Ağaç işleme makine sektöründe uzun vadeli başarı,değişen koşullara uyum sağlayabilen güçlü ve sürdürülebilir şirket yapılarıyla doğrudan ilişkili. Sektörde yıllara dayanan deneyim ve pazar bilgisi, firmaların değişen dönemlerde izleyecekleri yol açısından önemli bir rol üstleniyor. Bu kapsamda Üstünkarlı Makine Genel Müdürü Nezih Üstünkarlı, ihracat pazarlarındaki gelişmelerden insan kaynağına, sürdürülebilirlikten şirketlerin zorlu dönemlerde izlemesi gereken yollara kadar pek çok başlıktaki görüşlerini AİMSAD Dergisi ile paylaştı.
Ağaç işleme makine sektörü, 2026’nın son çeyreğine girerken finansman koşullarındaki sıkılaşma, yatırımların yavaşlaması ve ihracat pazarlarındaki belirsizliklerin etkisini hissetmeye devam ediyor. Üstünkarlı Makine Genel Müdürü Nezih Üstünkarlı ile bir araya gelerek 2026 yılının sektör açısından nasıl geçtiğini ve 2027’ye yönelik beklentileri değerlendirdik. Üstünkarlı, sadece al-sat yapan bayilerle değil, proje geliştirebilen ve destek verebilen bayilerle çalışmaya dikkat ettiklerini ifade ederek kendi kadrolarını da sağlam tutmaları gerektiğinin altını çizdi.
- 2026 yılının son çeyreğine yaklaşırken, ağaç işleme makine sektörü açısından geride kalan dönemi ve önümüzdeki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim pazarımız, daralmayı en geç hisseden pazarlardan biri. Bunun yanında proje işleri de uzun sürdüğü için teslim ve devreye alma süreçleri altı ay, sekiz ay, hatta bir yıl gibi dönemlere yayılabiliyor. Bu nedenle biz durgunlukları genellikle biraz daha geç hissediyoruz. Bu sene bizim için geçen seneden daha iyi oldu ancak önümüzdeki senenin daha iyi olacağı yönünde bir görüntü yok. Tabii ki bu yıl teslim edeceğimiz büyük projelerimiz var. Bunların teslim ve devreye alma süreçleri önümüzdeki seneye de sarkıyor. Bunun yanı sıra önümüzdeki dönem için beklediğimiz yine büyük montanlı projelerimiz bulunuyor. Ancak son çeyreğe geldiğimizde finansman şartlarının zorlandığını görüyoruz. Bu durum sadece Türkiye için geçerli değil; yurt dışında da aynı şekilde gecikmeler yaşanıyor ve işlerin ötelenmesi söz konusu oluyor. Bunu Afrika’dan, Avrupa’dan ve Rusya’da gelen ödemelerden görüyoruz. Önümüzdeki senenin de çok mükemmel olacağını düşünmüyorum.
- Uzun yıllardır sektörde faaliyet gösteren bir firma olarak, bu zorlu dönemde sektör temsilcilerine ne önerirsiniz?
Öncelikle herkesin ayağını yorganına göre uzatması gerekiyor. Şirketlerine yatırım yapmış olan kişilerin bu tür sıkıntıları çok fazla olmaz. Çünkü altı veya yedi senede bir bu tür durgunluklar ve hareketsiz dönemler hep yaşanıyor. İşinizden kazandığınız parayı yine işinizle ilgili yatırımlara yönlendirdiyseniz çok büyük sorun yaşamıyorsunuz. Ancak işinizden kazandığınız parayı alıp başka yerlere yatırım yapmışsanız zorlanmalar yaşayabiliyorsunuz. Bizim tecrübemizin bize gösterdiği şu; işletmenizden paranızı çekip başka işlere yatırırsanız, para döngüsü zorlanmaya başlıyor işte batmaların çoğu da bundan kaynaklanıyor. Tedbirlerinizi alacaksınız ve masrafları kısmaya çalışacaksınız. Bundan 20 sene önce yeni pazarlar demek normaldi. Ancak artık bilmediğimiz pazar kalmadı. Son 30 senede Türklerin girmediği yer neredeyse kalmadı. Şanssızlığımız ise bütün dünyada bir sıkıntının olması. Fakat dünya pazarı dediğiniz zaman çok büyük bir pazardan söz ediyoruz. İyi mal yapıyorsanız, çok az sayıda firma yatırım yapıyor olsa bile yine sizi bulabiliyorlar. Bu da marka olmak ve ayakta kalabilmekle alakalı bir şey.
“Avrupalılar ambargolar nedeniyle
- Rusya’ya mal verememekten dolayı çok sıkıntılı” 2027’de ihracatta hangi pazarlar öne çıkacak?
Pazarlar konusunda mobilya sektörüyle bizim sektörümüz biraz farklılaşıyor. Biz Rusya ile çalışıyoruz. Rusya, Avrupa’dan alamadığı takdirde Çin’e dönüyor. Ancak Çin’de bizim gibi, onların ihtiyaçlarına cevap veren bir imalatçı yok. Mobilya makinelerinde ise işin rengi değişiyor. Avrupalılar da ambargolar nedeniyle Rusya’ya mal verememekten dolayı çok sıkıntılı. Yakın coğrafyada çok müthiş bir pazar görmüyorum. Afrika biraz hareketli. Oralara işler yapabiliyoruz ve mal verebiliyoruz. Orada da çok büyük bir sıkıntı çıkarmı bilmiyoruz. Ancak şu anda bir sıkıntı yok. Anormal bir iş hacmi de yok fakat işler ufak ufak geliyor. Yakın coğrafyada Suriye’nin daha kendine gelmesi zaman alacak. Avrupa Birliği tarafında da para problemi var. Biz Romanya’da ihalelere giriyoruz. Orada Avrupa Birliği fonlarından iyi işler yapıyoruz ancak teşvikler devam etse de fona para akmadığı sürece yatırımlar erteleniyor. Mesela bu sene ve geçen sene yaptığımız işler var. Bunlar 3-4 sene önce onaylanmış ancak hala para olmadığı için ötelenmiş işlerdi. Kriz dönemlerine denk geldiği için bizim işimize yaradı. Ancak genel olarak ötelenmeyle devam eden bir durum var.
- İhracat pazarlarında yer edinmenin yanı sıra kalıcı olmak da büyük önem taşıyor. İhracat pazarlarındaki gücünüzü korumak için neler yapıyorsunuz?
Bizim en büyük yatırımımız Romanya oldu. Romanya’da bir ofisimiz ve kendi yerimiz var. Orada çalışan bir grubumuz ve teknisyenimiz bulunuyor. Bu yapı, servis konusunda bize büyük avantaj sağlıyor ve müşteriye ulaşmakta çok rahatız. Avrupa Birliği içinde dolaşım açısından büyük avantaj sağlıyor. Bunun dışında bayilerimize de ağırlık veriyoruz. Sadece al-sat yapan bayiler değil, proje geliştirebilen ve destek verebilen bayilerle çalışmaya dikkat ediyoruz. Kendi kadromuzu da burada sağlam tutmamız gerekiyor.
“Patron işi biliyor ve onun söylemesiyle işler yürüyorsa, bu tür yapılar çok uzun ömürlü olmuyor”
- Son birkaç yılda yalnızca sektörümüzde değil, dünya ticaretinde de iş yapma biçimleri önemli ölçüde değişti. Bu süreçte insan kaynağına yatırımın önemi daha da arttı. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İnsana yatırım en başından beri yapılması gereken bir şey. İmalatçıların birçoğuna bakarsanız, ilk başta kopyalayarak bir şeyler yapmaya çalışmışlardır. Ancak bunun arkasını getirip bir Ar-Ge kuramadıysanız, bunun devamlılığını sağlayamadıysanız ve işi sadece bir kişiye bıraktıysanız; patron işi biliyor ve onun söylemesiyle işler yürüyorsa, bu tür yapılar çok uzun ömürlü ve kalıcı olmuyor. Bunu şimdi daha da iyi anlıyoruz. “One man show” ile her zaman devam etmek mümkün değil. Bunun için hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu nedenle değerli çalışanları elde tutmak, onları geliştirmek, onların kazanmasını sağlamak ve aynı zamanda sizin de kazanmanız önemli oluyor. İyi elemanı almak için uğraşan çok insan var, hazır bilgiye ulaşmak isteyen de çok fazla. Biz çalışanlarımızı bir aile yapısı içerisinde tutmaya çalışıyoruz. Örneğin mühendis tarafında hep gençlerden başlıyor ve onları kendimiz yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu çok zor ve zaman alan bir iş.
“Teknolojiye daha fazla yöneldikçe gerçekten akıllı makineler üretmeye başladık”
- Sürdürülebilirlik kavramı son dönemde öne çıkan başlıklardan biri. Siz bu konuda hangi çalışmaları yürütüyorsunuz ve gelecek döneme yönelik nasıl bir yaklaşımınız var?
Sürdürülebilirlik dendiğinde hem enerjiden hem de diğer kaynaklardan bahsediyoruz. Bizim burada en önemli konularımızdan biri, ne kadar malzeme kullandığımız ve bunun ne kadarını attığımız. Dolayısıyla atık konusu önemli bir noktaya geliyor. Fakat son dönemlerde bizim pazarladığımız iş artık bir metal veya döküm yığını olmaktan çıktı. Makinelerye daha fazla yöneldikçe gerçekten akıllı makineler üretmeye başladık. Tekil ve basit makineleri binlerce üretmek yerine, otomasyon seviyesi çok yüksek ve gerçekten kendi kendine çalışabilen, hareket edebilen makineler imal etmeye başladık. Böyle olunca atık miktarımız da oldukça düştü. Bunun dışında enerjiyle ilgili olarak, fabrikalarda enerji maliyetini düşürecek motor kontrolleri, motor güçleri ve bunlardan geri kazanım gibi konular üzerinde de çalışıyoruz. Zaten Ar-Ge bünyemizde elektrik ve mekatronik mühendislerimiz var ve bu konularla ilgili çalışmalarını sürekli sürdürüyorlar. Çünkü bizim işletmelerimizde motorlar büyük. Mesai başladığında motoru açıyorsunuz ve neredeyse sekiz saat boyunca çalışıyor. Dolayısıyla buradan mümkün olan en yüksek verimi almak önemli oluyor.
