Avrupa Birliği’nin yeni ticaret anlaşmaları, “Made in Europe” yaklaşımı ve küresel ticarette değişen rekabet koşulları Türkiye açısından hem yeni fırsatlar hem de dikkatle yönetilmesi gereken riskler barındırıyor. Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Çınar, Türkiye’nin bu yeni ticaret düzeninde rekabet gücünü koruyabilmesi için ticaret diplomasisinden sanayi politikalarına kadar uzanan daha bütüncül bir stratejiye ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Çınar ayrıca AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından zaman zaman asimetrik sonuçlar doğurabildiğine dikkat çekerek, Gümrük Birliği yapısı nedeniyle ortaya çıkan bu durumun dikkatle yönetilmesi gerektiğini ifade etti.
Küresel ticarette son yıllarda yalnızca ticaret hacmi değil, ticaretin kuralları da değişiyor. Ülkeler artık ticaret politikalarını yalnızca pazar erişimi üzerinden değil; üretim kapasitesi, teknoloji gücü ve tedarik güvenliği gibi unsurlar üzerinden şekillendiriyor. Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” yaklaşımı, yeni nesil ticaret anlaşmaları ve genişleyen Serbest Ticaret Anlaşması (STA) ağı da bu dönüşümün önemli başlıkları arasında yer alıyor. Küresel ticarette ortaya çıkan bu yeni denklemi ve Türkiye açısından doğurabileceği sonuçları değerlendirmek üzere Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Çınar ile konuştuk.
- Son dönemde ticaret kurallarının yalnızca tarifeler üzerinden değil; sanayi politikaları ve ekonomik güvenlik yaklaşımı üzerinden yeniden şekillendiği ifade ediliyor. Bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda küresel ticaretin doğasında önemli bir değişim yaşandığını görüyoruz. Uzun yıllar boyunca ticaret politikalarının merkezinde gümrük tarifeleri ve piyasa erişimi yer alıyordu. Ancak pandemi, jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar, ülkelerin ekonomik güvenlik konusuna daha fazla odaklanmasına neden oldu. Artık birçok ülke kritik sektörlerde üretim kapasitesini korumayı, stratejik ürünlerde dışa bağımlılığı azaltmayı ve tedarik zincirlerini daha güvenli hale getirmeyi öncelikli bir politika haline getiriyor. Bu nedenle ticaret politikaları ile sanayi politikalarının giderek daha fazla iç içe geçtiğini görüyoruz. Günümüzde küresel rekabet yalnızca maliyet üzerinden değil; üretim kapasitesi, teknoloji gücü ve tedarik güvenliği üzerinden şekilleniyor.
- Avrupa Birliği’nin gündeme getirdiği “Made in Europe” neyi ifade ediyor? Bu yaklaşımın Türkiye açısından anlamı nedir?
Made in Europe yaklaşımı, Avrupa Birliği’nin özellikle stratejik sektörlerde üretimi kendi coğrafyasında güçlendirme iradesini ortaya koyuyor. Enerji teknolojileri, yarı iletkenler, savunma sanayi ve kritik hammaddeler gibi alanlarda Avrupa’nın dışa bağımlılığını azaltmaya yönelik bir strateji izlediğini görüyoruz. Bu yaklaşım aslında Avrupa’nın üretim kapasitesini ve teknolojik egemenliğini koruma hedefinin bir parçası. Türkiye açısından bakıldığında bu durum hem risk hem de fırsatlar barındırıyor. Avrupa bazı üretim alanlarını daha fazla kendi içinde tutmak isteyebilir ancak Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, üretim tecrübesi ve Avrupa’ya olan lojistik yakınlığı Türkiye’yi Avrupa tedarik zincirleri açısından önemli bir üretim ortağı haline getirmeye devam edebilir.
“AB’nin son yıllarda yaptığı ticaret anlaşmalarının kapsamı yalnızca mal ticareti ile sınırlı değil”
- AB’nin genişleyen anlaşma ağı karşısında Türkiye’nin mevcut STA yapısı nasıl bir denge ortaya çıkarıyor?
Türkiye’nin oldukça geniş bir STA ağı bulunuyor ve bu anlaşmalar dış ticaret açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak Avrupa Birliği’nin son yıllarda yaptığı yeni nesil ticaret anlaşmalarının kapsamı yalnızca mal ticareti ile sınırlı değil. Bu anlaşmalar hizmetler, yatırımlar, dijital ticaret, kamu alımları ve sürdürülebilirlik gibi alanları da kapsayan daha kapsamlı bir yapıya sahip. Bu nedenle küresel ticarette anlaşmaların niteliği de giderek değişiyor. Türkiye açısından bakıldığında ticaret anlaşmalarının sadece sayısını artırmak değil, aynı zamanda kapsamını ve derinliğini geliştirmek de önemli hale geliyor.
“Türkiye açısından Gümrük Birliği’nin güncellenmesi büyük önem taşıyor”
- AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmaların Gümrük Birliği üzerinden Türkiye pazarına dolaylı etkileri olabilir mi? Bu durum uzun vadede nasıl bir tablo oluşturur?
Gümrük Birliği yapısı nedeniyle Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmaları Türkiye açısından dolaylı etkiler yaratabiliyor. AB bir ülke ile STA imzaladığında, o ülkenin ürünleri Avrupa pazarına daha avantajlı koşullarla girebilir. Türkiye Gümrük Birliği içinde olduğu için bu durum zaman zaman Türkiye pazarında rekabetin artmasına yol açabiliyor. Buna karşılık Türkiye’nin aynı ülke ile eş zamanlı ve benzer kapsamda bir anlaşma yapamaması durumunda ticari ilişkilerde asimetrik bir yapı ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle Türkiye açısından Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve ticaret politikalarında daha güçlü bir eşgüdüm sağlanması büyük önem taşıyor.
- Tüm bu süreçte Türkiye’nin rekabet gücünü sürdürmesi için hangi başlıklara ağırlık vermesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Türkiye’nin rekabet gücünü sürdürebilmesi için üretim ve ticaret stratejisinin birkaç temel başlık üzerine kurulması gerekiyor. Bunların başında yüksek katma değerli üretim, teknoloji yatırımları ve verimlilik artışı geliyor. Bunun yanında yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim ve dijitalleşme de küresel ticarette giderek daha belirleyici hale geliyor. Lojistik altyapının güçlendirilmesi, gümrük süreçlerinin hızlandırılması ve ticaret anlaşmaları üzerinden yeni pazarlara erişimin artırılması da rekabet gücünü destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Türkiye güçlü sanayi altyapısı, üretim kapasitesi ve coğrafi konumu sayesinde küresel ticarette önemli bir aktör olmaya devam edebilir. Ancak bunun için sanayi politikaları ile ticaret politikalarının daha bütüncül bir perspektifle ele alınması gerekiyor.
“AB’nin yaptığı anlaşmalar, küresel ticaret dengelerini doğrudan etkileyebilecek gelişmeler”
- AB’nin Hindistan ve Mercosur gibi ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmalarını Türkiye açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu gelişmeler Türkiye’nin konumunu nasıl etkileyebilir?
Avrupa Birliği’nin Hindistan ve Mercosur gibi büyük ekonomilerle ticaret anlaşmaları yapması küresel ticaret dengelerini doğrudan etkileyebilecek gelişmeler. Bu anlaşmalar yürürlüğe girdiğinde söz konusu ülkeler Avrupa pazarına daha avantajlı koşullarla erişim imkanı elde edecekler. Bu durum Türkiye’nin güçlü olduğu bazı sektörlerde rekabetin daha da artmasına yol açabilir. Özellikle otomotiv, tekstil, makine ve bazı tarım ürünlerinde Avrupa pazarında yeni oyuncuların daha avantajlı koşullarla yer alması fiyat ve pazar payı açısından baskı oluşturabilir. Bununla birlikte Türkiye’nin Avrupa ile uzun yıllara dayanan ticari entegrasyonu, güçlü üretim altyapısı ve lojistik avantajı önemli bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Bu nedenle Türkiye açısından önemli olan yalnızca artan rekabeti yönetmek değil, aynı zamanda ticaret diplomasisini güçlendirerek yeni pazarlara erişimi artırmak ve Avrupa ile ekonomik entegrasyonu daha dengeli bir yapıya kavuşturabilmektir.

