Ekonomik koşulların sıkça değiştiği bir yılda, ağaç işleme makine sektörü belirsizliklere karşı kontrollü adımlar atmak zorunda kaldı. Bu tabloyu ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentileri konuşmak üzere, sektörde uzun yıllardır faaliyet gösteren Art Makina Genel Müdürü Kenan Vuran’la bir araya geldik. Vuran, yaşanan zorlukların temelinde finansman sıkıntısının bulunduğunu ifade ederek şunları söyledi; “Müşterilerin alım gücü düştü, yatırım yapma isteği azaldı. Nakit gücü olan işletmeler bile yüksek kredi maliyetleri nedeniyle yeni makine yatırımlarını erteliyor ya da farklı alanlara yöneliyor.”
Ağaç işleme makine sektörü, 2025 yılında ekonomik koşulların ve piyasa dalgalanmalarının etkisiyle temkinli bir dönemden geçti. Yılın ilk yarısında nispeten dengeli bir tablo görülürken, ikinci yarıda yaşanan durgunluk ve yatırım isteğindeki azalma sektördeki hareketliliği sınırladı. Buna karşın firmalar, mevcut koşullara uyum sağlayarak faaliyetlerini sürdürmeye ve varlıklarını korumaya odaklanıyor. Biz de bu süreçte sektörün nabzını tutmak amacıyla, uzun yıllardır bu alanda faaliyet gösteren Art Makina Genel Müdürü Kenan Vuran ile bir röportaj gerçekleştirdik. Vuran, 2025 yılına ilişkin genel değerlendirmelerini, 2026’ya dair öngörülerini ve çözüm bekleyen temel sorunları AİMSAD Dergisi’ne anlatarak birçok konuda önemli tespitlerde bulundu.
- 2025 yılı ağaç işleme makine sektörü için genel olarak nasıl geçti? 2026 ile ilgili öngörüleriniz nedir?
2025 yılı ağaç işleme makine sektörü açısından iki farklı dönem şeklinde geçti. Yılın ilk yarısı ne çok iyi ne de çok kötü olarak, kabul edilebilir bir düzeyde seyretti. Ancak haziran ayından itibaren piyasalarda belirgin bir durgunluk başladı ve yılın ikinci yarısında ekonomik hareketsizlik net şekilde hissedildi. Yaz dönemi ve tatillerin ardından piyasada beklenen toparlanma yaşanmadı; özellikle ağustos ve eylül ayları son 10 yılın en durağan dönemleri arasında yer aldı. Bu tabloyla birlikte 2025 yılı genelinde sektör, önceki yıllara kıyasla eksi yönde bir performans sergiledi. 2026 yılına ilişkin beklentiler ise temkinli. Türkiye’de ekonomik ve politik dengelerin çok hızlı değişmesi, uzun vadeli tahmin yapmayı zorlaştırıyor. Siyasi gelişmelerin döviz, faiz ve enflasyon üzerindeki etkisi piyasa istikrarını olumsuz yönde etkilerken, alınan sıkılaştırıcı önlemler de hareketliliği sınırlıyor. Bu nedenle 2026’nın ilk yarısının da benzer şekilde durağan geçmesi bekleniyor. Sektörün yeniden ivme kazanabilmesi için ülkeye güçlü bir sermaye girişi gerekli.
“2026 yılı için Orta Doğu, Afrika ve Avrupa pazarlarına odaklanılması mantıklı görünüyor”
- Sizce sektörün 2026 yılı için en önemli hedef pazarları hangileri ve bu pazarlarda rekabet gücünü artırmak için hangi stratejilere odaklanılmalı?
Biz ithalatçı bir firma olduğumuz için faaliyetlerimiz büyük ölçüde Türkiye pazarıyla sınırlı. Zaman zaman Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerimiz oluyor ancak üretici bir firma olmadığımız için bu çok sık gerçekleşmiyor. Sektör genelinde değerlendirdiğimde ise Türk üreticilerin uzun süredir ağırlıklı olarak Orta Doğu pazarına yöneldiğini söyleyebilirim. Buna karşın son dönemde bazı firmaların Avrupa pazarında da satış yapmaya başladığını duyuyoruz. Ancak Avrupa’da rekabet edebilmek için üreticilerin öncelikle yüksek üretim ve işletme maliyetlerini azaltması gerekiyor. Şu anda bazı ürünlerde Türk makinelerinin fiyatları Avrupa menşeli muadilleriyle neredeyse aynı seviyede, hatta bazı kalemlerde daha yüksek. Bu da Avrupa’da rekabet etmeyi zorlaştırıyor. Kısa vadede sektörün en güçlü olduğu bölgeler Orta Doğu ve Afrika pazarları olacak gibi görünüyor. Özellikle Afrika pazarında Türk firmalarının son yıllarda oldukça aktif davrandığı biliniyor. Bizim temsil ettiğimiz Avusturya merkezli firma da Türk üreticilerin Afrika’da agresif biçimde rekabet ettiğini sık sık dile getiriyor. Bu bölge önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak gibi duruyor. Ancak Afrika’da da ülkelerin yatırım bütçeleri sınırlı olduğu için satış süreçleri kolay değil ve yüksek kârlılık beklemek gerçekçi olmaz. Sonuç olarak, Türk firmalarının 2026 yılı için Orta Doğu, Afrika ve Avrupa pazarlarına odaklanması mantıklı görünüyor ancak bu pazarlarda kalıcı başarı için öncelikle üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve rekabetçi fiyat politikasının sürdürülebilmesi büyük önem taşıyor.
“Yan sanayi firmalarının sermaye gücü zayıf ve finansman olanakları kısıtlı”
- Gelişmemiş yan sanayi, ağaç işleme makine sektöründe ne tür zorluklar yaratıyor ve bu konunun çözümü için firmalar ne türlü adımlar atmalı?
Gelişmemiş yan sanayi, ağaç işleme makine sektöründe üretimden teslimata kadar olan sürecin her aşamasında ciddi zorluklar yaratıyor. Türkiye’de bu yapının yıllardır tam olarak oturmamasının birçok nedeni var ama en temel sorun, hukuki sistemdeki caydırıcılığın zayıf olması. Örneğin, yurt dışında büyük üretici firmalar tedarikçileriyle yaptığı sözleşmelerde çok net yükümlülükler ve ağır cezai maddeler koyuyor. Bu yüzden üretici söz verdiği miktarı, süreyi ve kaliteyi sağlamak zorunda kalıyor. Türkiye’de ise bir yan sanayiciyle sözleşme imzalasınız bile, birkaç ay sonra “daha kârlı bir iş aldım” diyerek işi bırakabiliyor. Dava süreçleri yıllarca sürdüğü, cezai yaptırımlar da zayıf olduğu için bu durumun önüne geçilemiyor. Dolayısıyla sektör içinde güvene dayalı bir yan sanayi kültürü oluşamıyor.
Bunun yanında, yan sanayi firmalarının sermaye gücü zayıf ve finansman olanakları kısıtlı. Döviz artışı, hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalar ve işçilik maliyetlerindeki yükseliş, bu firmaları kolayca krize sokuyor. Bazı tedarikçiler işi yarım bırakıyor, bazıları da maliyet artışları nedeniyle batma noktasına geliyor. Ayrıca etik bir başka problem de söz konusu; fason üretim yaptırdığınız bir yan sanayici, sizin için ürettiği ürünü kendi markasıyla piyasaya sürebiliyor. Tüm bunlar hem üretim planlamasını zedeliyor hem de firmalar arasında güveni tamamen yok ediyor. Bu tabloyu değiştirebilmek için öncelikle hukuki yaptırımların güçlendirilmesi, sözleşme kültürünün oturtulması ve yan sanayiye finansal destek mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor. Firmalar kendi içlerinde de daha sıkı kontrol mekanizmaları kurmalı, çalıştıkları tedarikçileri hem teknik hem etik açıdan sürekli denetlemeli. Aksi halde sektörde sürdürülebilir bir yan sanayi yapısının oluşması mümkün görünmüyor.
“Firmaların güçlerini birleştirerek ortak üretim tesisleri veya Ar-Ge merkezleri kurmaları gerektiğine inanıyorum”
- Sektördeki diğer firmalar ile iş birliği ve ortak projeler geliştirme konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu, sektörün gelişimi için ne kadar önemli?
İthalatçı bir firma olarak sektördeki diğer ithalatçılarla ortak projeler yürütmek veya iş birliği yapmak çok kolay değil. Çünkü ithalatçı firmalar genellikle az sayıda personelle, verimlilik odaklı çalışan yapılara sahip. Yüzlerce çalışanı olan üretici firmalar gibi değiliz; dolayısıyla farklı firmalarla ortak bir yönetim ve karar mekanizması oluşturmak karmaşık bir süreç haline geliyor. Böyle bir yapının pratikte çok verimli olacağını da düşünmüyorum. Ancak konu üretici firmalar olduğunda tablo değişiyor. Makine üreticilerinin bir araya gelerek daha büyük organizasyonlar kurması hem finansman hem Ar-Ge hem de rekabet gücü açısından sektöre önemli katkı sağlar. Türkiye’de birçok firma sermaye yetersizliği nedeniyle projelerini büyütemiyor, Ar-Ge’ye yeterince kaynak ayıramıyor. Bu da dünya pazarlarında rekabet etmeyi zorlaştırıyor. Bu noktada, üretici firmaların güçlerini birleştirerek ortak üretim tesisleri veya Ar-Ge merkezleri kurmaları gerektiğine inanıyorum. Örneğin, TOGG’un otomotiv sektöründe birkaç büyük firmanın bir araya gelmesiyle ortaya çıkan yapısı, makine sektörüne de örnek olabilir. Devlet desteğiyle kurulacak böyle bir ortak yapı hem üretim maliyetlerini düşürür hem de dünya pazarında daha rekabetçi ürünler ortaya çıkarır. Üretim hacmi arttıkça maliyetler düşer, finansal güç ve istikrar artar, en önemlisi de Ar-Ge yatırımları için gerekli kaynak yaratılır. Çünkü inovasyon yapabilen, teknik olarak güçlü ve rekabetçi ürün geliştirebilen firmalar her zaman öne geçiyor. Bu nedenle, ithalatçılar için kısa vadede iş birliği zorlu olsa da üreticilerin güç birliği yapması sektörün gelişimi açısından kritik önemde.
“Üretim ve işletme giderlerinin çok yükselmesi, firmaları zorluyor”
- Ağaç işleme makine sektörünün çözüm bekleyen ilk 3 ana sorunu nedir? Bu sorunlarla ilgili çözüm önerileriniz nedir?
1- Finansmana erişim zorluğu
2- Artan maliyetlerle birlikte azalan rekabet gücü
3- Kalifiye personel eksikliği
Sektörün en büyük problemi finansmanla ilgili. Müşterilerin alım gücü düştü, yatırım yapma isteği azaldı. Nakit gücü olan işletmeler bile yüksek kredi maliyetleri nedeniyle yeni makine yatırımlarını erteliyor ya da farklı alanlara yöneliyor. Bu da iç piyasadaki alım kapasitesini ciddi biçimde düşürüyor. Bunun yanında üretim ve işletme giderlerinin çok yükselmesi, firmaları hem içeride hem dışarıda zorluyor. Türkiye’de üretim maliyetleri bu kadar artınca kârlılık doğal olarak düşüyor, ihracatta da rekabet gücü kayboluyor. Özellikle Çinli üreticilerin ABD pazarında yaşadığı kayıpların ardından fiyatlarını ciddi biçimde düşürüp farklı ülkelere yönelmesi yerli üreticiyi oldukça baskılıyor. Eskiden ürün bazında yüzde 30-40 olan fiyat farkı bazı kalemlerde yüzde 60’a kadar çıktı. Üçüncü önemli konu da kalifiye eleman bulma sıkıntısı. Son yıllarda meslek liselerinin zayıflaması ve genç kuşağın bu alanlara ilgisinin azalması, üreticilerin nitelikli personel bulmasını zorlaştırıyor.
Bu doğrultuda sektördeki sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi için atılması gereken temel adımlar şöyle sıralanabilir;
- Ekonomik dengenin sağlanması: Sektörde kalıcı bir iyileşme için öncelikle ekonominin genel anlamda dengelenmesi gerekiyor. Üretim ve işletme maliyetleri düşmeden ve finansman koşulları iyileşmeden sektörün toparlanması kolay değil.
- Finansman koşullarının iyileştirilmesi: Firmaların uygun maliyetli krediye ve finansman kaynaklarına erişiminin kolaylaştırılması hem üretim sürekliliği hem de yan sanayinin güçlenmesi açısından kritik önem taşıyor.
- Vergi politikalarında denge: Çin gibi ülkelere karşı korumacı önlemler yerine, makul vergilerle serbest piyasa dengesini korumak daha doğru bir yaklaşım olacak. Bu yöntem, ithalatı tamamen kısıtlamadan yerli üreticiyi koruyacak bir denge sağlar.
- Mesleki eğitim sisteminin güçlendirilmesi: Kalifiye personel sorununu çözebilmek için mesleki eğitim altyapısının yeniden güçlendirilmesi şart. Bu konuda bazı adımlar atılıyor olsa da kısa vadede sonuç almak zor. Uzun vadeli ve sürdürülebilir bir eğitim politikası gerekiyor.
- Maliyetlerin azaltılması: Üretim ve işletme maliyetlerini düşürmeye yönelik yapısal önlemler (enerji, hammadde, lojistik gibi kalemlerde) sektörde rekabet gücünü artıracak.

