Türk makine sektörü, küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalara rağmen üretim gücü, mühendislik altyapısı ve ihracat performansıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Yeni dönemde sektörün öncelikleri arasında dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli üretim yer alırken, küresel pazarlarda rekabet koşulları da her geçen gün daha farklı bir yapıya dönüşüyor. İhracat pazarlarında yaşanan değişimlerden Avrupa Birliği’nin yeni regülasyonlarına kadar birçok önemli konuya değinen MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz; “Yeşil dönüşüm ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi AB mevzuatları artık birer tercih değil, pazara giriş bileti. Bu durum ilk etapta firmalarımız üzerinde ciddi bir uyum ve finansman yükü oluştursa da aslında küresel rekabet gücümüzü perçinleyecek en büyük inovasyon sahası” ifadelerini kullandı.
Küresel ticarette korumacılık politikalarının yeniden şekillendiği, üretim maliyetlerinin arttığı ve yeşil dönüşüm odaklı yeni kuralların gündemi belirlediği bir dönemde makine sektörü, dünya ekonomisinin en stratejik alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Türk makine sanayisi ise hem üretim gücü hem de ihracat performansıyla bu değişimin önemli aktörleri arasında yer alıyor. MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz ile Makine Gündemi içeriğimiz kapsamında bir araya geldik. Röportajda, küresel ticarette değişen dengelerden ihracat pazarlarında yaşanan dönüşüm sürecine kadar birçok önemli başlığı ele aldık.
- MAİB Başkanlığı görevini kısa süre önce devraldınız. Yeni dönemde öncelikli gündem başlıklarınız neler olacak?
Hidrolik silindir alanında 75 yılı geride bırakan aile şirketimizde, tabiri caizse üretimin tozunu yutarak, mutfaktan yetiştim. Sektör örgütlerimizin her kademesinde aldığım görevlerin ardından, bugün MAİB Başkanı olmayı kurumsal kültürümüzün ve bizi dünya ligine taşıyan ortak aklın bir devamı olarak görüyorum. Yeni dönemde de en büyük önceliğimiz; Türk makine sektörünün uluslararası algısını yüksek teknoloji geliştiren ve çözüm sunan stratejik partner noktasına taşımak olacak. Bu doğrultuda firmalarımızın finansal manevra alanını genişletecek yapısal adımlara odaklanırken, ikiz dönüşüm regülasyonlarına tam uyum sağlamalarını destekleyecek ve dijital izlenebilirlik altyapılarını inovasyon stratejimizin merkezine koyacağız. Dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve yüksek mühendislik kapasitemizle uluslararası rekabette güçlü konumumuzu tahkim edeceğiz.
“İlk 4 ayda toplam makine ihracatımız 9,3 milyar dolara ulaştı”
- 2026 yılının ilk çeyreğini hem iç piyasada hem de globalde nasıl değerlendiriyorsunuz?
Küresel ekonomi, ülkelerin güvenlik kaygıları ve jeopolitik güç savaşlarının ördüğü yeni gümrük ve teknoloji duvarları nedeniyle tam bir labirentten geçiyor. Avrupa’nın Ukrayna-Rusya Savaşı ve Hürmüz Boğazı krizleri sebebiyle katlanmak zorunda kaldığı milyarlarca euroluk ilave enerji maliyetleri, küresel yatırımları daha temkinli ve seçici bir zemine itiyor. Böyle zorlu bir belirsizlik ikliminde Türk makine sektörü olarak küresel talepteki dalgalanmalara karşı büyük bir dayanıklılık gösterdik. 2026’nın ilk 4 ayı itibarıyla serbest bölgeler dahil toplam makine ihracatımız, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 artışla 9,3 milyar dolara ulaştı. Tonaj bazında yüzde 6,7’lik bir gerileme yaşansa da kilogram başına ortalama ihracat fiyatımızı yüzde 12 artırarak 8,6 dolara yükseltmeyi başardık. Bu tablo, daha çok değil, daha akıllı ve daha değerli sattığımızın en net kanıtı. İç piyasada ise kurun enflasyonun altında seyrettiği süreçlerin getirdiği rekabetçilik yıpranmasına rağmen, Yatırım Teşvik Paketi kapsamındaki kurumlar vergisi indirimi gibi yapısal desteklerle imalatçımızın omuzlarındaki yükün hafifletilmesini olumlu buluyoruz.
“İhracat kanadında dinamizmimizi koruyoruz”
- İhracat ve ithalat tarafında nasıl bir tablo öne çıkıyor?
Küresel daralmaya rağmen ihracat kanadında dinamizmimizi koruyoruz. Yıllıklandırılmış konsolide makine ihracatımız yüzde 1,3 artışla 29,1 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Alt sektörler bazında incelediğimizde; en fazla ihracatı 867 milyon dolarla içten yanmalı motor ve aksamları grubunda gerçekleştirdik. Bunu 629 milyon dolarla inşaat ve madencilik makineleri, 530 milyon dolarla da pompa ve kompresörler izliyor. Türbin, turbojet ve hidrolik silindirler yüzde 40,1 ile dönemin en çok yükselen alt sektörü olurken, en keskin düşüşü yüzde 52,2 ile deri işleme makinelerinde gördük. Madalyonun ithalat tarafında ise daha dikkatli analiz edilmesi gereken bir tablo var. Makine ithalatımız önceki 12 aya göre yüzde 8,2 artışla 47,2 milyar dolara yükseldi. İç piyasada kur-enflasyon uyumsuzluğunun ithalatı cazip kılması, yerli üreticimizi iç pazarda ana tedarikçi olma özelliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabiliyor.
“Yüksek gümrük tarifeleri, dünya genelinde sanayi yatırımlarını daha temkinli hale getirdi”
- Küresel ekonomide devam eden belirsizlikler makine sektörünü hangi alanlarda etkiliyor?
Küresel belirsizliklerin en doğrudan etkisi, finansmana erişim koşullarında ve maliyet baskılarında hissediliyor. Yüksek gümrük tarifeleri ve korumacı politikalar dünya genelinde sanayi yatırımlarını daha temkinli hale getirdi. Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz hattındaki bölgesel krizler lojistik rotalarını sarstığından küresel sanayi için milyarlarca dolarlık yeni maliyet yaratıyor. Bu durum bizi iki stratejik dönüşüme zorluyor. Birincisi; yatırımların odağının değiştiği bu konjonktürde geleneksel makine hatlarımızın, özellikle Avrupa’da artan savunma ve güvenlik harcamalarıyla tam uyumlu, özel sertifikasyon gereksinimlerini karşılayan bir entegrasyondan geçmesi gerekiyor. İkincisi ise Batı’nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık duvarlarına hızlı uyum sağlama zorunluluğu olarak öne çıkıyor.
- Bir yandan Çin’in engellenemez büyümesi, diğer yandan AB’nin hayata geçirdiği yeni ticaret anlaşmaları ihracat pazarlarımızı sınırlandırıyor. Türk makine sektörünün bu süreci nasıl yönetmesini öneriyorsunuz?
AB şu an ciddi bir stratejik ikilem içerisinde. Bir yandan Çin’e karşı korumacı duvarlar örmeye çalışırken, diğer yandan yüksek üretim maliyetlerini dengelemek adına MERCOSUR ve Hindistan gibi pazarlarla yeni Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) arıyor. Türk makine sektörü olarak bu süreci bir riskten ziyade proaktif bir fırsat yönetimi olarak görmeliyiz. Avrupa sanayiinin küresel rekabetçiliğini koruyabilmesi, sadece kendi içine kapanarak değil; Türkiye gibi teknik entegrasyonu tam, Gümrük Birliği ortağı bir ülke ile mümkün. Firmalarımıza önerim; kendilerini sadece düşük maliyetli bir dış paydaş olarak değil, Avrupa değer zincirinin tamamlayıcı, “Made in EU” tanımına dahil rasyonel bir ortağı olarak konumlandırmalarıdır. Doğu’nun hammadde tekeli ve üretim avantajıyla rekabet ederken, Batı’nın siber güvenlik ve karbon normlarına tam uyum sağlayarak dünyanın her yerinde güvenilir partner kimliğimizi tescillemek zorundayız.
- AB’nin yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik odaklı yeni düzenlemeleri sektör üzerinde nasıl bir etki oluşturuyor?
Yeşil dönüşüm ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi AB mevzuatları artık birer tercih değil, pazara giriş bileti. Bu durum ilk etapta firmalarımız üzerinde ciddi bir uyum ve finansman yükü oluştursa da aslında küresel rekabet gücümüzü perçinleyecek en büyük inovasyon sahası. Enerji verimliliği, karbon ayak izinin düşürülmesi ve dijital izlenebilirlik gibi kriterleri iş süreçlerimizin ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz. Ürünlerin yaşam döngüsünü takip eden dijital altyapılara ve döngüsel ekonomi prensiplerine yaptığımız yatırımlarla, Avrupa sanayii ile doğrudan aynı ligde yarışıyoruz. Çevresel normlara erken adapte olma kabiliyetimizin, bizi Asyalı üreticilere kıyasla çok daha vazgeçilmez ve güvenli bir liman haline getirdiğine inanıyorum.
“Firmalarımızın dönüşüme yaklaşımı son derece vizyoner”
- Makine sektöründe dijitalleşme ve otomasyon yatırımları hangi seviyeye geldi? Firmaların bu dönüşüme yaklaşımı nasıl?
Türkiye’nin makine sanayisi dünyadaki teknolojik trendleri eş zamanlı takip eden bir kararlılığa sahip. Özellikle ihracat odaklı firmalarımızın otomasyon, veri analitiği ve üretim süreçlerinin dijital entegrasyonu konularında yaptığı yatırımlar çok ileri bir seviyede. Firmalarımızın bu dönüşüme yaklaşımı son derece vizyoner. Dijitalleşmeyi artık yalnızca bir verimlilik veya maliyet azaltma aracı olarak görmüyoruz; dijitalleşme bizim için kalitenin, izlenebilirliğin ve sürdürülebilirliğin anahtarı olarak değerlendiriyoruz. Şu anki temel hedefimiz, öncü firmalarımızın yakaladığı bu yüksek teknolojik eşiği ve ikiz dönüşüm sentezini sektörümüzün daha geniş bir üretici tabanına yaymak.
“En derin üretim entegrasyonuna sahip olduğumuz ülke tartışmasız Almanya”
- Türk makine sektörünün bugün en yoğun ticari ilişki içerisinde olduğu ülkeler hangileri?
Makine ihracatımızda geleneksel liderimiz ve en derin üretim entegrasyonuna sahip olduğumuz ülke tartışmasız Almanya. 2026’nın ilk 4 ayında Almanya’ya olan satışlarımız yüzde 14,1 artışla 1,1 milyar dolara yükseldi. Almanya’yı, bu dönemde yüzde 39,5 gibi çok ciddi bir ivme yakalayarak 767 milyon dolarlık ihracat seviyesine ulaştığımız ABD takip ediyor. Üçüncü sıradaki yerini 442 milyon dolarla koruyan İtalya da ana pazarlarımız arasında kritik bir öneme sahip. Buna karşılık yakın coğrafyadaki jeopolitik gelişmelerin etkisiyle Irak, Rusya ve Polonya bu dönemde en çok daralma yaşadığımız büyük pazarlar olarak öne çıkıyor.
- 2026’nın geri kalanına ilişkin beklentileriniz neler? Sektör açısından yılın ikinci çeyreğinde nasıl bir tablo öngörüyorsunuz?
2026’nın geri kalanına dair en büyük beklentimiz, Orta Doğu’daki çatışma ortamının küresel enerji hatları ve lojistik süreçler üzerinde yarattığı ek maliyet baskılarının bir an önce dengeye kavuşması. Finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların ve yabancı para kredilerindeki kısıtlamaların hafifletilmesiyle birlikte sanayicimizin ihtiyaç duyduğu finansman kanallarının daha açık tutulacağına inanıyoruz. Yılın ikinci çeyreğinde ve devamında, küresel pazarda korumacılık rüzgarları sürse bile, tedarik zincirlerinde güven ve esneklik unsurunun fiyattan daha belirleyici bir parametre haline gelmesi Türkiye’nin lehine bir tablo sunacak. Güvenli üretim kapasitemiz ve operasyonel esnekliğimizle bir istikrar adası olarak öne çıkarak, sanayideki mevcut potansiyelimizi yüksek verimliliğe ve cari açıkla mücadelede en güçlü silaha dönüştürmeyi öngörüyoruz.

