Ana Sayfa Türkiye'de Orman Varlıkları Türkiye’nin dünyaya armağanı

Türkiye’nin dünyaya armağanı

49

Büyük bir bölümü Kastamonu il sınırları içinde yer alan Küre Dağları 2000 yılında milli park ilan edildi. Türkiye’de korunması gereken dokuz sıcak noktadan biri olmasının yanı sıra Türkiye’nin ilk Pan Parkı olan bölge Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın başlattığı “Yaşayan Gezegen Kampanyası” çerçevesinde Türkiye’nin dünyaya armağanı olarak kabul ediliyor.

Karadeniz Bölgesi’nin batısında Küre Dağları üzerinde yer alan Küre Dağları Milli Parkı, Kastamonu ve Bartın il sınırları içinde kalıyor. Yakın çevresini oluşturan tampon bölgelerle birlikte 103 bin 575 hektarlık bir alanı kaplayan milli parkın kendi büyüklüğü ise 34 bin 018 hektar.

1998 yılında Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından Avrupa Ormanları’nda korumada öncelikli alanlardan birisi olarak seçilen Küre Dağları, 2000 yılında milli park ilan edildi. Bu kararla, bölge WWF’in III. Milenyuma girerken başlattığı “Yaşayan Gezegen Kampanyası” çerçevesinde “Türkiye’nin dünyaya armağanı” kabul edildi. 2012 yılı itibariyle Avrupa’nın seçkin koruma alanlarını simgeleyen Pan Parkları arasında yerini alan Küre Dağları Milli Parkı, Avrupa’nın 13’üncü, Türkiye’nin ise ilk Pan Parkı ilan edildi.

Küresel düzeyde öncelikli 200 ekolojik bölgeden biri

Günümüzde tehlike altındaki “Karadeniz Nemli Karstik Orman” ekosistemlerinin, en iyi yabanıl örneklerine sahip olan Küre Dağları Milli Parkı, Avrupa’da korunması gereken 100 orman sıcak noktası içinde yer alıyor. Kuzey Anadolu ve Kafkasya Ilıman Kuşak Ormanları, WWF’in doğa koruma açısından küresel düzeyde öncelikli 200 ekolojik bölgeden biri. Küre Dağları Milli Park alanı da sahip olduğu 157 endemik bitki türü ve bunlar içinde nesli tehlike altında olan 59 bitki taksonu nedeni ile bu bölgenin önemli bir parçası. Ayrıca korunması amaçlanan biyolojik çeşitliliği güvence altına almak için “tampon bölge” kavramı da Türkiye’de ilk kez Küre Dağları Milli Parkı ile hayata geçirildi.

Mağara ve kanyonlar açısından en zengin yerlerinden

Türkiye’nin mağara ve kanyonlar açısından en zengin yerlerinden biri olarak kabul edilen Küre Dağları, batıda Bartın Çayı’ndan başlayarak Kızılırmak’a kadar, yaklaşık 300 kilometre boyunca uzanıyor. Küre Dağları üzerindeki en zengin flora ve faunaya sahip alanlardan biri olan milli park, kullanıma açılmamış bakir yerlerinden biri. Bölgedeki dağların kuzey sınırlarını Karadeniz, güney sınırlarını ise Gökırmak çiziyor. İsfendiyar Dağları olarak da bilinen bu sıradağlar, sahip olduğu hareketli topografik yapısı nedeniyle önemli bir peyzaj çeşitliliğine sahip. Anadolu’nun kuzeyini baştan başa kat eden kıyısal dağ sisteminin bir parçası olan bölge, orman, akarsu, kıyı ve geleneksel tarım ekosistemleri gibi çeşitli ana ekosistem tiplerinin bir arada bulunduğu, zengin bir habitat çeşitliliğini barındırıyor.

20 civarında da nesli tehlike altında bitki taksonu bulunuyor

Küre Ormanları’nda 675 bitki taksonunu bulunuyor ancak uzmanlar gerçek sayının bundan çok daha fazla olduğu yönünde hem fikir. Küre Dağları, 100 kadarı Türkiye’ye endemik bitki, 50 civarında da nadir takson barındırıyor. Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre, bölgede biri kritik olarak tehlikede olmak üzere (Kastamonu geveni), 20 civarında da nesli tehlike altında bitki taksonu bulunuyor. Küresel düzeyde iki, Avrupa düzeyinde 33 nesli tehlike altında bitki taksonu da, alanın uluslararası düzeydeki önemini ortaya koyan nedenler arasında.

En yüksek nokta: Yaralıgöz Dağı

Orta yükseklikte bir dağ sırası olan Küre Dağları’nın en yüksek noktası, Devrekani ve Abana arasında yer alan ve 2 bin 019 metre yüksekliğe sahip Yaralıgöz Dağı. Aynı zamanda bu bölge dağlarda ağaç sınırının hemen altında yer alan, çoğunlukla iğne yapraklı ağaçlardan oluşan orman kuşağı olan subalpin kuşağına sahip tek yükseklik. 1.746 metre ile Ballıdağ, 1.282 metre ile Karakuz Dağı, 1.804 metre ile Göynük Dağı ve 1.657 metre ile Dikmen Dağı bölgede bulunan diğer önemli yükseklikler. Küre Dağları’nın fazla girintili çıkıntılı olmayan Karadeniz tarafı kıyıya paralel uzanıyor. Denize ulaştıkları vadilerde akarsular, küçük koylar, aniden yükselen kıyılar ise falezleri meydana getiriyor. Kıyı şeridinin tipik görüntüsünü bu koy ve falezler şekillendiriyor. Dağların kuzey eteğini izleyen kıyı yoluna Amasra, Kurucaşile, Cide, İnebolu, Abana, Çatalzeytin, Türkeli ve Ayancık sıralanmışken; güneyinde Ulus, Pınarbaşı, Azdavay, Kastamonu, Taşköprü ve Boyabat yer alıyor.

Türkiye’nin önemli kuş alanları listesinde de yer alıyor

Küre Dağları Mili Parkı’nın biyolojik açıdan önemi, çok sayıda hayvan türü için sunduğu farklı yaşam ortamından kaynaklanıyor. Milli park içinde yaban kedisi, susamuru, bozayı ve ulu geyik gibi memeli türleri dahil olmak üzere Türkiye’de yaşayan 160 memeli türünün 48’i yaşamını sürdürüyor. 129 kuş türünün yaşadığı alanda özellikle küresel ölçekte nesli tükenmekte olan küçük akbabalar çok önemli bir konumda. Geniş vadilere bakan yüksek kayalıklar, akbaba, şahin, kartal ve gece yırtıcılarının barınması için uygun alanlar oluşturuyor. Bunun yanı sıra alan sadece yırtıcı türler değil, hem deniz kıyısında üreyen ve kışlayan su kuşları, hem de ılıman kuşak orman biyolojik türleri için önemli bir konumda. Küre Dağları Milli Parkı, bu nedenle, Doğa Derneği ve BirdLife International (Dünya Kuşları Koruma Kurumu) tarafından 2004 yılında güncellenen “Türkiye’nin önemli kuş alanları” listesinde de yer alıyor. 113 omurgasız türünün bulunduğu milli parkta, 10 çift yaşamlı, 23 sürüngen türü yaşıyor.

Evliya Çelebi “ağaç deryası” olarak betimlemiş

Sadece Türkiye için değil, uluslararası anlamda da büyük bir öneme sahip olan bölge binlerce yıl öncesinde bile konunun uzmanları tarafından incelenmiş. Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozof Strabon’un yaklaşık 2 bin yıl önce kaleme aldığı Geographika adlı kitabında şu sözlere yer vermiş; “En iyi cins şimşir ağacı en çok Amastris (Amasra) topraklarında yetişir” Evliya Çelebi ise Seyahatnamesi’nde Amasra yöresi ormanlarını yani Küre Dağları Mili Parkı bölgesini “ağaç deryası” olarak betimlemiş.

Önceki İçerikBeyaz altının başkenti: Özbekistan
Sonraki İçerikCumhuriyet tarihinin önemli kadın figürü: Afet İnan