını değerlendirmek üzere Shipsider Denizcilik Teknolojileri Kurucusu Ayşe Aslı Başak ile bir araya geldik.

  • Türkiye’nin liman ticaretindeki rolünü genel olarak nasıl tanımlarsınız?

Türkiye, sadece kendi dış ticaretini gerçekleştiren bir ülke değil, aynı zamanda bölgesel ticaret akışlarını mavİ vatanda yönlendirebilecek stratejik bir deniz lojistik merkezi olma potansiyeline sahip bir ülke. Karadeniz’i Akdeniz’e, Avrupa’yı Orta Doğu ve Asya’ya bağlayan deniz ticaret yollarının kesişiminde yer alması, Türk limanlarını sadece bir yük elleçleme noktası değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinin önemli bir düğüm noktası haline getiriyor. Günümüzde limanlar artık sadece gemilerin yanaştığı güvenli yerler olmasının dışında ticaretin, sanayinin, lojistiğin ve verinin yönetildiği stratejik merkezlerdir. Türkiye’nin liman ticaretindeki rolü de bu açıdan değerlendirildiğinde, üretim ve ihracat ekonomisinin en kritik altyapılarından biri olarak görülmeli. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 85’i deniz yoluyla yapılıyor ve Türkiye dış ticaret yüklerinin yaklaşık yüzde 85–90’ı tonaj bazında limanlar üzerinden taşınıyor. Türkiye’de yıllık toplam liman yük elleçleme miktarı son yıllarda 500 milyon tonun üzerine çıktı. 2025 yılında Türkiye limanlarında elleçlenen toplam yük miktarı yüzde 4 artarak 553,3 milyon ton ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu yüklerin yaklaşık yüzde 75’i yurt dışı yüklerinden oluşuyor.

  • Türkiye’nin coğrafi konumunun liman ticaretine sağladığı avantajlar ve dezavantajlar nelerdir?

Türkiye’nin en büyük avantajı, dünya deniz ticaretinin en yoğun geçtiği hatlardan biri olan Süveyş Kanalı; Akdeniz, Karadeniz hattının üzerinde yer alması ve İstanbul ile Çanakkale Boğazları sayesinde Karadeniz’e açılan tek kapı olması. Bu durum Türkiye’yi doğal bir lojistik ve dağıtım merkezi haline getiriyor. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Kafkasya pazarlarına kısa mesafede olması da üretim ve ihracat yapan sektörler için önemli bir lojistik avantaj. Ancak dezavantaj olarak, limanların hinterland bağlantılarının her bölgede aynı güçte olmaması, demiryolu entegrasyonunun sınırlı olması ve uluslararası aktarma limanı konumu hususunda gelişmekte olması sayılabilir. Türkiye’nin gerçek potansiyeli, coğrafi konum avantajını lojistik altyapı, demiryolu bağlantıları ve dijital liman sistemleri ile desteklediği zaman ortaya çıkacak. İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan yılda yaklaşık 80 bin gemi geçiyor ve bu sayı Süveyş Kanalı geçiş sayısının üzerinde. Bu durum Türkiye’nin küresel deniz ticaretindeki jeostratejik önemini gösteriyor. Türk limanlarında elleçlenen yüklerin yaklaşık yüzde 12,5’i transit yük, yüzde 12,6’sı kabotaj, geri kalan büyük kısmı ise dış ticaret yüklerinden oluşuyor. Bu durum Türkiye’nin hem transit hem dış ticaret limanı olarak önemli bir konumda olduğunu gösteriyor.

“Doğru limancılık politikaları ile birlikte Türk limanları kapasitelerini son yıllarda artırdı”
  • Türkiye’de limanların dış ticaretteki payı ne düzeyde?

Türkiye dış ticaretinin yaklaşık yüzde 85–90’ı tonaj bazında deniz yoluyla yapılıyor ve bu durum limanların aslında Türk ekonomisinin görünmeyen omurgası olduğunu gösteriyor. Büyük hacimli ihracat ürünleri, hammaddeler, enerji ürünleri ve konteyner taşımalarının büyük bölümü deniz yoluyla gerçekleşiyor. Bu nedenle limanlar sadece lojistik altyapı değil, aynı zamanda sanayi üretiminin, ihracat kapasitesinin ve ekonomik büyümenin doğrudan bağlı olduğu stratejik ekonomik merkezlerdir. Bir ülkenin limanlarının gücü, aslında o ülkenin sanayi gücü ve dış ticaret rekabet gücü ile doğrudan ilişkili. Türkiye’nin ihracat ve ithalat taşımalarının tonaj bazında yaklaşık yüzde 86’sı deniz yoluyla yapılırken, konteyner elleçleme miktarı son yıllarda 12 milyon TEU seviyesini aştı. 2025 yılında deniz yolu ile yapılan yurt dışı yük taşımaları 414,4 milyon ton olarak gerçekleşti ve bir önceki yıla göre artış gösterdi. Ayrıca konteyner elleçleme miktarı 13,9 milyon TEU ile tarihi rekor seviyeye ulaştı. Doğru limancılık politikaları ile birlikte Türk limanları kapasitelerini son yıllarda artırdı ve dijital alt yapılar ile bu artış mavi vatanda devam ediyor.

“En önemli zorluklar entegrasyon ve planlama ile ilgili”
  • Türkiye’nin liman ticaretinde karşılaştığı en temel zorluklar nelerdir?

Türkiye limancılığında en önemli zorluklar altyapıdan çok entegrasyon ve planlama ile ilgili. Limanların demiryolu ve lojistik merkezlerle yeterince entegre olmaması, gümrük ve operasyon süreçlerinde zaman kayıpları, limanlar arasında stratejik planlama zorlukları, dijitalleşme ve veri paylaşım sistemlerinin gelişmekte olması sektörün günümüz koşullarındaki önemli zorlukları arasında. Günümüzde limancılık sadece vinç ve rıhtım yatırımı yapmak değil; veri yönetimi, operasyon optimizasyonu, lojistik planlama ve dijital entegrasyon en az fiziksel altyapı kadar önemli. Limanlar artık birer yük elleçleme noktası olmasına ek olarak, birer lojistik veri ve operasyon yönetim merkezine dönüşüyor.

  • Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin liman ticaretinde nasıl bir gelişim veya dönüşüm bekliyorsunuz?

Önümüzdeki dönemde Türk limancılığında en büyük dönüşüm dijitalleşme, otomasyon, yapay zeka destekli liman operasyonları, demiryolu bağlantılı lojistik merkezlerin gelişmesi ve yeşil liman yatırımları alanlarında olacak. Avrupa Birliği karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilir taşımacılık politikaları nedeniyle limanların enerji verimliliği, kıyı elektriği sistemleri, elektrikli ekipmanlar ve karbon izleme sistemlerine yatırım yapılması gerekecek. Aynı zamanda limanlar sadece yük elleçleyen yerler değil, ticaret verisinin yönetildiği, lojistik akışların planlandığı ve tedarik zincirlerinin optimize edildiği dijital platformlara dönüşecek. Türk limanları, lojistik merkezler, demiryolu ağları ve dijital sistemlerle entegre edildiğinde, önümüzdeki 10 yılda bölgesel bir lojistik ve ticaret merkezi olma potansiyeline sahip.

“Karadeniz havzasında güçlü bir liman altyapısına sahip”
  • Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz havzasındaki rakipleriyle karşılaştırıldığında liman ticaretinde nasıl bir konumda?

Türkiye, Karadeniz havzasında güçlü bir liman altyapısına sahip olmakla birlikte, Akdeniz’de özellikle büyük aktarma limanlarının sıralama olarak altında yer alıyor. Ancak Türkiye’nin önemli bir avantajı, transit yükten ziyade gerçek üretim ve ihracata dayalı yük hacmine sahip olması. Türk limanları sanayi üretimi ve ihracata bağlı büyüyen yük hacmi sayesinde sürdürülebilir bir liman büyüme potansiyeline sahip. Doğru lojistik planlama, demiryolu bağlantıları, serbest bölgeler ve lojistik merkez yatırımları ile Türkiye, Doğu Akdeniz ve Karadeniz bölgesinde bir lojistik üs haline gelebilir. Türkiye’de en fazla yük elleçlenen liman bölgeleri arasında Aliağa (89,5 milyon ton), Kocaeli ve İskenderun liman bölgeleri öne çıkıyor; bu limanlar sanayi ve enerji taşımacılığının merkezleri olarak faaliyet gösteriyor. 2025 yılında limanlarda elleçlenen yüklerin dağılımına bakıldığında en büyük payı 169 milyon ton ile sıvı dökme yükler, ardından 160 milyon ton katı dökme yükler ve 144 milyon ton konteyner yükleri alıyor; bu durum Türk limanlarının özellikle enerji ve hammadde taşımacılığında önemli bir rol oynadığını gösteriyor. 2025 yılında Ro-Ro taşımalarında yaklaşık 2,97 milyon araç taşınmış olup, bu hatlar özellikle Türkiye’nin Avrupa ile lojistik bağlantısında stratejik rol oynuyor.