Avrupa Birliği’nin Made in Europe yaklaşımı ve Hindistan ve Mercosur ülkeleriyle yürüttüğü ticaret anlaşmaları, küresel ticarette yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bu gelişmelerin Serbest Ticaret Anlaşmaları, Gümrük Birliği ve Türkiye’nin ihracat stratejileri açısından doğurabileceği etkileri Dış Ticaret Uzmanı Kemal Abdullahoğlu değerlendirdi.  Türkiye’nin bugünkü koşullarda AB olmadan ekonomisini geliştirip ihracatını büyütemediğini vurgulayan Abdullahoğlu, üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmaların AB’ye yeni seçenek ve imkanlar getirdiğini, bu durumun ise Türkiye açısından pazar kaybı riski oluşturduğunu ifade etti.

Ticarette dengeler hızla değişirken, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkiler de yeni anlaşmalar ve politikalarla yeniden şekilleniyor. Günümüzde; Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), bölgesel iş birlikleri ve üretimi korumaya yönelik yeni yaklaşımlar uluslararası ticaretin yönünü belirleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Avrupa Birliği’nin gündeme getirdiği “Made in Europe” yaklaşımı ile Hindistan ve Mercosur ülkeleriyle yürüttüğü anlaşmalar da bu dönüşümün dikkat çeken başlıkları arasında bulunuyor. Söz konusu gelişmeler Avrupa ile güçlü ticari bağlara sahip olan Türkiye açısından da kritik sonuçlar doğurabilir. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi ve küresel ticarette yaşanan yeni dengeleri değerlendirmek üzere Dış Ticaret Uzmanı Kemal Abdullahoğlu ile bir araya geldik.

  • Serbest Ticaret Anlaşması (STA) nedir? Ülkeler açısından ne gibi sonuçlar doğurur?

STA’lar ülkeler arasında ikili ya da çok taraflı oluşturulan serbest ticaret platformudur. Bu anlaşmalarla ortaya çıkan serbest ticaret platformu, ülkeler arasında ithalat ve ihracatı yani mal ve hizmet alışverişini kolaylaştırıyor; ticaret hız kazanıyor, engeller ortadan kalkıyor ya da azalıyor. Anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat maliyetlerinde de düşüş sağlıyor. Bu anlaşmalarla ülkeler pazarlara daha kolay ulaşırken firmaların rekabet gücü artıyor. STA kapsamına giren ülkeler arasında karşılıklı gümrük vergileri ürün bazında genelde sıfırlandığı için ithalat ve ihracat maliyetleri düşüyor ve tüketicilere geniş ürün gruplarına ulaşma şansı doğuyor. Serbest Ticaret Anlaşması imzalayan ülkeler kendi ekonomi ve üretim gücü oranında diğer ülkelerden avantajlar elde edebiliyor. Ancak ülkelerin tarım, sanayi, teknoloji ve hizmet sektörü gibi alanlardaki durumu bazı ülkelere lehte ya da aleyhte sonuçlar da getirebiliyor. Bu nedenle Serbest Ticaret Anlaşması yapan ülkeler bu anlaşmalara imza atmadan önce ürün gamı, kapasite, maliyetler ve rekabet dengelerini çok iyi hesaplayarak geniş kapsamlı bir ön planlama yapıyor.

“Türkiye’nin “Made in Europe uygulumasının içinde tanınacak olması ülke için önemli bir başarı”
  • AB’nin planladığı “Made in Europe” uygulaması teknik ve ticari anlamda ne ifade ediyor?

Bu konu son gelişmeler kapsamında AB’nin orta ve uzun vadeli önlem planlarının bir parçasını oluşturuyor. Karar her ne kadar AB için olumlu gibi görünse de uygulamada bazı sorunlar çıkabileceği endişesi de var. Nitekim kararın açıklanması üç kez ertelendi. Bu kararla AB, devlet alımlarında Avrupalı şirketlere öncelik ve tercih tanıyor. AB, bu uygulama ile kendi sanayicilerine destek ve ayrıcalık veriyor. AB Komisyonunun hazırladığı plana göre başta enerji yoğun sektörler, net-sıfır teknolojileri gibi alanlarda AB’de üretilen ürünlere rekabet avantajı sağlanıyor. Öte yandan bu uygulama kendi iç bünyesinde ülkelere avantajlar getirirken yeni yatırımlar için caydırıcılık getirmesi kuşkuları da yaratabileceği düşünülüyor. Ayrıca bu uygulamanın küresel rekabet gücünü olumsuz etkilemesi de mümkün. Özellikle Almanya’nın bu yönde görüşü olduğunu biliyoruz. Bu kapsamda Türkiye’nin konumu da çok önemli. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği uygulaması ve uzun yıllara dayalı dış ticaret ilişkileri var. İhracatımızın büyük bölümünü 27 Avrupa Birliği ülkesine yapıyoruz ve bu durumun bir biçimde etkilenmemesi gerekiyor. Geçen yılın ihracat toplamı olan 273,3 milyar dolar değerinin 131,4 milyar doları AB’ye oluyor. Özellikle otomotiv sektörümüz bu açıdan son derece kritik. Bu nedenle yakın zamanda açıklanan ve Türkiye’nin girişim ve temaslarıyla gerçekleşen, Türkiye’nin aynı uygulama içinde tanınacak olması Türkiye için önemli bir başarı.

  • AB’nin Hindistan ve Mercosur ile yaptığı anlaşmaların ticari değeri, sonuçları ve Türkiye’ye muhtemel yansımaları neler?

Mercosur, Arjantin, Brezilya, Paraguay, Uruguay gibi kurucu ülkelerle birlikte Şili, Kolombiya, Ekvator, Peru, Panama gibi bir dizi Güney Amerika ülkesini kapsıyor. Bir anlamda Güney Amerika ortak pazarı tanımı da yapılabilir. Avrupa Birliği’nin Mercosur ülkeleriyle STA imzalamasıyla 720 milyar dolarlık yeni bir pazar yaratması bekleniyor. Bu durum sürpriz olarak görülmemeli. Zira dünya ekonomik dengeleri süratle değişiyor. ABD’nin Avrupa Birliği ülkeleri, Hindistan ve Çin’e uygulamaya başladığı sıkı ve baskıcı politikalar dünya ekonomi dengelerini bozuyor ve karşı politikaları kaçınılmaz hale getiriyor. AB’nin de Mercosur ile yaptığı anlaşmalar bu kapsamda değerlendiriliyor. AB bu bölgede gelecekte büyük potansiyel görüyor. Daha anlaşma olmadan bile AB’nin Mercosur ülkeleriyle 111 milyar euroluk bir ticaret hacmi gerçekleşmiş bulunduğu unutulmamalı. 2023’te Mercosur’un 5,7 trilyon dolar GSYH üreterek dünyanın 5. büyük ekonomik gücü olduğunu gösterdi. Şimdi bu yeni STA ile AB-Mercosur arasında yeni bir dönem başlıyor. Ticaretin büyük bir bölümünde gümrük vergileri sıfırlanıyor ve ticaret hacmi bu ülkeler arasında büyük ölçüde artıyor. Ancak Türkiye açısından ciddi bir sorun çıkabilir. Çünkü Türkiye, Mercosur ülkelerinden sıfır gümrükle AB’ye girmiş binlerce ürüne kapılarını açmış oluyor. Bu durum doğal sonuç olarak Türkiye’de yerleşik üreticiler için çok ciddi bir pazar ve üretim kaybı yaratıyor. Sorunu dengelemek için Türkiye’nin, AB’nin desteği ile Mercosur ülkeleriyle benzeri anlaşmalar yaparak bu tek taraflı avantajın önünü mutlaka kesmesi gerekiyor.

“Türkiye bugünkü koşullarda AB olmaksızın ekonomisini geliştirip ihracatını büyütemiyor”
  • Türkiye’nin AB ile Gumruk Birligi ilişkisi ve AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalar karşısında nasıl bir denge ya da yapı ortaya çıkarabilir?

Öncelikle şunun altını çizelim; Türkiye’nin AB ile olan ticari ilişkileri hayati derecede önem taşıyor. Çünkü tüm ihracatımızın büyük bölümünü sadece AB ülkelerine yapıyoruz. Türkiye bugünkü koşullarda AB olmaksızın ekonomisini geliştirip ihracatını büyütemiyor. Üçüncü ülkelerle yapılan bu anlaşmalar net bir şekilde AB’ye yeni seçenek ve imkanlar getirdiğinden, Türkiye’nin pazar kaybetme riski bulunuyor. Bunun son yıllardaki ilk işaretleri ihracattaki gerilemeyle görülüyor. Hatta orta vadede şu anki mevcut durumun bile sürdürülmesi zorlaşabilir. Bugünkü koşullar bu gerçeği net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu durumda Türkiye süratle tüm ihracat stratejilerini yenilemeli. Özellikle yüksek katma değerli yeni ürün ve hizmetlere odaklanarak standardı etkilemeden maliyet düşürücü projeler geliştirilmeli. Aksi takdirde rekabette sorun çıkacağı gibi pazar kaybı da kaçınılmaz. Küresel ticaret hacminin 33 trilyon dolar civarında olduğu bu son dönemde Türkiye’nin aldığı pay zaten yetersiz kalıyor. Bu rakamın daha da azalma riski de bulunuyor. Atılacak adımlardan ilki mevcut Gümrük Birliği tarifelerinin Türkiye lehine güncellenmesi olacak. Türkiye’nin 27 AB ülkesi için de çok büyük bir pazar olduğu gerçeği bu amaçla koz olarak kullanılmalı.Unutulmaması gereken bir başka gerçek ise şu; 2015 öncesi Türkiye’nin oluşturduğu ihracat avantajları tek tek kaybediliyor ya da azalıyor. Ek olarak AB ithalatta çevre ve yeşil enerji şartlarını ağırlaştırarak Türkiye’nin demir çelik ürünleri ve otomobil ihracatını daha da zorlaştırma sürecinde. Bu itibarla gelinen aşamada en büyük görev Sanayi, İklim ve Ticaret bakanlıklarına düşüyor. Türk üretici ve sanayicisinin AB ülkelerinde rekabet ve pazar gücünü kaybetmemesi için bu bakanlıkların koordineli bir biçimde olumlu sonuçlar getirecek destek projelerini süratle hayata geçirmeleri büyük önem arz ediyor. Bunlar yapılamaz ise AB ülkelerine anlaşmalı üçüncü ülkelerden sıfır gümrükle girecek binlerce farklı ürün grubu, AB’den Türkiye’ye de sıfır gümrük vergisiyle gireceğinden ekonomimize büyük tahribat ve zarar verebilir.