Küresel ekonomide maliyet baskılarının arttığı ve rekabet koşullarının sertleştiği bir dönemin ardından ağaç işleme makineleri sektörü yeni bir denge arayışına girdi. Dinçmak Makina Yönetim Kurulu Üyesi Mevlüt Dinç ile bir araya gelerek, sektörün içinden bulunduğu zorlu ekonomik koşulları ve 2026 yılına ilişkin öngörülerini ele aldık. Fiyatlama ile maliyet dengesinin sektördeki kırılgan alanlarından biri olduğuna değinen Mevlüt Dinç, yoğun rekabet ortamında, özellikle Çinli rakipler karşısında pozisyon alabilmek adına yapılan agresif fiyatlamalar, firmaları yeterli kârlılık sağlayamayan bir yapıya sürüklediğini belirtti.

Küresel ekonomide dengelerin yeniden kurulduğu, maliyet baskılarının ve rekabet koşullarının sertleştiği bir dönemde ağaç işleme makineleri sektörü de zorlu bir sınavdan geçiyor. Hem iç pazarda hem ihracatta değişen dinamikler, firmaları daha temkinli, daha verimli ve daha stratejik hareket etmeye zorluyor. Biz de bu çerçevede, sektörün mevcut tablosunu ve önümüzdeki döneme dair beklentilerini konuşmak üzere Dinçmak Makina Yönetim Kurulu Üyesi Mevlüt Dinç ile bir araya geldik. Mevlüt Dinç, 2025 yılının sektör açısından nasıl geçtiğini, 2026’ya yönelik öngörülerini, Dinçmak’ın önceliklerini ve sektörün çözüm bekleyen temel başlıklarını değerlendirdi.

  • 2025 yılı ağaç işleme makine sektörü için nasıl geçti? Sektör performansını nasıl değerlendirirsiniz?

Genel ekonomik şartların oldukça zorlayıcı olduğu bir dönemde, makine sektörü açısından 2025 yılını yönetmesi kolay ve başarılı bir yıl olarak tanımlamak elbette mümkün değil. ABD, Avrupa ve ülkemiz özelinde ekonomik sıkılaşma politikalarının konuşulduğu; ABD’nin küresel ölçekte gümrük oranlarını yeniden değerlendirdiği bir süreçten geçtik. Bu anlamda 2025, dünya ekonomisinde dengelerin yeniden kurulmaya çalışıldığı zorlu bir yıl oldu. Bu küresel tabloya, ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon gerçeğini de eklediğimizde, sektörümüz açısından yönetimi oldukça zor bir dönem yaşadık. Özellikle fiyatlama tarafında ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldık. Uygulanan ekonomi politikaları çerçevesinde döviz kurlarının enflasyonun gerisinde kalması, artan maliyetleri nihai ürün fiyatlarına yansıtmayı zorlaştırdı. Bu durum, kârlılık üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Diğer yandan Çin ve Asya merkezli üreticilerle yaşanan yoğun rekabet de sektörü zorlayan önemli başlıklardan biri oldu. Bazı ürün gruplarında Çinli üreticilerle fiyat bazında rekabet etmek neredeyse imkansız hale geldi. Bu koşullar altında makine üreticilerimiz maliyetlerini düşürmeye, operasyonlarını daha verimli hale getirmeye ve yeni pazar arayışlarına yöneldi. Tüm bu zorluklara ve yaşanan kayıplara rağmen, Türkiye makine sektörü pazarda kalmaya, rekabet etmeye ve varlığını sürdürmeye devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de bu zorlu sürecin bir süre daha devam edeceğini, ancak sektörün adaptasyon kabiliyeti sayesinde ayakta kalmayı sürdüreceğini düşünüyorum.

“2026’nın ilk çeyreğinin durağan geçeceğini düşünüyorum”
  • 2026 yılı ile ilgili ön görüleriniz nelerdir? Özellikle ilk çeyrek için nasıl bir resim çizersiniz?

2026 yılında tüm ekonomik göstergelerin kısa vadede hızlı bir şekilde düzeleceğini öngörmüyorum. Öncelikle enflasyon sorunundan kalıcı olarak kurtulmamız gerekiyor. Türk lirası bazındaki fiyat artışları kontrol altına alınmadan, gerçek maliyetlerimizi sağlıklı biçimde görmek ve doğru fiyatlama yapmak mümkün değil. 2026’nın ilk çeyreğinin durağan geçeceğini düşünüyorum. Bu süreci disiplinli ve doğru yöneten firmalar için ikinci çeyrekle birlikte sınırlı da olsa bir rahatlama alanı oluşabilir. Ancak mevcut ekonomik yapı oldukça kırılgan. Bu nedenle dış kaynaklı herhangi bir olumsuz gelişmenin piyasalar üzerinde yeni bir baskı yaratmaması kritik önem taşıyor.

“İlk önceliğimiz, mevcut yapımızı daha işlevsel hale getirerek verimliliğimizi artırmak olacak”
  • Dinçmak olarak 2026 yılında hangi alanlarda yatırım yapmayı planlıyorsunuz?

Dinçmak olarak 2026 yılında ilk önceliğimiz, mevcut yapımızı daha işlevsel hale getirerek verimliliğimizi artırmak olacak. Bu doğrultuda üretimden yönetime kadar tüm süreçlerimizi daha yalın, daha ölçülebilir ve daha etkin bir yapıya kavuşturmak için gerekli yatırımlara yöneleceğiz.  Özellikle hedef pazarların beklentilerine daha hızlı ve doğru yanıt verebilecek bir organizasyon yapısı oluşturmayı önemsiyoruz. Bu yaklaşım hem maliyetleri daha sağlıklı yönetmemizi hem de doğru fiyatlama yapabilmemizi sağlayacak. 2026’yı hızlı büyümeden ziyade, mevcut gücümüzü sağlamlaştırdığımız, verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir dönüşüm yılı olarak görüyoruz. Bu temeli doğru attığımızda, önümüzdeki yıllarda daha dengeli ve kalıcı bir büyüme yakalayacağımıza inanıyorum.

“AB, 2026 yılı için birinci öncelikli hedef pazar olmalı”
  • Sizce sektörün 2026 yılı için en önemli 3 hedef pazarı hangisi? İhracat pazarlarınızda rekabet gücünüzü artırmak için hangi stratejilere odaklanıyorsunuz?

Durağan seyrine rağmen Avrupa Birliği, 2026 yılı için hala birinci öncelikli hedef pazar olmalı. Coğrafi yakınlık, üretim tekniklerindeki benzerlik ve iş yapma kültürünün uyumu önemli avantajlar sağlıyor. Ayrıca doğru ürünü, doğru fiyatla sunabildiğiniz sürece bu pazarda hala güçlü bir müşteri kitlesi bulunuyor. İkinci hedef pazar olarak Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu görüyoruz. Bölgedeki siyasi karmaşalara rağmen bu pazarlar gelişmeye devam ediyor ve ciddi bir yatırım kabiliyeti barındırıyor. Mevcut sorunlar aşıldığında çok daha hareketli bir yapıya kavuşacaklarına inanıyoruz; bu nedenle bu pazarlarda varlığımızı sürdürmenin stratejik olarak önemli olduğunu düşünüyoruz.  ABD ve Güney Amerika ise tüm operasyonel zorluklarına rağmen pazar büyüklükleri ve yüksek yatırım iştahlarıyla dikkat çekiyor. Lojistikten regülasyonlara kadar birçok zorluk barındırsa da bu pazarlar vazgeçilemeyecek ölçekte fırsatlar sunuyor. Bu nedenle göz ardı etmeden, kararlılıkla çaba göstermeye devam edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

“Sürdürülebilirliği iş yapış şeklimizin doğal bir parçası olarak görüyoruz”
  • Sürdürülebilirlik başlığı, ihracatçı firmalar için çok kritik bir yere geldi. Yeni birçok düzenleme ve yaptırım kapıda. Firmanızda bu gelişmeleri takip edip, kendi içinizde düzenlemeler yapıyor musunuz? 

Sürdürülebilirliği sadece mevzuata uyum başlığı olarak değil, iş yapış şeklimizin doğal bir parçası olarak görüyoruz. Yeni düzenleme ve yaptırımlar henüz tam olarak hayatımıza girmemiş olsa da bu dönüşümün kaçınılmaz olduğunun farkındayız. Bir KOBİ olarak sürece bugün başlamanın, yarın rekabet gücümüzü korumak açısından kritik olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle düzenlemeleri yakından takip ediyor, kendi ölçeğimize uygun ve uzun vadeli bir yol haritası oluşturmak üzere hazırlık yapıyoruz.

2026’ya girerken sektörün çözüm bekleyen başlıkları
  • Ağaç işleme makineleri sektörünün 2026 yılı itibarıyla çözüm bekleyen ilk 3 temel sorunu nedir? Bu sorunlara yönelik çözüm önerileriniz nelerdir?

Ağaç işleme makineleri sektörünün önümüzdeki dönemde çözüm bekleyen temel üç sorununa göz atacak olursak;

  • Birincisi, doğru pazar ile doğru ürünün eşleştirilememesi. Her pazarın beklentisi farklı. Avrupa Birliği ülkeleri yüksek teknoloji ve standartlara sahip ürünler talep ederken, bu pazarlara düşük teknoloji ve fiyat odaklı ürünlerle girdiğinizde karşılık bulmak mümkün olmuyor. Benzer şekilde Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarında fiyat öncelikli bir yapı söz konusu. En ileri teknolojiye sahip ürünleri sunsanız bile, bu ürünlere karşılık verecek müşteri kitlesini bulmak her zaman mümkün olmayabiliyor. Bu uyumsuzluk, firmaların ciddi zaman ve kaynak kaybı yaşamasına neden oluyor.
  • İkinci olarak, fiyatlama ile maliyet dengesi sektörümüzün en kırılgan alanlarından biri. Yoğun rekabet ortamında, özellikle Çinli rakipler karşısında pozisyon alabilmek adına yapılan agresif fiyatlamalar, firmaları yeterli kârlılık sağlayamayan bir yapıya sürüklüyor. Bu durum uzun vadede hem finansal sürdürülebilirliği hem de motivasyonu olumsuz etkiliyor. Çözümün; maliyetleri daha etkin yönetmek, katma değeri yüksek ürünlere yönelmek ve her pazara aynı fiyatlama refleksiyle yaklaşmamak olduğuna inanıyoruz.
  • Üçüncü ve belki de en stratejik konu ise sürdürülebilirlik ve doğru yönetim anlayışı. Sürdürülebilirlik artık sadece çevresel bir başlık değil; kurumsallaşma, finansal dayanıklılık ve uzun vadeli rekabet gücüyle doğrudan ilişkili bir yönetim modeli haline geldi. Kısa vadeli refleksler yerine, veriye dayalı karar alma süreçleri, orta ve uzun vadeli planlama ve firmaların kendi ölçeğine uygun, kademeli bir dönüşüm yaklaşımı benimsemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yaklaşım olmadan ne doğru pazarda kalıcı olmak ne de sağlıklı bir büyüme sağlamak mümkün.