2025 yılının ilk yarısı, ağaç işleme makine sektörü için ihracattaki istikrarın öne çıktığı bir dönem oldu. Ancak fiyat odaklı rekabet, yan sanayideki kapasite yetersizlikleri ve nitelikli iş gücü eksikliği gibi sorunlar sektörün gündemindeki yerini koruyor. Bu sayının Fokus Röportajı bölümünde Sonar Makina Genel Müdürü Cem Tekin ile bir araya gelerek, sektörün mevcut durumuna dair değerlendirmelerini ve yılın geri kalanına ilişkin beklentilerini ele aldık.
Zorlu ekonomik koşullara rağmen ağaç işleme makine sektörü yılın ilk yarısında ihracatta istikrarını korudu. İlk yarıda yakalanan bu istikrar, yılın geri kalanına dair beklentiler açısından da önemli bir gösterge oldu. Sektörün güncel durumu ve gelecekteki yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sonar Makina Genel Müdürü Cem Tekin, ABD, Kanada ve Avrupa Birliği’nin öncelikli pazarlar arasında yer aldığını ifade etti.
- 2025 yılının ilk yarısı ağaç işleme makine sektörü için genel olarak nasıl geçti? Yılın ikinci yarısına ilişkin öngörüleriniz nedir?
Firmadan firmaya farklılıklar olmakla birlikte, genel olarak değerlendirildiğinde, 2025’in ilk yarısı Türk ağaç işleme makine sektöründe güçlü ihracat performansı ve dış pazarlardaki istikrar ile öne çıktı. Yılın ikinci yarısında ise sektörün ana odak noktaları şunlar; hedef pazar çeşitlendirmesi, teknolojik yatırımlar, yan sanayinin geliştirilmesi ve uluslararası tanıtım faaliyetlerine (özellikle fuarlarda aktif yer alma) yoğunlaşması.
- Sizce sektörün 2025 yılı için en önemli 3 hedef pazarı hangisi?
Önümüzdeki dönemde sektör için en önemli hedef pazarlar arasında ABD, Kanada ve Avrupa Birliği öne çıkarken, savaşın sona ermesi durumunda Rusya ve Ukrayna pazarlarının da yeniden önem kazanacağı öngörülüyor.
“7/24 kesintisiz satış sonrası destek sunuyoruz”
- İhracat pazarlarınızda rekabet gücünüzü artırmak için hangi stratejilere odaklanıyorsunuz?
İhracat pazarlarımızda rekabet gücümüzü artırmak için müşteri memnuniyetini ön planda tutuyor, 7/24 kesintisiz satış sonrası destek sunuyor ve uygun fiyatla üst düzey kaliteyi bir arada sağlamaya odaklanıyoruz.
- Yüksek frekans jeneratörleri ve hidrolik pres sistemleri gibi ürettiğiniz makineler, ahşap ve mobilya üretim sürecinin hangi aşamalarında kullanılıyor?
Yüksek frekans jeneratörleri ve hidrolik pres sistemleri (soğuk tip presler), birbirini tamamlayan makineler olarak çalışıyor. Hidrolik presler, tablaları arasına yerleştirilen ve kullanıcı tarafından MDF veya kontrplak malzemeden kolayca hazırlanabilen çeşitli kalıplar aracılığıyla tutkallanmış ürünlerin preslenmesini sağlıyor. Ardından, kalıpla bağlantılı olan yüksek frekans jeneratörü, kalıp içerisinde manyetik alan oluşturarak tutkallı ahşap parçaların veya kaplamaların arasındaki tutkalı çok hızlı bir şekilde ısıtıyor. Bu yöntem sayesinde yalnızca tutkal ve ahşap malzeme doğrudan ısıtılıyor, kalıbın ısıtılması ve ürünün dolaylı yoldan ısınması beklenmiyor. Bu nedenle, yüksek frekans jeneratörleriyle gerçekleştirilen bu yöntem direkt ısıtma sistemleri kapsamında değerlendiriliyor. Yüksek frekans jeneratörleri ve hidrolik pres sistemleri, mobilya üretiminde düz veya formlu kontrplakların imalatında; masif ahşabın buharlanıp bükülmesinden sonra fırınlama yerine yalnızca 15 dakika gibi kısa bir sürede derinlemesine kurutulmasında kullanılıyor. Ahşap üretiminde ise masif panel, CLT, glulam (lamine ahşap) kolon, kiriş, kemer, makas gibi farklı formlarda elemanların üretiminde etkin şekilde kullanılabiliyor.
- Ahşap ve mobilya üretiminde yapıştırma ve kurutma aşamaları kritik bir rol oynuyor. Geleneksel yöntemlere kıyasla, makineleriniz bu süreci nasıl değiştiriyor? Hız, kalite ve maliyet açısından en net fark nedir?
Ahşap ve mobilya üretiminde yapıştırma ve kurutma uygulamalarının yüksek frekans teknolojisi ile geleneksel yöntemler kullanılarak yapılmasını karşılaştıracak olursak; hız açısından örneğin, 18 mm kalınlığında ve 50×120 cm ölçülerinde düz ya da formlu bir kontrplak, geleneksel yöntemlerle 15–20 dakikada yapıştırılabilirken, aynı ölçülerde bir ürün yüksek frekans teknolojisi ile sadece 2–4 dakikada yapıştırılabiliyor. Bu da geleneksel yöntemlerle saatte 3–4 adet ürün elde edilirken, yüksek frekanslı sistemlerde saatte ortalama 15–20 adet ürün üretilebilmesi anlamına geliyor. Kalınlık arttıkça bu fark daha da belirginleşiyor. Örneğin, 30 mm kalınlığındaki bir malzeme geleneksel yöntemlerle 30 dakikanın üzerinde bir sürede yapıştırılabilirken, yüksek frekans teknolojisi ile bu işlem yalnızca 4–5 dakikada tamamlanıyor. Daha yüksek kalınlıklarda ise geleneksel yöntemlerin yapıştırma süreleri artık kabul edilemez seviyelere ulaşıyor. Bu durum masif panel üretiminde daha belirgin. Yüksek frekanslı panel preslerinde, frekans dalgaları ahşap çıtaların yan yüzeylerindeki (örneğin 18–50 mm kalınlığındaki) tutkalın üzerinden dikey olarak geçiyor ve yalnızca aradaki tutkal tabakasını ısıtıyor; panelin tamamını ısıtmıyor. Bu nedenle, söz konusu üretimlerde ısıtma (yapıştırma) süreleri yalnızca 1–4 dakika gibi oldukça kısa bir sürede tamamlanıyor.
Kalite açısından; yüksek frekans teknolojisi doğası gereği homojen bir ısıtma sağlıyor. Isınma süreci içten dışa doğru gerçekleştiği için, dış yüzey istenilen sıcaklığa ulaştığında ürünün orta noktası da aynı sıcaklığa ulaşmış oluyor. Geleneksel Yöntemlerde ise durum tam tersi. Isı, dış yüzeylerden iç kısımlara doğru ilerliyor; bu nedenle özellikle kalın malzemelerde iç bölgelerde yapışma kalitesi daha zayıf kalabiliyor. Ayrıca işlem süresi uzadıkça dış yüzeylerde morarma (renk değişimi) meydana gelir ki bu da kalite açısından istenmeyen bir durum.
Maliyet açısından; yüksek frekanslı sistemler işlem süresinin kısalığı sayesinde birim zamanda çok daha fazla üretim yapılmasına imkan tanıyor ve bu yönüyle geleneksel yöntemlerin çok önünde yer alıyor. Daha yüksek üretim kapasitesi, birim başına düşen işçilik ve genel giderleri azaltarak maliyetleri düşürüyor ve işletmelere piyasada daha rekabetçi olma avantajı sağlıyor. Ayrıca sıcak preslerde kullanılan alüminyum kalıpların gerek malzeme bedeli gerekse dışarıda ürettirilme zorunluluğu nedeniyle maliyetleri oldukça yüksek. Buna karşılık, yüksek frekanslı sistemlerde kullanılan kalıplar MDF veya kontrplaktan yapılabildiği ve işletmeler tarafından kendi bünyelerinde üretilebildiği için, burada da önemli bir maliyet avantajı ortaya çıkıyor.
“Gelişmemiş yan sanayi gecikmelere, kalite sorunlarına ve maliyetlere yol açıyor”
- Gelişmemiş yan sanayi, makine üretiminde sizin için ne tür zorluklar yaratıyor ve bu konunun çözümü için firmanızda ne tür adımlar atıyorsunuz?
Gelişmemiş yan sanayi, parçaların temininde gecikmelere, kalite sorunlarına ve artan maliyetlere yol açarak makine üretiminde rekabet gücünü ciddi şekilde düşürüyor. Bu sorunun çözümü için mevcut yan sanayi firmalarıyla teknik görüşmelerimizi sıklaştırıyor ve alternatif tedarikçiler araştırıyoruz.
“Sektördeki diğer üretici firmalarla iş birliği yaparak ortak projeler geliştiriyoruz”
- Sektördeki diğer üreticilerle iş birliği ve ortak projeler geliştirme konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu, sektörün gelişimi için ne kadar önemli?
Firmamız, sektördeki yurt içi ve yurt dışındaki diğer üretici firmalarla iş birliği yaparak ortak projeler geliştiriyor. Bu iş birlikleri sayesinde müşteri portföyümüzü genişletmiş, yurt içi ve yurt dışı satışlarımızı artırmış bulunuyoruz. Ayrıca birlikte çalışma kültürümüzü güçlendirerek, yurt dışındaki rakipler karşısında çözüm odaklı ve sağlam bir üretici topluluğu oluşturuyoruz.
“Eğitim kurumları ile sanayi arasındaki entegrasyon sağlanmalı”
- Ağaç işleme makineleri sektörünün çözüm bekleyen ilk 3 ana sorunu nedir?
Ağaç işleme makineleri sektörünün çözüm bekleyen başlıca sorunları arasında, yalnızca fiyat odaklı tercih edilen ve düşük kaliteli, satış sonrası hizmetten yoksun Çin ve diğer Uzak Doğu menşeli makinelerin sektöre ciddi zararlar vermesi; yan sanayideki kapasite yetersizliği ve hazır komponente erişim eksikliği nedeniyle her parçanın “özel üretim” kapsamında değerlendirilerek maliyetlerin artması ve üretim süreçlerinin yavaşlaması; ayrıca nitelikli işgücü eksikliğinin üretim kalitesi ile rekabet gücünü olumsuz etkilemesi yer alıyor.
Çözüm Önerileriniz:
- Devlet, ithalat gümrük vergilerini yerli üretimi cazip hale getirecek şekilde düzenlemeli. Böylece aradaki fiyat farkı bulunsa dahi müşterilerin tercihi yerli üretimden yana olacak.
- Makine alımlarında yalnızca fiyat odaklı yaklaşımın yeterli olmadığı; olası kapasite kayıpları, arızalara zamanında müdahale edilememesi nedeniyle yaşanacak günlük üretim kayıpları gibi unsurların da dikkate alınması gerektiği her fırsatta vurgulanmalı.
- Eğitim kurumları ile sanayi arasındaki entegrasyon sağlanmalı ve bu iş birliğinden yararlanma süreçleri kolaylaştırılmalı.
“Üretim kapasitemizi esnek tutup, stok ve üretim miktarını talebe göre ayarlayacağız”
- Mevcut ekonomik koşullarda üretim süreçlerinizi sürdürülebilir kılmak için 2025 yılının geri kalan bölümünde ne gibi önlemler alacaksınız?
Mevcut ekonomik koşullar çerçevesinde, üretim süreçlerimizi sürdürülebilir kılmak için birkaç önlem planlıyoruz;
- Maliyet optimizasyonu: Hammadde ve enerji kullanımını daha verimli hale getirecek süreç iyileştirmeleri uygulayacağız.
- Üretim planlamasında esneklik: Satışlarda beklenen daralmaya paralel olarak üretim kapasitemizi esnek tutup, stok ve üretim miktarını talebe göre ayarlayacağız. Ayrıca dışarıya verdiğimiz fason işlerin bir kısmını yeniden bünyemize alarak çalışan verimliliğimizin düşmesini önleyeceğiz.
- Yurtdışı ve yurtiçi pazar stratejisi: Satış kanallarımızı ve ürün portföyümüzü optimize ederek daralan pazarlarda bile sürdürülebilir gelir akışı sağlamaya çalışacağız.

